Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Dersi 7. Ünite Özet

Küreselleşme ve Yoksulluk

Küreselleşme ve Yoksulluk Arasındaki İlişki

Küreselleşme; ulusal sınırlarla tanımlanmış engellerin kaldırıldığı ve ticaretin, sermaye ve nüfus hareketlerinin arttığı bir dünyada, gelişmekte olan veya gelişmiş ayrımı olmaksızın tüm ülkelerde kalıcı izler bırakmaktadır. Dünya Bankası göstergeleri gelişmekte olan dünyanın hızla dışa açık ekonomilere dönüştüğünü ve bu dönüşümün büyüme performanslarını etkilediğini açıklamaktadır.

Dünyada Yoksulluğun Gelişimi

Dünyada yoksulluğun gelişimi göreli yoksulluğun yanı sıra mutlak yoksulluk tanımını da referans alarak hesaplanmış olan yoksul sayısı ve yoksulluk oranı ile takip edilebilir. Bu aşamada yoksulluk, her bir ülke için tanımlanmış olan yoksulluk sınırı referans alınarak hesaplanabileceği gibi, her ülke için geçerli kabul edilen ortak bir gelir düzeyi referans alınarak da hesaplanabilir. Tüm ülkeler için belirlenecek ortak asgari gelirin altında gelir elde etmiş bireylerin sayısından hareketle, dünyada yoksulluğun sayısını ve dağılımını görmek mümkün olmaktadır.

Gelişmekte olan dünya için mutlak yoksulluk kriterine göre hesaplanan genel yoksulluk oranı, 1960’da %52,5’ten başlayarak 1980’de %43,5’e, 1990’da %25,4’e ve 2000 yılında %13,1’e kadar gerilemiştir. Yoksulluk oranları da coğrafi bölgelere göre değişen farklı yönlerde gelişmektedir. Doğu Avrupa’nın yoksul nüfusu azalırken, bu azalma eğilimi yoksulluk oranlarına da yansımış, dönem boyunca azalmış ve sıfırlanmıştır.

Bununla birlikte Sahra Altı Afrika’nın yoksul nüfusundaki artış, yüksek yoksulluk oranlarıyla 1960-2000 dönemine damgasını vurmuştur. Küreselleşmenin politika dönüşümleriyle dünya ekonomilerini etkileme dinamiklerinin1980’li yıllarla başladığı kabul edilirse, Doğu Avrupa, Doğu ve Güney Asya’da yoksulluk sorunundaki azalma eğiliminin bu ekonomilerin küresel ekonomiyle bütünleşme süreçlerinden bağımsız olarak başladığı ve gelişmekte olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır (Bu bölgelerde yoksulluk 1960 yılından beri azalmaktadır). Aynı şekilde dönem boyunca yoksul sayısı artan ve yüksek yoksulluk oranlarını azaltamayan Sahra Altı Afrika’da da yoksulluğun küreselleşememiş olmanın dışındaki nedenlerden kaynaklanmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölgedeki ülkelerin savaş, siyasi istikrarsızlık, kuraklık ve AIDS gibi küreselleşme sürecini başarısız kılan sorunlar yaşamış olduklarını dikkate almak gerekmektedir.

Küreselleşme ve Yoksulluk İlişkisi Üzerine Tartışmalar

Gelişmekte olan ülkelerdeki yoksulluk sorununu ve gelişme eğilimlerini küreselleşme ile ilişkilendiren yaklaşımı benimseyenler de bu ülkelerdeki yoksulluğun küreselleşmeden hangi yönde etkilediği konusunda uzlaşmış değillerdir.

Küreselleşmenin yoksulluğu hangi yönde etkilediği konusunda iki farklı görüş bulunmaktadır:

  • Birincisine göre, hem ticaretin serbestleştirilmesi hem de doğrudan yabancı sermaye yatırımları gelişmekte olan ülkelerin büyümesini hızlandırmakta, istihdam ve gelir artışı ile birlikte yoksulluğu azaltmaktadır. Bu görüş dış ticaretin temel teorisine dayandırılmaktadır. İsveçli iktisatçılar Eli Hecksher ve Bertin Ohlin tarafından geliştirilen faktör donatımı teorisine göre, farklı mallar farklı faktör yoğunluklarıyla üretilirler ve bu malların üretildiği ülkeler farklı faktör donatımlarına sahiptirler. Bu nedenle, bir ülke hangi üretim faktörüne zengin olarak sahip ise, o üretim faktörünün daha yoğun olarak istihdamını gerektiren malların piyasasında rekabet üstünlüğüne sahip olur.
  • Dış ticaret teorilerinin küreselleşmenin gelişmekte olan ülkelerde özellikle ticaretin serbestleştirilmesi sonrasında yoksulluğu arttıracağı yönünde bir öngörüsü olmamasına rağmen, artan ticaretin kazanç ve kayıplarının tartışıldığı kamuoyu, serbest ticaret yönündeki reformların yoksulluk yarattığı yönünde genel bir düşünceye sahiptir. Küreselleşme ve yoksulluk arasındaki ilişkiye endişeyle bakan bu ikinci görüşe sahip olanlar, hem ticaretin serbestleştirilmesinin hem de doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gelişmekte olan ülkelerde yoksulluk yaratan sonuçları olabileceğini düşünmektedir.

Küreselleşmenin Yoksulluğu Etkileme Kanalları

Gelişmekte olan ülkelerde küreselleşmenin yoksulluğu farklı kanallardan etkilemekte olduğu düşünülmektedir. Küreselleşme gelişmekte olan ülkelerde;

  1. İşsizliğin artışına neden olarak,
  2. Gelir eşitsizliğini arttırarak,
  3. Küresel rekabetin getirdiği dibe doğru yarışta iş piyasası standartlarını düşürüp çalışma koşullarında genel bir gerilemeye neden olarak ve
  4. Çocuk işçiliğini arttırarak yoksulluğu etkilemekle sorumlu tutulmaktadır.

Küreselleşme ve İşsizlik

Gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğu küreselleşme ile ilişkilendiren yaklaşımların bu ilişkiyi işsizlik üzerinden kurdukları görülmektedir. Bu nedenle küreselleşme ve işsizlik arasındaki ilişki, yoksulluğu küreselleşme ile ilişkilendirmenin önemli adımlarından birisi olarak kabul edilmektedir. Bu ilişki, küreselleşmenin temel göstergeleri olarak kabul edilen ticaretin serbestleştirilmesi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına açılmanın etkileri üzerinden açıklanmaktadır. Dışa açılma ile birlikte artan ihracat, üretim ve istihdam artışı yaratıyor olabilir. Ancak, küreselleşmenin istihdam üzerindeki etkisi toplam faktör verimliliğindeki artışın etkisiyle ve artan ithalat nedeniyle beklendiği gibi olmayabilir. Büyüyen ekonomide artan ithalat talebi ülke içinde kurulu ve o güne kadar korunmakta olan firmalar tarafından yapılan üretimin yerini alarak, işgücü fazlası oluşmasına neden olabilir. Ayrıca, ihracat artışının gerçekleştiği sektörlerde üretim artışını aşan bir verimlilik artışı gerçekleşmiş olabilir. Bu durum dışa açık büyüyen ekonominin, daha önce istihdam yaratan sektörlerinde var olan iş olanaklarını sınırlayacaktır.

Son olarak, dışa kapalı ekonomide koruma altında olduğu için gizli işsizlik veya eksik istihdam ile işsizliği gizleyen tarım, kamu, inşaat ve ticaret dışı hizmetler gibi sektörler, ekonominin dışa açılmasıyla birlikte işsizliğin görünür hâle gelmesine neden olabilir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam üzerindeki etkisi konusunda da benzer bir belirsizlik bulunmaktadır. Buna göre, gelişmekte olan bir ülke doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının önündeki engelleri kaldırdığında, yeni kurulan üretim alanlarında istihdam alanları yaratmış olabilir. Bununla birlikte, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülke içinde ithal ikameci politika ile korunmakta olan yerli firmaları piyasa dışında bırakarak çalışanların işlerini kaybetmesine neden olabileceğini de düşünmek gerekmektedir.

Sonuç olarak, gelişmekte olan ülkelerin işsizlik oranlarının küreselleşme ile artan ticaret ve yabancı yatırımlardan etkilenerek arttığı sonucuna varılması için yeterli bir kanıt bulunmadığı görülmektedir. Aynı şekilde küreselleşmenin gelişmekte olan ülkelerde istihdam yaratan etkileri olduğu ve işsizliği azalttığı sonucunu çıkarmak için de yeterli kanıt bulunmuş değildir. Gelişmekte olan ülkelerde küreselleşme ve işsizlik arasında henüz kanıtlanmış bir ilişki olmadığını fakat konuyla ilgili araştırmaların devam ettiğini belirtebiliriz.

Küreselleşme ve Ülke İçi Gelir Eşitsizliği

Büyümenin ticaretin serbestleştirilmesi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları önündeki engellerin kaldırılması ile birlikte gerçekleştiği düşünülen bir dünyada, büyüme ve gelir dağılımı ilişkisini küreselleşme olgusundan bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Bu yönüyle küresel ekonomiyle bütünleşmek üzere yapılan düzenlemelerin ve ekonomi politikalarındaki dönüşümün ülke içi gelir dağılımını eşitlik veya eşitsizlik yönünde etkilemekte olduğu kabul edilmektedir.

Küreselleşme kaynaklı büyümenin gelir eşitsizliği üzerindeki dolaylı etkisi gelişmekte olan ülkelerde küreselleşme sürecinin yoksulluğu nasıl etkilediğinin de anlamlı bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, gelir dağılımını etkileyen faktörler arasında küreselleşme olgusundan ülke içi gelir eşitsizliğine doğru bir nedensellik ilişkisi kurmayı amaçlayan kuramsal yaklaşımlar ve bu yaklaşımları sorgulayan ampirik çalışmalar küreselleşme ve yoksulluk arasında ilişki kurulmasına katkı yapmaktadır.

Ticaretin Serbestleştirilmesi ve Gelir Eşitsizliği: Bazı ampirik çalışmalar da ticaretin serbestleştirilmesinin gelir eşitsizliği üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını açıklamaktadır.

Edwards (1997), ticaretin serbestleştirilmesi ile gelir eşitsizliğindeki artış arasında öngörülen ilişkiye dair bir kanıt bulamamıştır.

Higgins ve Williamson (1999) da çalışmasında dışa açıklık ve eşitsizlik arasında anlamlı bir ilişki bulma konusunda başarılı olamamıştır.

Spilimbergo, Landono, Szekely (1999) gelişmekte olan ülkeler söz konusu olduğunda ticaretin serbestleştirilmesi ile gelir eşitsizliği arasında anlamlı bir ilişki bulamamışlardır.

Ravallion (2000) da GDP’nin bir oranı olarak ifade edilen ihracatın Gini katsayıları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Dollar ve Kraay’ın (2002) dışa açıklık göstergeleri üzerinden yaptıkları çalışmanın sonuçlarına göre de, gelişmekte olan ülkelerde dışa açıklık ve gelir eşitsizliği arasında anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır.

Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları ve Gelir Eşitsizliği: Küreselleşmenin gelişmekte olan ülkelerdeki gelir eşitsizliğini doğrudan yabancı sermaye yatırımları yoluyla da etkileyebileceği düşünülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gelir dağılımı üzerindeki etkisi dışa açılma ile birlikte ülke içinde mal ve faktör fiyatlarının eşitlenme yönünde gelişeceğini ileri süren Mundell hipotezi ile açıklanmaktadır. Bu ülkelerde koruma altındaki sektörlerde üretilen malların fiyatları göreli olarak yüksektir. Göreli olarak bol olan emeğin verimliliği ve ücreti düşük, kıt olan sermayenin getirisi yüksektir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları önündeki engellerin kaldırılması durumunda sermayenin gelişmekte olan ülkelerdeki bu olanağı yatırım yoluyla değerlendireceği düşünülmektedir. Mundell’e göre üretim faktörleri hareketliliği önündeki engeller kaldırıldığında, mal fiyatları ile birlikte üretim faktör fiyatları da eşitlenme eğiliminde olacaktır. Dolayısıyla, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gelişmekte olan ülkelerde emek ve sermaye gibi üretim faktörlerinin fiyatlarını eşitlerken gelir dağılımındaki eşitsizliği azaltan sonuçları olacağı öngörülmektedir.

Küreselleşme ve İş Piyasası Standartları

Gelişmekte olan ülkelerde küreselleşmenin yoksulluğu etkileme kanallarından birisinin de iş piyasası standartlarının değişmesi olduğu kabul edilmektedir. Küreselleşmenin iş piyasası koşulları üzerindeki etkisi literatürde iki farklı hipotez çerçevesinde ele alınmaktadır:

  • İlk hipoteze göre iş piyasası standartları ile tanımlanmış çalışma koşulları küreselleşme sürecinden olumsuz yönde etkilenmekte ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde yoksullaşma ve yoksul olarak kalma riskini arttırmaktadır. Bu hipoteze göre küreselleşme sürecinde ticaret ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarındaki artış, gelişmekte olan ülkelerde iş piyasası standartları için bir tehlike olarak görülmektedir. İş piyasası standartları söz konusu olduğunda küreselleşmeye olumsuz bakan hipotez, küreselleşmenin firmaların iş piyasası standartlarına uyumunu azaltarak ve ekonomide kayıt dışı sektörde istihdamı arttırarak yoksulluğu arttırdığını ileri sürmektedir. İş piyasası standartlarını rekabet gücünü azaltan bir maliyet unsuru olarak gören bu yaklaşıma göre firmalar daha küçük ve kayıt dışı firmalardan dış kaynak kullanımı yoluyla iş piyasası ile ilgili yükümlülüklerinden kurtulmaya çalışabilirler. Genel olarak aynı varışlara sahip işgücünün kayıt dışı sektörde istihdam edilmiş olanının daha düşük ücretle çalışmak zorunda kaldığı kabul edilmektedir.
  • İkinci hipoteze göre küreselleşme işçilerin düşük ücretli ve yetersiz ücret dışı çalışma koşullarını temsil eden sektörden göreli olarak daha yüksek ücret ve daha iyi çalışma koşullarını temsil eden sektörlere geçişine katkıda bulunarak yoksulluğa çözüm olmaktadır.

Küreselleşme ve Çocuk İşçiliği

Küreselleşme karşıtları ticaretin serbestleştirilmesi ile ürün talebinde meydana gelen artışın, yoksul ekonomilerde çocuk işçiliğinin kazanç fırsatlarını arttırdığını ve bu çocukların, okula göndermek yerine çalıştırmayı tercih eden ebeveynleri tarafından çalışmak zorunda bırakıldıklarını ileri sürmektedirler. Çocuk işçiliğindeki artış yoksulluk kısır döngüsü yaratmaktadır. Diğerleri ise serbest ticaret ve dünya pazarlarına artan erişimin ekonomik büyüme ile birlikte hane halkının yaşam standardını yükselterek, çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olduğunun altını çizmektedir. Bu görüşe göre küreselleşme, çocuk işçiliğin azalmasına neden olarak yoksulluk kısır döngüsünün kırılmasına katkıda bulunmaktadır.

Küreselleşmenin çocuk işçiliği üzerindeki etkisini açıklamaya yönelik kuramsal çalışmalar, konuyla ilgili ampirik araştırmalara ilgiyi de arttırmıştır. Bu çalışmaların büyük bir bölümü büyüme ve çocuk işçiliği arasındaki ilişkiyi saptamayı amaçlayan çalışmalardır. Bu çalışmaların bulguları genel olarak, ekonomik büyüme ile birlikte çocukların işgücüne katılım oranının azalmakta olduğunu göstermiştir. Daha az bir bölümü de gelişmekte olan ülkelerde ticaretin serbestleştirilmesinin ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına açılmanın çocuk işçiliği üzerindeki etkisini saptamayı amaçlamıştır.