Sendikacılık Dersi 2. Ünite Özet

Sendikal Hakların Uluslararası Çerçevesi

Sendikal Hakların Uluslararası Boyutu

Günümüzde insanlığın öne çıkan değerleri arasında ilk sırada insan hak ve özgürlükleri gelmektedir. Çalışanların sendika kurma ve sendikal faaliyetlerde bulunma hakları temel hak ve özgürlükler kapsamı içindedir. Sendikal haklar, yalnızca sendika hakkıyla sınırlı olmayan, toplu iş sözleşmesi ve grev haklarını da kapsayan bir terimdir. Bu anlamda sendikal hakların en önemli kaynaklarından biri uluslararası hukuktur. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Konseyi’nin kabul ettiği çeşitli belgeler sendikal hakları devlete ve işverene karşı güvence altına almıştır.

ILO Belgelerinde Sendikal Haklar

Uluslararası sosyal politikanın ve iş hukukunun kaynaklarını, en başta bu alanda en eski ve en yetkin uzman kuruluş olan ILO çerçevesinde üretilen kurallar oluşturmaktadır. Bunlar arasında ILO Anayasası’ndaki genel ilkeler, kurallar sıralamasında en üstte yer alan kaynaklardır. ILO’nun kural üretme yetkisinin hukuksal dayanaklarını oluşturan bu ilkeler, Başlangıç ve Philadelphia Bildirgesi’nde yer almaktadır. İkinci sırada yer alan temel kaynaklar, sözleşmelerdir.

Sendikal hak ve özgürlüklerin tanınıp korunması konusunda devletler, ulusal hukuki düzenlemeleri yaparken ILO normlarını model almakta ve ulusal mevzuatları ile ILO normları arasındaki uyumsuzlukları en aza indirmeye çalışmaktadır.

ILO normları, sendikal hak ve özgürlükler konusunda ülke mevzuatlarının yol göstericisi, ILO’nun denetim mekanizması da ülkelerin mevzuatlarındaki eksikliklerin giderilmesi sürecinin takipçisidir. Böylece örgüt, farklı ülkelerde ortaya çıkan benzer sorunları çözebilecek bir “Uluslararası Çalışma Mevzuatı” yani uluslararası düzeyde bir çalışma hukuku oluşturmaya çalışmaktadır.

1919 yılında toplanan Paris Barış Konferansı, barış antlaşmasına dahil edilecek çalışma hayatı ile ilgili prensipleri belirleyecek bir komisyon atamıştır. Dokuz ülkenin temsilcilerinden oluşan komisyon, dört ay boyunca çalışarak sonuç olarak ILO Anayasası’na dönüşecek bir Çalışma Şartı (Labour Charter) oluşturmuştur. Örgüte üye olacak ülkelere ve örgütün takip edeceği politikalara rehberlik edecek ve Versay Barış Antlaşması’nda da yer alan bu Şart’ın ilkeleri şunlardır:

  • Emeğin yalnızca bir mal veya ticari meta olarak görülmemesi
  • İşverenler ve çalışanlar için dernek (örgütlenme) hakkı
  • Çalışanlara uygun bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret ödenmesi
  • Günlük 8, haftada 48 saat çalışma esası
  • Haftada en az 24 saatlik bir tatil imkanı verilmesi
  • Çocuk emeğinin yasaklanması
  • Eşit değerde iş için eşit ücret verilmesi
  • Ülke içinde çalışan herkese çalışma koşulları açısından eşit uygulama yapılması
  • Çalışanı korumaya yönelik mevzuatın uygulanmasını sağlayacak bir teftiş sisteminin oluşturulması

ILO’nun kurulması ve 40 maddelik ILO Anayasası’nda çalışanların durumunu düzeltmek ve barışı sağlamada en elverişli araçlardan birinin “sendika özgürlüğü” olduğunun ifade edilmesi, sendika özgürlüğünün “anayasal bir ilke” olmasıyla sonuçlanmıştır.

II. Dünya Savaşı’nı takip eden dönemde örgütün ekonomik, sosyal ve siyasal koşullara uyum gösterme ve katkı sağlama arayışlarının bir sonucu olarak Philadelphia Bildirgesi kabul edilmiştir. 10 Mayıs 1944 tarihinde oy birliği ile kabul edilen Bildirge, iki yıl sonra ILO Anayasası ile bütünleştirilmiştir.

Bildirge gelecek için bir eylem planı olmanın ötesinde örgütün genel felsefesini içermekte ve üyelere izleyecekleri sosyal politikalarında esinlenmeleri gereken ilkeleri göstermektedir. Bildirge, örgütün etkinlik alanını, dar anlamda çalışma dünyası ve çalışma koşullarının dışına çıkararak; insan hakları ile ekonomik ve mali alanı da kapsayacak biçimde genişletmiştir. Örgütün Anayasası niteliğinde olan bu bildirgenin dört temel amacı vardır:

  • Özgürlük (emek ve sendika özgürlüğü)
  • Eşitlik (fırsat eşitliği, ayrımcı uygulamaların yok edilmesi)
  • Ekonomik güvenlik (çalışma, sosyal güvenlik ve asgari ücret hakları)
  • Saygınlık (yeterli çalışma ve yaşama koşulları hakkı, hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi)

Örgütün temel felsefesini oluşturan dört ilke şunlardır:

  • Emek bir mal değildir.
  • Dernek kurma (örgütlenme) ve ifade (düşünce) özgürlüğü sürekli bir ilerlemenin vazgeçilmez şartıdır.
  • Yoksulluk, nerede olursa olsun, bulunduğu yerlerde, herkesin refahına yönelik bir tehlike oluşturur.
  • İhtiyaca karşı mücadele, her ulusun kendi ülkesi içerisinde tükenmez bir güçle ve kamu yararının sağlanması amacıyla işçi ve işveren temsilcilerinin hükümet temsilcileri ile eşit şartları içinde katılımlarıyla yapacakları serbest tartışmalara ve alacakları demokratik kararlara hakim olarak sürekli be ortak bir uluslararası gayretle yürütülecektir.

Bildirge aynı zamanda sürekli bir barışın ancak sosyal adalet esasına dayanarak sağlanabileceğini belirterek bu doğrultuda, bütün insanların ırk, inanç ya da cinsiyet farkı gözetmeksizin özgürlük, saygınlık, ekonomik güvenlik ve eşit fırsat koşullarında maddi ve manevi gelişimlerini sürdürme hakkına sahip olduklarını vurgulamaktadır.

Bildirgede yer alan “Düşünce ve dernek kurma özgürlüğünün sürekli ilerlemenin kaçınılmaz bir şartı olduğu” ifadesi ile sendika özgürlüğü Versay Antlaşması’ndan daha geniş bir çerçevede ele alınmış ve Anayasal bir belgede yer almıştır.

87 Sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendika Hakkının Korunması Sözleşmesi, 9 Temmuz 1948 yılında kabul edilmiş ve 4 Temmuz 1950 yılında yürürlüğe girmiştir. 87 Sayılı Sözleşme İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden sonra sendika hak ve özgürlüğünü sözleşme kapsamında ele alan ilk ve en önemli belgedir. 87 Sayılı ILO Sözleşmesi, sendika hakkının devletten ve kamu erkini kullananlardan gelebilecek engelleme, yasaklama ve müdahalelere karşı korumayı amaçlamaktadır. Türkiye, mevzuatıyla uyum içinde olmayan bu sözleşmeyi kabul edilmesinden 45 yıl sonra 25 Şubat 1993 tarihinde onaylayıp yayımlamıştır.

Bu sözleşme ile sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkı tüm çalışanlara ve işverenlere tanınarak, sözleşmenin uygulama alanında işçi, memur, sözleşmeli personel gibi uluslararası mevzuatlarda değişik biçimlerde tanımlanan bağımlı çalışanlar açısından bir ayrım ve sınıflandırma yapılmamıştır. Ayrıca çalışanlar arasında sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı bakımından herhangi bir özel ya da kamusal işverene bağlı çalışma, siyasal görüş, soy, uyruk, cinsiyet vb. yönlerden hiçbir ayrım yapılmamasıdır.

87 Sayılı Sözleşme bir taraftan işçi ve işveren örgütlerinin serbest olarak kurulmasını öngörürken, diğer taraftan statülerini, yönetsel tüzüklerini, çalışmalarını düzenlemek ve temsilcilerini seçmek haklarını da düzenlemiştir.

1 Temmuz 1949 tarihli 98 Sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, ILO Anayasası’nın Önsöz’ünde ve Philadelphia Bildirgesi’nde açıkça tanınan sendika özgürlüğü ve toplu pazarlık ilkelerinin uluslararası çerçevesinin belirlenmesi yolundaki girişimlerin ikincisini oluşturur. 87 Sayılı Sözleşmenin eksikliklerinin tamamlamayı amaçlayan 98 Sayılı Sözleşme, sendika hakkının kullanımını işveren ve işveren örgütlerinden gelebilecek engelleme, yasaklama ve karışmalara karşı korumayı amaçlamaktadır. Böylece 87 ve 98 Sayılı Sözleşmeler birlikte sendika özgürlüğünün devlete ve işverene karşı korunmasını güvence altına almaktadır

98 Sayılı Sözleşmede iki konuda düzenleme yapmıştır:

  • Çalışanlar ve çalıştıranlar arasındaki ilişkilerde örgütlenme hakkının olağan kullanımını güvence altına almayı ve özellikle de çalışanlara tanınan sendika özgürlüğünü işverenlere ve örgütlerine karşı korumayı amaçlayan kurallara yer vermiştir.
  • Çalışma ilişkilerinin en önemli yönlerinden birini oluşturan gönüllü toplu pazarlı süreçlerinin geliştirilmesini ve toplu pazarlık taraflarının özerkliği ilkesini düzenlemiştir.

151 Sayılı Kamu Yönetiminde Örgütlenme Hakkının Korunması ve Çalışma Koşullarının Belirlenmesi Usulleri Sözleşmesi 1978 tarihinde kabul edilmiş ve 1981 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Üye devletlerin siyasi, sosyal ve ekonomik sistemlerinin çeşitliliği ve uygulamadaki farklılıkları göz önüne alınarak özel ve kamu kesimlerinde istihdam arasında ayrılıklar bulunması, 98 Sayılı Sözleşmenin kamu görevlilerine uygulanıp uygulanmayacağı konusunda yorum güçlükleriyle karşılaşılması ve kamu görevlilerinin geniş bir bölümünün 98 Sayılı Sözleşmenin uygulama alanı dışında tutulması gerekçeleriyle kabul edilmiştir. Türkiye tarafından 1993 yılında onaylanan 151 Sayılı Sözleşme, kamu görevlilerine ve kamu görevlilerinin örgütlerine sağlanacak güvenceleri, istihdam koşullarının belirlenmesi yöntemlerini ve uyuşmazlıkların çözümünü içermektedir.

151 Sayılı Sözleşme’nin en önemli düzenlemelerinden biri “Kişisel Siyasal Haklar” başlıklı altıncı bölümde yer almaktadır. Sözleşmenin 9. Maddesinde “Kamu görevlileri diğer çalışanlar gibi yalnızca görevlerinin niteliğinden kaynaklanan yükümlülüklerine bağlı olarak örgütlenme özgürlüğünün normal olarak uygulanması için gerekli kişisel ve siyasi haklardan yararlanacaktır. Ancak, salt statülerine ve yerine getirdikleri işlevlerin niteliğine bağlı olan yükümlülükler saklıdır” denmiştir. Böylece sendikal hakların kullanımıyla kişisel ve siyasi özgürlükler arasındaki yaşamsal bağlantı sözleşmede kural olarak yer bulmuştur.

ILO, 3 Haziran 1981 tarihinde Cenevre’de gerçekleştirdiği toplantıda Philadelphia Bildirgesi’nin “toplu pazarlık hakkının etkin olarak tanınması amacına ulaşabilmenin ve bu ilkenin her yerde herkese uygulanabilmesinin” ILO’nun başlıca yükümlülüğü olduğunu ve konuyu dünya ölçeğinde daha iyi bir yere götürmeyi amaçladığını tekrar teyit etmiştir. Bu çerçevede 87 ve 98 Sayılı Sözleşmelerin uluslararası standartlar açısından çok önemli olduğu belirtilmiş ancak bu standartlara uyumlu olarak ve bunları temel alarak, özgür ve gönüllü toplu pazarlığı özendirmek amacıyla bunları tamamlayan uygun önlemler alınması gerektiği ifade edilmiştir. Bu önerilerin 25 Haziran 1981 tarihinde bir Sözleşme olarak kabul edilmesiyle birlikte 154 Sayılı Toplu Pazarlık Sözleşmesi 11 Ağustos 1983 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Avrupa Konseyi Belgelerinde Sendikal Haklar

II. Dünya Savaşı sonrasında işbirliğine yönelen Avrupa’daki devletler, başta Churchill olmak üzere birçok devlet adamının çabasıyla bir araya gelerek 5 Mayıs 1949’da Avrupa Konseyi’ni kuran anlaşmayı imzalamışlardır. Merkezi Strasbourg olan Avrupa Konseyi’nin en temel amacı üye ülkelerdeki ulusal yasaların, çoğulcu demokrasi, insan hakları ve hukuk düzeni çizgisinde modernleştirilmesi ve uyumlu hale getirilmesidir.

Asıl adı “İnsan haklarının ve Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme” olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), 4 Ekim 1950 tarihinde Roma’da imzalanmış ve 3 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin yasal yetkisi altında bulunanların belirli insan hakları ve temel özgürlüklerini güvence altına alan AİHS Türkiye tarafından 10 Mart 1954’te imzalanmıştır.

Sendikal hakları oldukça geniş ve ileri düzeyde ele alan AİHS 11. Maddesi ile herkesin çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikalara katılma hakkı dahil, barışçıl toplanma ve dernek kurma özgürlüğüne sahip olduğu ilkesini kabul etmiştir.

Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Konseyi üyesi on altı devlet temsilcisince 1961’de Torino’da imzalanarak kabul edilmiş ve yürürlüğe girmesi için gereken beşinci onayın gerçekleşmesinden sonra 1965’te yürürlüğe girmiştir. AİHS 11. Maddesi ile “sendika kurma ve sendikaya üye olma” hakkını güvence altına almış olsa da sosyal haklara ayrıntılı bir biçimde yer vermemiş, bu boşluk 1961 yılında kabul edilen Avrupa Sosyal Şartı ile giderilmiştir. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nden önce imzalanan Avrupa Sosyal Şartı, sosyal haklara şekil verilmesi ve anlamlı bir içerik sağlanması bakımından ilk girişim olarak kabul edilmektedir.

BM Belgelerinde Sendikal Haklar

I. Dünya Savaşı sonunda uluslararası barış ve güvenliği sağlamak amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti dünyanın ikinci defa büyük bir savaşa sürüklenmesine engel olamamış ve savaşın ardından feshedilmiştir. Savaş sonrasında, dünyada barışı ve güvenliği korumak için yeniden ve daha etkin önlemler almak ihtiyacı hissedilmiş; bu amaçla insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterilmesini sağlamak görevini üstlenecek, uluslararası ekonomik, sosyal ve insancıl sorunların çözümünü kolaylaştıracak bir örgütün kurulması öngörülmüştür. Bu amaçla BM 24 Ekim 1945 yılında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 51 üye ile kurulmuştur.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, BM’nin çalışma yaşamı ile ilgili en temel belgelerinden biri olarak BM Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948’de kabul edilmiştir. Türkiye ise bildirgeyi 6 Nisan 1949 tarihinde onaylayarak Bildirgeyi ilk kabul eden 50 ülke arasında yer almıştır.

Bildirge, klasik kişisel hakların ancak sosyal ve ekonomik haklarla birlikte gerçekleşebileceğini vurgulamakta, bu bağlamda tüm hak ve özgürlükleri, herhangi bir ayrım yapmadan bütünlük içinde ele almaktadır. Bildirgenin en önemli özelliği insan haklarını ulusal düzeyden evrensel düzeye çıkaran ilk belge olmasıdır.

Sendikal haklarla ilgili düzenlemeler Bildirge’nin 20. Ve 23. Maddesinde yer almaktadır. Bildirge’nin 20. maddesine göre:

  • Her şahıs saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestisine maliktir.
  • Hiç kimse bir derneğe mensup olmaya zorlanamaz.

Bildirge’nin 23. Maddesinin 4. bendine göre:

  • Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

1966 yılında kabul edilen ve 1976 yılında yürürlüğe giren Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden esinlenmekle birlikte ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin daha ayrıntılı düzenlemeler getirmiştir.

Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, insan hakları ve demokratikleşme konusunda evrensel normları belirleyen en önemli uluslararası belgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Beş bölüm ve 54 maddeden oluşan bu sözleşme 1966 yılında kabul edilmiş ve 1976 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi gibi İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden esinlenmekle birlikte Bildirge’ye göre daha geniş ve belirgin düzenlemeler yapmıştır. Türkiye Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi’ni 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamış ve 2003 yılında onaylamıştır.