Genel Uygarlık Tarihi Dersi 1. Ünite Özet

Dünyanın Oluşumu, Eski Mezopotamya Ve Eski Mısır Tarihi Ve Uygarlıkları

Dünyanın Oluşumu ve İlk İnsan Türleri

Evrenin yaşının 15 milyar yıl olduğu düşünülmektedir. 12 milyar yıl önce galaksiler, 5 milyar yıl önce ise Güneş sistemimiz Samanyolu galaksisinde oluşmuştur. Dünya, güneş sistemimizin oluşmasından 500 milyon yıl sonra, 4.5 milyar yıl önce gaz ve toz bulutlarından oluşmuştur.

Çeşitli safhalardan geçen Dünyamız’da, günümüzden 2.5 milyon yıl önce Paleolitik Çağ ile birlikte insanlar taş aletler yapmaya başlamışlardır. Paleolitik Çağ üç evrelidir:

  • Alt Paleolitik Çağ’da (G.Ö. 2.500.000-200.000) homo habilis, homo rudolfensis, homo erectus, homo ergaster ve homo heidelbergensis;
  • Orta Paleolitik Çağ’da (G.Ö. 200.000-40.000) homo neanderthalensis ve homo sapiens;
  • Üst Paleolitik Çağ’da (G.Ö. 40.000-12.000) da homo sapiens

türü insanlar görülmüşlerdir.

Homo habilis , günümüzden 2.5 milyon yıl-1.5 milyon yıl önce Güney ve Doğu Afrika’da yaşamış insan türüdür. Ortalama 1.3 m. boyundadırlar ve beyin hacimleri 590-650 cm 3 civarındadır. Homo habilisin kelime anlamı becerikli insandır.

Homo erectus günümüzden 1.9 milyon yıl-100 bin yıl öncesine kadar yaşayan bir insan türüdür. Boyları ortalama 1.60-1.70 m., beyin hacimleri 950-1100 cm 3 civarındadır. Bu tür, fosilleri Afrika dışında bulunan ilk insan türüdür. Afrika’da evrimleştikten sonra Asya ve Avrupa’ya yayıldıkları kabul edilir.

Homo sapiens türü insan, günümüz insanı yani modern insandır. Bu insan türü günümüzden 130.000 yıl önce Afrika’da, 90.000 yıl önce Ortadoğu’da, 40.000 yıl önce de Avrupa’da yaşamaya başlamıştır. 50.000-60.000 yıl önce Avustralya ve 15.000-20.000 yıl önce Amerika kıtalarına kadar yayılmıştır. Beyin hacimleri ortalama 1350 cm 3 ’tür.

Günümüzden 35.000 yıl önce Avrupa’da, Afrika’da ve Avustralya’da bu insan türü tarafından yapılmış ilk sanatsal ürünler ortaya çıkmıştır. Mağara duvarlarına yapılan resimler ile taş, kil, fildişinden yapılmış kadın heykelcikleri (Venüs heykelcikleri) ilk sanat ürünleridir.

Eski Mezopotamya Tarihi

Mezopotamya’nın Coğrafi Yapısı

Mezopotamya, Yunanca mesos=ara/orta ve potamos=ırmak kelimelerinden türetilmiş, iki ırmak arası anlamına gelen bir coğrafi terimdir. Bu ad kuzeyde Toros Dağları’ndan güneyde Basra Körfezi’ne, doğuda Zagros Dağları’ndan batıda Suriye Çölü’ne kadar uzanan alan için kullanılmaktadır.

Dicle (İdiglat) ve Fırat (Purattu) nehirleri Doğu Anadolu’dan doğar Mezopotamya’ya hayat verir. Her iki nehir Basra Körfezi’ne 145 km kala birleşir ve Şattülarap Nehri adıyla Basra Körfezi’ne dökülür. Eskiçağ’da Dicle ve Fırat, bugün denize döküldükleri noktadan 200 km daha içeride birbirlerinden ayrı olarak Basra Körfezi’ne dökülmekteydiler. Nehirlerin getirdiği alüvyon nedeniyle deniz dolmuş, nehirler yatak değiştirip birleşerek Şattülarap Nehri’ni oluşturmuşlardır.

Genel Hatları ile Eski Mezopotamya Tarihi

Mezopotamya’da Paleolitik Çağ’dan (Eski Taş Çağı) (MÖ. 1.100.000-12.000) itibaren insanlar yaşamaya başlamıştır. Bu çağ Alt , Orta ve Üst olarak üç evreye ayrılmaktadır.

Yaklaşık olarak MÖ. 12.000 yıllarında Son Buzul Çağı’nın sona ermesi ile Mezopotamya iklimi yumuşamış, bitki ve hayvan türleri çoğalmıştır. MÖ. 12000-10.000 yılları arasındaki dönem Epipaleolitik Çağ/Orta Taş Çağı olarak adlandırılmaktadır. Zağros dağlarının batı yamaçları, Kuzey Mezopotamya’nın Türkiye sınırındaki dağlık bölgesi ve Akdeniz kıyılarında avcılık ve toplayıcılıkla geçinen homo sapiens tür insanlar yaşamaktaydılar.

MÖ. 10.000 yıllarında Neolitik Çağ (Yeni Taş Çağı ya da Cilalı Taş Çağı)’a girilir. Bu çağda kalıcı ilk köy yerleşmeleri kurulmaya başlar. Bunu üretim izler. Buğday, arpa, bezelye ve mercimek tarımı yapılır, koyun, keçi, sığır, köpek ve domuz gibi hayvanlar evcilleştirilir. Mezopotamya’da bulunmayan obsidyen Doğu Anadolu’dan ticaretle getirilir.

MÖ. 7. binyılın sonlarından MÖ. 6. binyılın ilk yarısına kadar yeni çanak çömlek tarzları ve boyama teknikleri gelişti Kuzey Mezopotamya’daki yerleşme yerlerinden isimlerini alan boyalı çanak çömlek kültürleri Hassuna Kültürü ve Samarra Kültürü Mezopotamya’nın neolitik kültürlerini temsil eder. Kalkolitik Çağ’da (Bakır Taş Çağı) MÖ. 5600’ de Kuzey Mezopotamya’da Hassuna Kültürü’nün yerini Halaf Kültürü (MÖ. 5600-5000) aldı.

Sümerler (Erken Hanedanlar Dönemi: MÖ. 2900-2350)

MÖ. 4. binyılın sonlarına doğru Mezopotamya’da görülmüşlerdir. Kökenleri tam olarak bilinmemekle birlikte Mezopotamya’nın yerli halkı olabilecekleri de ileri sürülmektedir. Sümerler, Erken Hanedanlar Dönemi’ nde (MÖ. 2900-2350) Güney Mezopotamya’da her biri bir kralın yönetimindeki kent devletlerinde yaşadılar. Bunların hepsi merkezî bir tapınak etrafında kurulmuştu ve etrafları bir sur ile çevrili idi. Çevresinde ise köyler bulunmaktaydı.

Akkadlar (MÖ. 2350-2150)

Akkadlar (MÖ. 2350-2150), Sami kökenli bir topluluktur. Sümerler Dönemi’nde Mezopotamya’ya göçen bu topluluk Sümer kültürünü benimsemiştir. MÖ. 2150’lerde Zagros Dağları’ndan inen Gutiler Akkadları yıkmıştır.

Yeni Sümer Dönemi (III. Ur Sülalesi: MÖ. 2112-2000)

Güney Mezopotamya’da Akkadların Sümer kentleri üzerindeki baskısı ortadan kalkınca birçok Sümer kentinde yönetici sülaleleri egemenliklerini ilan etmişlerdir. III. Ur Sülalesi (MÖ. 2112-2000) ile Ur, Lagaş ve Uruk bu kentlerin birkaçıdır. III. Ur Sülalesi’nin yönetiminin sonu Sümerlerin Mezopotamya’daki yönetimlerinin sonu demektir. Daha sonra Mezopotamya’ya Sümer kökenli olmayan kavim ve sülaleler egemen olmuşlardır.

Assurlular ve Babilliler

III. Ur Sülalesi’nin çöküşünden sonra kuzeyde büyük bir siyasi güç olarak Assur, güneyde ise din ve kültür merkezi olarak Babil öne çıkmıştır. Anadolu’da MÖ. 1950-1750 yılları arasında yaşanan Assur Ticaret Kolonileri Çağı’nda Assurlu tüccarlar Anadolu’ya ticaret yapmaya gelmişlerdir.

Anadolu’daki ana ticaret merkezi (bugün Kayseri il sınırları içindeki Kültepe ören yerinde bulunan) Kaniş/Neşa kenti idi. Tüccarlar genellikle tunç yapımında kullanılan kalay ve çeşitli kumaşlar satıyorlar, karşılığında da altın ve gümüş alıyorlardı. Anadolu’nun yazı ile tanışması ve tarihî çağlara girmesi de yine Assurlu tüccarlar sayesinde olmuştur.

Kuzey Mezopotamya’da MÖ.13. yüzyılda Assur kralı I. Salmanasar, Hurri-Mitanni Devleti’ni yıkarak Assur egemenliğini kesin olarak başlatmıştır. MÖ. 10. yüzyıldan yaklaşık MÖ. 7. yüzyılın sonlarına kadar süren Assur yönetimine Yeni Assur Krallığı denmiştir. Bu dönemde yoğun bir yayılma politikası benimsenmiştir.

Yeni Babil Devleti (MÖ. 625-539)

Yeni Assur Krallığı’nın en geniş sınırlara ulaştığı dönemde Medler ve Babilliler, İskitler ile birleşerek Assur’a savaş açmış ve sonunda Yeni Assur Devleti’nin yıkılmasına (MÖ.612) neden olmuştur.

Yeni Assur Krallığı’nın ortadan kalkmasıyla liderlik bir kez daha Babillilerin eline geçmiş ve Yeni Babil Devleti (Kalde Devleti) (MÖ. 625-539) olarak anılan bir dönem başlamıştır. Babil esas ününü bu dönemde kazanmıştır. Günümüze kadar ulaşan anıtsal yapıların çoğu bu dönemde kral Nabopolassar ve Nabukadnezar tarafından yaptırılmıştır. Ayrıca Babil, Assur’un tüm topraklarına egemen olmuştur.

MÖ. 6. yüzyılın başlarında Medler ve İskitler Doğu Anadolu’da Urartu Devleti’ne son vermişlerdir. İran’daki iktidar değişikliği ile ortaya çıkan Persler MÖ. 539 yılında Babil’i ele geçirmiştir.

Eski Mezopotamya Uygarlığı

Devlet Yönetimi

Erken Sülaleler Dönemi’nde Sümer’de kent devletlerinde yönetimin ve bürokrasinin nasıl işlediği tam olarak bilinmemektedir. Yönetimle ilgili En (Bey), Ensi (Vali) ve Lugal (Kral) gibi unvanlar karşımıza çıkmaktadır. Ensi unvanı başlangıçta bağımsız yöneticileri tanımlamak için kullanılmaktaydı. Ensiler en yüksek yönetici, en yüksek rahip, en yüksek yargıç ve en yüksek komutandı.

Mezopotamya’da toplum, soylular, sıradan vatandaşlar, yanaşmalar ve kölelerden oluşmaktaydı. Halkın çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçilerdi. Ayrıca yazıcılar, gemiciler, balıkçılar, mimarlar, duvarcılar, marangozlar, çömlekçilerde zanaatkârları oluşturuyordu. Her kentte zengin tüccarlar da vardı. Halk değişik türde toplu işlerde çalıştırılıyor ve zorunlu askerlik yapıyordu. Köleler ise evlerde ve tapınaklarda kullanılıyorlardı.

Hukuk

Sümerlerde gelenek hukukundan yazılı hukuka ilk defa hangi kentte ve ne zaman geçildiği bilinmemektedir. Sümerler her çeşit alım-satım işlerini, değiş-tokuş, kira, ödünç verme ve faiz gibi ekonomik hayatın işlemlerini kil tabletler üzerine çivi yazısı ile yazdıkları gibi, sosyal hayatın evlenme, boşanma, miras, evlatlık alma gibi olaylarını da belgelemişlerdir.

Adaletin koruyucusu olarak Güneş Tanrısı (UTU)’nı kutlamaktaydılar. Çünkü Güneş, nasıl karanlıkları aydınlatırsa, tanrının faili meçhul gizli işleri de öyle aydınlatacağına inanıyorlardı. Adaletin yeryüzündeki temsilcisi hâkimlerdi. En büyük hâkim, baş yargıç ise kraldı. Fakat onun mahkemede bulunamadığı hâllerde, kralın vekilleri olarak Sukkaller davalara bakarlardı. Mahkemeler tapınağın veya şehrin kapısında yapılırdı. Sümerce ve Akadca birçok kanun tablet halinde bulunmaktadır.

Mezopotamya’da bugüne kadar bulunan kanunlar yazılış sırasına göre şunlardır:

  • Sümerce Yazılı Kanunlar
    a. Urukagina Kanunu
    b. Ur-Nammu Kanunu
    c. Ana İttişu Kanunu
    d. Lipit-İstar Kanunu
  • Akkadca Yazılı Kanunlar
    a. Eşnunna Kanunu
    b. Hammurabi Kanunları
    c. Orta Assur Kanunları

Bütün bu kanunlar standart bir kalıp içinde yazılmıştır. Her kanunun;

  • Ön söz (prolog),
  • Maddeler ve
  • Netice (epilog) olarak üç bölümden oluşması gerekiyordu.

Sümer kanunlarında cezalar daha çok maddi, para cezası olduğu hâlde, Sami kavimlerin kanunlarında ağır cezalar vardı. Talion denilen Kısasa kısas cezası Sümerler tarafından bilinmez, Hammurabi Kanunları’nda ise bu prensibe geniş ölçüde yer verilir. Sümerlerle başlayan bu kanun formülü, daha sonraları MÖ. 2. binyılda Hititler ve hatta MÖ. 1. binyılda İbraniler tarafından da kullanılmıştır.

Din

Eski Mezopotamya dini, kayıtları bilinen en eski dindir. Mezopotamya’da çok tanrılı bir din anlayışı hâkimdi. Sümerlerde her şehrin bir tanrısı vardı. Tanrıların bazıları köken olarak hayvan biçimli olsalar bile tarihsel dönemde insan şeklinde gösterilmişlerdir. Tanrıların da insanlar gibi eşleri ve çocuklarından oluşan aileleri vardı. Tapınak-ev anlamına gelen zigguratların altında yaşadıklarına inanılırdı. Zigguratlar, Mezopotamya’nın en önemli yapı tiplerinden biridir. Zigguratlar tanrıların evi olması yanında yazıcı okulu, kütüphane ve arşiv işlevlerini de görmekteydi.

Sanat ve Kültür

Uruk Dönemi’nin sonlarına doğru MÖ. 3200 yıllarında Uruk IV tabakasında en erken yazılı belgeler ortaya çıkar. Bunlar resim şeklindeki (piktografik) işaretlerden oluşmaktadır. Yazı yaygınlaştıkça giderek küçülmüş ve resim özelliğini kaybetmiş ve işaret kümeleri hâline gelmiştir. Bu işaretler de çiviye benzetildiği için bu yazıya çivi yazısı denilmiştir. Çivi yazısını ilk kez bir Alman dilbilim adamı olan filolog G. Friedrich Grotefend (17751853) kısmen çözmüştür (1802). Mezopotamya çivi yazısını, birlikte çalıştığı bilim adamlarının da katkısıyla çözmeyi başaran ise İngiliz subayı Sir Henry C. Rawlinson (1810-1895) oldu.

Sümerler yazıya kavuştuktan sonra, hatıralarındaki bütün hikâyeleri, masalları, gelenekleri, yazıya geçirmeye başlamışlardı. Sümerleri, Babilliler ve Assurlular izlemiş ve yazılı belge bırakma konusunda Sümerlerden aşağı kalmamışlardır. Sümerler birçok mitoslar, destanlar, ilahiler ve kasideleri manzum olarak yazmışlardı.

Eski Mezopotamyalılar, MÖ. 2. binyıldan itibaren çarpım cetvelleri, kare, karekök, küp, 2 ve 16 tabanlarında logaritma cetvelleri ile birinci ve ikinci dereceden denklemlerin çözümleri, çeşitli geometrik şekillerin alan ve hacim hesaplarını yapmışlardır. En erken metinlerde kullanılan sayı sistemleri ise altmış tabanlı sistemi içerirdi.

Sümerler aynı zamanda yılı 12 aya bölen ve zamanı altmış dakikalık saatlerde ölçen ilk insanlardı. Ulaşım, madenlerin işlenmesi, mimarlık, çömlekçilik, dokumacılık, camcılık, dericilik, çiftçilik, sulama, kanal yapımı, suyun depolanması, kanalizasyon sistemi gibi bugünkü uygar yaşamın temelini oluşturan teknikler Mezopotamya’da geliştirilmiştir. Teknolojik gelişmeyi gösteren çömlekçi çarkı, araba tekerleği, saban, yelkenli tekne, yapı kemeri ve tonoz, Mezopotamyalı toplumların uygarlığa yaptıkları katkılardır.

Eski Mısır Tarihi

Mısır’ın Coğrafyası

Eski Mısır kültürü, Nil Vadisi’nde gelişmiştir. Dar ve birkaç kilometre genişlikte olan vadi kuzeyde Delta Bölgesi’nden güneyde Assuan’daki Birinci Çağlayan’a kadar uzanıyordu. Mısır, kuzeydeki Aşağı Mısır (Nil Deltası) ve güneyde vadi boyunca uzanan Yukarı Mısır olmak üzere iki ayrı bölümden oluşur. Batı ve doğuda çöllerle, doğuda kıyıya paralel uzanan sıradağlarla, güneyi çağlayanlarla kuşatılmıştır.

Genel Hatları ile Mısır Tarihi

Mısır’da Paleolitik (Eski Taş Çağı) Çağ’dan beri insanlar yaşamaktaydı. Paleolitik kültürlerin izleri günümüzden 500.000 yıl önceye kadar gitmektedir. Bugün vadinin yarısından fazlasını kaplayan Nil Nehri, o dönemde tüm vadiyi kaplıyor ve daha sonraları çöle dönüşecek olan yerlerde insanların yaşayabileceği yerleşim alanlarını çevresinde topluyordu. Günümüzden 12000 yıl önce Sahra’nın kuraklaşması ve çölleşmesi sonucunda bu bölgede avcılık ve toplayıcılıkla geçinen halklar Delta Bölgesi’ne ve Nil Vadisi’ne göç ettiler.

Köylerin birleşmesiyle kabile niteliğindeki yönetim birimleri olan nomeler oluşmuştur. Her nomenin bir yerel tanrı ya da tanrıçası vardı. MÖ. 3400’den sonraki yıllarda nomeler aralarında birleşerek Aşağı Mısır Krallığı ve Yukarı Mısır Krallığı olmak üzere iki krallık oluşturdular.

Erken Dönem (1-2. Sülaleler: MÖ. 3000-2650)

İlk iki sülalenin yönetime geldiği bu devirde Mısır’ın sınırları güneyde Birinci Çağlayan’a kadar uzanmıştı. Bu dönemde Mısır merkezî devlet yönetimi oluşturulmuş ve yüzyıllarca kullanılacak olan krallık modeli geliştirilmiştir. Daha önemli bir gelişme, hiyeroglif yazının geliştirilmiş olmasıdır. Ayrıca Mısır sanatı da klasik biçimlerine kavuşmuştur.

Eski Krallık Dönemi (3-8. Sülaleler: MÖ. 2650-2134)

Eski Krallık Döneminde Mısır toprakları güneyde Aşağı Nubya, Kuzeyde Sina Yarımadası’na kadar uzanıyordu. 3. Sülale’nin ikinci kralı Coser (MÖ. 2630-2611)’in veziri İmhotep tarafından Sakkara’da Coser için yapılan basamaklı piramit firavun mezarlarının ilk görkemli örneğidir.

4. Sülale büyük piramitlerin dönemidir. Eski Krallık Dönemi’nde inşa edilen ünlü piramitler o çağa Piramitler Çağı adının verilmesine neden olmuştur. Sülale firavunları Keops (MÖ. 2551-2528), Kefren (MÖ. 25202494) ve Mikerinos (MÖ.2490-2472)’un Gize’de yaptırdıkları piramitler, Mısır’ın en görkemli anıtları olarak karşımıza çıkarlar. sülale zamanında heykeltıraşlık, kabartma, yazıt ve mezar hediyelerinde de parlak, üstün bir sanat anlayışı görülür. ve 5. Sülale tarihinin en önemli gelişmelerinden birini, Güneş Dini’ nin ortaya çıkması oluşturur.

Orta Krallık Dönemi (11-14. Sülaleler: MÖ. 2040-1640)

11. Sülale’nin son iki kralı ve 12. Sülale zamanında ülkede yeniden birlik oluşturulmuş ve Teb kenti Mısır’ın merkezi hâline gelmiştir. MÖ. 1985 civarında I. Amenemhet (MÖ. 1991-1962)’in tahta el koyması ile 12. Sülale başlamaktadır.

Yeni Krallık Dönemi (18-20. Sülaleler: MÖ. 1550-1070)

Yeni Krallık Dönemi 18. Sülale’den I. Ahmose’nin Hiksosları yenip Mısır’da siyasal birliği tekrar kurmasıyla başlar. Hiksos istilası ile sarsılan Mısır’ın, Yeni Krallık Dönemi firavunları savaşçıydılar, pek çok ülkeyi fethederek büyük bir imparatorluk kurdular.

I. Tutmosis (MÖ. 1504-1492), MÖ. 1500’lerde kuzeye doğru sefer yapıp Filistin şehirlerini ele geçirdi, Suriye’deki Mitanni Devleti’ni mağlup ederek ülkesinin sınırlarını kuzeyde Fırat Nehri’ne, güneyde ise Dördüncü sülale’ye kadar genişletti. I. Tutmosis’in kızı Hatşepsut MÖ. 1473’te I. Tutmosis’in gerçek vârisi olduğunu iddia ederek tahtı ele geçirmiştir.

Geç Dönem (25-31. Sülaleler: MÖ. 712-332)

Mısır’da firavunların egemenliğinin son bulmuştur. Bunun sonucunda, MÖ. 8. yüzyılın ortalarında Güney Mısır, Nubya kökenli Kuşiler Hanedanı tarafından kontrol edilmeye başlandı. Bu hanedanın kralları kendilerini firavunların halefi olarak görmüşlerdir. MÖ. 727 yılında kralları Piankhi, kuzeye doğru ilerledi, Delta Bölgesi’ni eline geçirerek, 25. Mısır Sülalesini kurarak egemenliğini ilan etti.

Eski Mısır Uygarlığı

Devlet Yönetimi

Mısır, diğer Ön Asya krallıkları gibi mutlak bir krallıktı. Yönetici firavundu. Firavun, tanrının temsilcisi olarak toprakların, malların ve insanların sahibidir.

Firavun, uyruklarını beslemek, onların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak, adaleti sağlamak ve yasaları yapmak ile görevlidir. Aynı zamanda ordunun başkomutanıdır. Tanrıların tapınaklarını inşa etmek, aynı zamanda da kültlerine nezaret etmek zorundadır. Firavunun tanrılardan aldığı meşruiyeti genellikle babadan oğula ya da kardeşten kardeşe geçer. Erkek vâris olmaması durumunda kraliyet ailesinden bir kızla evlenen erkek krallığa sahip olabilirdi.

Firavundan sonra en önemli kişi, firavunun yardımcısı olan vezirdi. Merkezden atanan eyalet valileri, kral adına ülkeyi yöneten vezire karşı sorumluydular. Vezir, aynı zamanda baş yargıçlık görevini yürütüyordu, ekonomiden, hazineden ve bütün inşaat faaliyetlerinin denetiminden sorumluydu. 18. Sülale krallarından II. Amenofis (MÖ. 1427-1401) Dönemi’nden başlayarak, yönetim sorumluluğunu ülkenin kuzeyinde ve güneyinde iki vezir paylaşmıştır.

Memurlar okuma yazma bilenler arasından seçiliyordu. Tarla sınırı ölçme, vergi toplama, hukuk ve ordu ile ilgili işlere bakarlardı. Memurlar ve rahiplerin altında çok geniş bir çiftçi tabakası vardı. Mülk ve toprak daha Eski Krallık Dönemi’nden itibaren devlet malı sayılıyordu.

Bilim

Eski Mısır’da matematik, tayınların paylaştırılması gibi idari görevler nedeniyle geliştirilmiştir. Eski Mısır’da yaşayan insanlar tıp konusunda da bazı bilgilere sahiptiler.

Mısırlıların MÖ. 3000’lerde geliştirdikleri Mısır takvimi, Dünya Kültür Tarihi açısından çok önemlidir. Nil Nehri’nin periyodik taşkınlarına dayanan bir takvimdir. Bu takvime göre bir yılda dörder aylık 3 mevsim (Taşkın, Ekin, Hasat) vardı. Buna dayanarak bir yılı 30 günlük 12 aya bölmüşler, buna 5 gün ekleyerek 365 günlük bir Güneş Yılı geliştirmişlerdir.

Mısırlılar basit güneş saatleri de yapmışlardır. Üzerlerinde saati gösteren çizgiler vardır ve güneşin gölge uzunluğuna göre saat tespit edilebiliyordu.

Yazı

Eski Mısır’da MÖ. 3000 yılı civarında yazı ortaya çıkmıştır. Yazı Mısır’da da Sümerlerde olduğu gibi eşyanın şeklini çizmekle başlamıştır. Ancak Sümer yazısından farklı olarak Mısır hiyeroglifi temelde resim biçimindedir. Mısır hiyeroglifleri 1822 yılında Eski Mısır Uzmanı ve Dilbilimci Jean-François Champollion tarafından çözülmüştür. Mısırlılar yazı yazmak için papirüsleri kullanıyorlardı. Papirüs, Nil Nehri’nde yetişen saz türü bir bitkidir. Bitkiyi kâğıt hâline getirmek için, gövdesinden ince şeritler kesilir, düz bir zemine önce yatay daha sonra dikey olarak dizilir ve preslenerek kurutulurdu.

Mimari

Eski Mısır mimarisi, anıtsal örnekleri olan mezarlar ve tapınak yapılarında yoğunlaşmıştır. Saray yapıları ise günümüze kadar korunamamıştır.

Mezarlar : Mısır kralları, MÖ. 3000’lerde kerpiçten yapılmış mastaba adı verilen mezarlara gömülmüşlerdir. Krallar MÖ. 2630 ile MÖ. 1640 yılları arasında kendilerine piramit biçiminde mezarlar yaptırmışlardır.

Tapınaklar : Eski Krallık Dönemi’nde yapılmış tapınakların en güzel örnekleri Güneş Tanrısı Ra için yapılanlardır. Abu Gurab’da yaptırılan Güneş Tapınağı en güzel örneklerden biridir. Tapınağın en belirgin özelliği içinde bir sunağın bulunduğu açık avlu ve Güneş Tanrısı’nın simgesi olan kalın bir dikili taştır. Tapınak alanını sınırlayan duvarların dışında pişmiş topraktan bir kayık vardır. Eski Mısırlılar, Güneş Tanrısı Ra’nın gece bu kayığa binerek gece yolculuğuna çıktığına inanıyorlardı.

Din ve Ölü Gömme Gelenekleri

Sülalelerden önceki dönemde hayvan biçimli tanrılar vardı. Bunlar totem din inanışından kaynaklanmaktaydı. Totemler zamanla nomelerin tanrıları düzeyine yükselmişlerdir. Daha sonra tanrılar insan biçiminde düşünülünce hayvan totemlerinin bazı uzuvları insan vücuduna eklenmiştir. Böylece hayvan başlı insan vücutlu tanrı betimlemeleri ortaya çıkmıştır. Dinî tapınımlar rahipler tarafından yürütülüyordu. Önemli kült merkezleri arasında Heliopolis, Memfis, Abidos ve Teb şehirleri yer almaktaydı.

Mısır’da yaşam süresi kısa olduğu için yirmili yaşlarına ulaşacak kadar uzun yaşayanlar mezarlarını planlamaya başlarlardı. Ölen kişinin ölümden sonraki yaşamına karar verilen bir duruşma, tanrılar katında yapılırdı. Duruşmaya Osiris başkanlık ederdi. Duruşmada ayrıca ölünün önünde yalvarmak zorunda olduğu kırk iki yargıç bulunurdu. Anubis ölümlüler ülkesinde gerçekleştirilen kalbi teraziye koyma seremonisine de eşlik ederdi.


Yaz Okulu Sınavı
4 Eylül 2021 Cumartesi