Genel Uygarlık Tarihi Dersi 4. Ünite Özet

Ortaçağ Avrupa-Doğu Roma (Bizans) Bizans Tarihi Ve Uygarlığı (Ms. 4-15. Yüzyıl)

Ortaçağ Kavramı ve Erken Ortaçağ’da Avrupa (5-11. Yüzyıl)

İlk defa Rönesans dönemi tarihçileri tarafından kullanılan ortaçağ kavramı, 476 yılında Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından Rönesans’a kadar geçen süreci ifade etmektedir. Türk tarihçiler ise bu dönemin sonunu 1453 İstanbul’un fethine kadar uzatırlar. Avrupa ortaçağı; erken, asıl ve geç olmak üzere üç döneme ayrılırken, Doğu Roma tarihi ise Erken Bizans dönemi, Orta Bizans dönemi ve Geç Bizans dönemi olmak üzere üçe ayrılır.

395 yılında Roma İmparatorluğu I. Theodosius tarafından Batı ve Doğu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Batı Roma İmparatorluğu, Latince konuşan insanların yaşadığı bölgeyi kapsarken ilk başkenti Milano’dur. Ancak 402 yılında başkent Ravenna şehrine taşınmıştır. 476 yılında ise imparatorluk yıkılmış ve Germen kabileleri kendi devletlerini kurarak modern Avrupa’nın temelini atmıştır.

Doğu Roma İmparatorluğu ise başkenti Constantinopolis olmak üzere Yunanca konuşulan bölgelerde kurulmuştur. 1453 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. Eski Roma İmparatorluğu ile karıştırılmaması için tarihçiler bu imparatorluğa Bizans adını vermişlerdir. Ancak günümüzde dahi kullanılan Rum kelimesi Romalı adını taşımaktadır.

Orta Asyalı Hun Türklerinin batıya doğru ilerleyişi Ostrogotlar ve Vizigotların kaçarak batıya yönelmesine ve bölgedeki tüm kavimlerin domino etkisi ile göç etmesine neden olmuştur. Göç eden barbar kavimler Avrupa’yı yeniden şekillendirmiş ve günümüzde Avrupa ülkelerinin halklarını oluşturmuştur. Bu kavimler arasından Franklar, erken ortaçağ döneminde ön plana çıkmıştır. Romalılar ve Germenler karışarak Avrupa’da bir mozaik yaratmışlardır. Ancak bu dönem içerisinde Avrupa bir devlet otoritesinden yoksun kalmıştır. Devlet anlayışından uzak birçok barbar krallık ortaya çıkmış ve bu yapı feodalizm olarak adlandırılmıştır.

Frank Devleti : En uzun ömre sahip barbar devletidir. Bu krallık zamanında Büyük Karl yönetiminde Karolenj hanedanı idareye geçmiş ve ülkeyi kontluklara ve düklüklere bölmüşlerdir. Büyük Karl döneminde manastır okullarında açılan scriptoriumlar sayesinde Latin edebiyat eserleri el yazmaları ile kopya edilerek günümüze kadar ulaşmışlardır. Caeseropatistik olarak adlandırılan rahipkrallardan biri olan Büyük Karl’ın 800 yılında Papa’nın elinden taç giymesi ile Doğu ve Batı Roma arasında çekişme başlamıştır. Büyük Karl’ın ölümüyle sahip olduğu topraklar üç oğlu arasında bölüşülmüş ve bu 843 yılında Verdün anlaşması ile tarihe geçmiştir. Bu anlaşmanın Fransızca ve Almanca dillerinde yazılması iki ayrı dil ve milliyetin oluşumunun simgesidir.

Scriptorium : Manastırlarda el yazmalarının kopya edildiği bölüm.

Caeseropapistik : Tevrat’taki David (Davut) gibi rahip kral yönetici modeli.

Merkezi idare yokluğu ve kıtlık, ortaçağı tasvir eden en önemli kelimelerdir. Karolenj hanedanlığından sonra baş gösteren otorite boşluğunda Avrupa dört bir yandan sıkıştırılmış hal içerisindeydi. Zayıflar bu dönem içerisinde kendilerini güçlü savaş lordlarına emanet etmişlerdir. Lordlara hizmet eden vassallar grubu ortaya çıkarken bu grup şövalye sınıfını oluşturuyordu.

En geniş ve en düşük grup çiftçiler grubuydu. Toprak sahibi olan lord o toprakta yaşayan kişilerin de sahibi durumdaydı. Güçlü bir lordun yaşadığı birçok malikanesi bulunuyordu. Özgür köylülerin ve serflerin bulunduğu olmak üzere iki tip malikane bulunurdu. Serf köylüleri alınıp satılabilir bir statüye sahipti.

Serf : Köle ile özgür köylü arasında bir statüsü olan; hiç bir hakkı olmayan, bir eşya gibi alınıp satılabilen, seyahat özgürlüğü olmayan, toprağa bağlı ve malikânede boğaz tokluğuna çalışma zorunluluğu olan köylü.

Asıl Ortaçağ (11-14. Yüzyıl)

I. Heinrich’in Alman kralı olması ile Batı Roma İmparatorluğu hayali yeniden ortaya çıktı. Oğlu I. Otto da kilisenin desteğini alarak Roma İmparatorluğunu kurma konusunda önemli bir adım atmıştır.

I. Otto, kiliseyi himayesi altına aldı bunun karşılığında da piskopos ve başkeşişler imparatorluğun memurları oldular. Ancak Fransa’da güçlenen Cluny tarikatına göre ise ruhban sınıfının kraliyet otoritesine itaat etmesi yanlıştı. Dünyevi güçler yerine Papa’nın gücüne inanırlardı ve bu doğrultuda bazı rahip ve rahibeler dünyadan ellerini çekmiştir. Kilise ve devletin ayrılması ve Katolik ruhbanların evlenmemesi kuralı Cluny’den gelmektedir. 10 ve 11. yüzyıllarda daha da güçlenen tarikatın öncülüğünde gelen kurallara göre haftanın bazı günlerinde şiddet ve savaş yasaklanıyordu. 1059 yılında Papa II. Nicholas’ın getirdiği Papa’yı kardinaller seçer kuralı bugün dahi uygulanmaktadır. Bu kural papalığı imparatorların ellerinden ayırmıştır.

Ruhban Sınıfı : Hristiyanlıkta Tanrı ile kul arasında kendilerine yine tanrı tarafından yetki verildiğine inanılan, bu yetkilere dayanarak standartlar koyan, bu standartlara uyulmasının tanrıya ulaştığını öne süren sınıftır.

1066 yılında kral Edward’ın çocuğu olmadan ölmesi ile eşinin soyu olan Norman’lar tahtta hak iddia etmişler ve Guillaume İngiliz kralı olarak taç giymiştir. Bu dönem İngilizcedeki Fransızca kelimelerin ortaya çıktığı bir dönemdir. Guillaume güçlü bir monarşi oluşturmuş ancak nadiren de olsa aristokratlar yerine vassallara dayanarak monarşi ve parlamento geleneğini sürdürmüştür.1080 yıllarında mal ve nüfus sayımı yaptırmış ve bu kitaba Kıyamet Kitabı adı verilmiştir. Ardından gelen II. Henry’de Fransızlara karşı üstünlük sağlamıştır.

II. Henry’nin kendi ülkesindeki sert otokratik tutumu karşıt tepkileri güçlendirdi. Bu tutum Arslan Yürekli Richard ve John dönemlerinde isyana dönüşmüştür. Bu isyan John’un Magna Carta’yı imzalaması ile bitmiştir.

Bu imza ile John krallığını kanunlara dayalı bir idare sistemi içerisine çekmiştir. Monarşinin gücü azalmıştır. Sonraki krallar bu belgeyi yok saysa da modern İngiliz hukukunun temel belgelerindendir. I. Edward ilk defa 1295 yılında modern parlamento denilen geniş bir meclis oluşturdu.

Fransa’da Karolenj Hanedanlığı’ndan sonra başa gelen Capet Hanedanlığı da güçlü feodal prenslikleri işaret ediyordu. Özellikle Paris ve çevresinde etkili oldular. IX. Louis kendi topraklarında serfliği lağvettiğini açıkladı. Adil sayılabilecek bir vergi sistemi oluşturdu böylece Fransa, Avrupa’nın taklit ettiği bir model oldu. Ayrıca şövalyelik ve gotik sanat ile de dikkat çekiyordu.

Fransa ve İngiltere’nin aksine Almanya ve İtalya’da bu dönem içerisinde farklı gelişmeler yaşanıyordu. Almanya’nın güney İtalya’yı ele geçirme çabası iki yüzyıl süren savaşlara neden olmuştu. Hohenstaufenlar, Almanya’da imparatorluk otoritesini yeniden kurdular. Papalığa karşı olan güç mücadelesini kazanmak için Bologna’daki kültürel çalışmalara ağırlık verdiler. Ancak Papa, Almanya’da bir bölünmüşlük ve çok sayıda prensin idaresi olduğu sistemi tercih ediyordu. Ardından tahta yeniden Otto hakim olunca Fransa ve İngiltere yeniden Hohenstaufenlar’ı desteklemeye başladı. Fransa’nın tarih boyunca Almanya iç işlerine karışması bu olay ile başlar. 1215’de Fransız kralı Otto’nun hakimiyetine son vermiş ve başa yeniden Hohenstaufenlara geçirmiştir. Ancak bu yönetim Almanya’nın altı yüzyıl daha parçalanmış halde kalmasına neden olmuştur. 1250 yılında Friedrich öldüğünde Alman monarşisi tarihe karışmıştır.

11. ve 12. yüzyıllarda Avrupa nüfusunun sadece yüzde beşi kentlerde yaşıyordu. Bu dönemde en büyük kent 100.000 nüfusa ulaşmış olan Floransa’ydı. Kentleri yöneten lordlar ihtiyaçların giderilmesi için serfleri kentlere çekmeye çalışıyorlardı. Serfler hızla kentlere göç ederken köylerdeki sayıları azalmaya başladı.

Geç Ortaçağ (14-15. Yüzyıl)

Bu dönem içerisinde İngiltere ve Fransa arasında gerçekleşen Yüzyıl savaşları önemli bir gelişmedir. Barut ve ağır topların kullanılması ağır kayıplara neden olmuştur. Kara Ölüm olarak adlandırılan veba ise bu dönemde nüfusun beşte ikisini yok etmiştir.

Fransa’da kral Güzel Philip vergi toplanması konusuna destek olmaları için ruhban, aristokrat ve kent soylulardan oluşan etajenero meclisini oluşturdu. Yüzyıl savaşları için gereken paranın toplanması halkı zor duruma düşürdü. Ancak krallara destek veren kentler feodal toplumdan ulusal monarşiye geçişi sağladı.

Veba nedeniyle ruhban sınıfın çoğunluğu hayatını kaybetti. Veba salgını halkı kaderciliğe iterken Roma kilisesi tarafından sapkın ilan edilen tarikatlar ortaya çıktı.

Ortaçağ Avrupa’sında Kültür, Sanat ve Mimari

İstanbul’dan batıya kaçan bilim adamlarının bu konuda önemi büyüktür. Buna ek olarak Endülüs Emevilerinin Yunan bilimini yorumlayarak bunu batılı üniversitelere aktarmaları önemlidir. 1088 yılında batılı anlamdaki ilk üniversite Bologna şehrinde kurulmuştur. Daha sonra diğer ülkelerde de ortaya çıkan bu üniversitelerde sözel ve sayısal alanlar oluşmuştur. Erasmus, Dante gibi isimler Bologna üniversitesinin önemli mezunları arasındadır.

Hümanizmin kurucusu olarak kabul edilen Francesco Petrarca bu dönemin en önemli edebiyatçılarından biridir ve on dört dizelik şiirlerinden oluşan soneleriyle bilinir. Ayrıca Dante ve Giovanni Boccaccio da dönemin önemli isimlerindendir.

Ortaçağ sanatı daha çok dini niteliklere sahip bir sanattır. Ölü gömme sırasında ayin yapmak yasak olduğu için ölülerini yer altında açtıkları dehlizlerde yer alan katakomb adını verdikleri yerlere gömmekteydiler. İlk başlarda Yahudiliğin etkisi ile resmetmek yasak olmasına rağmen ilerleyen süreçte Son Akşam Yemeği gibi betimlemeler katakomblarda görülmektedir. Normanların kuzey İtalya’yı işgal etmesi ile beraber sanat anlayışında değişim yaşanmıştır. Bu değişim Britanya’da Norman üslubu, Avrupa’da ise Romanesk olarak adlandırılmıştır. Son büyük değişim aşaması ise gotik dönemdir. Bu dönemin başlangıcı 1122 Paris St. Denis Manastırının yapılmasıdır.

Doğu Roma (Bizans) Kavramı ve Siyasal Düşüncesi

Bizans terimi ilk olarak batı Avrupalı tarihçiler tarafından kullanılmıştır. Bizanslılar kendilerini daima Romalı olarak saymışlardır. Doğulu özellikleri nedeniyle Batı Avrupa tarihçileri batıdan ayırmak için Bizans terimini kullanmışlardır. Latin-Roma devlet geleneği ve Yunan kültürü etkisinde bir devlettir.

Bizans imparatoru sadece tanrısal desteğe bağımlı olan bir otokrattı. Kendisini gücünü Hristiyan Tanrı’dan alan kişi olarak görüyordu.

Constantinus Dönemi (Erken Bizans Dönemi)

Constantinus 313 yılında Licinius ile birlikte Milano fermanını yayınlayarak Hıristiyanlara din özgürlüğü getirmiştir. Constantinus’un Hıristiyanlığı seçmesi devlet için önemli görülüyordu.

Milano Fermanı : Din özgürlüğü tanıyan ferman. Özellikle Hristiyanlar için yayımlanan bu ferman, Hristiyanlara ve diğer din mensuplarına seçtikleri bir dine ve mezhebe girme özgürlüğü veriyor, daha önce bu gibi kimseler hakkında alınmış olan bütün zorlayıcı ve önleyici önlemleri kaldırıyordu.

Bizans uygarlığında zaman içerisinde cemaat arasında aykırı düşünceler ortaya çıkmıştır. Çatışma dönemlerinde taraflar kendilerini Ortodoks, diğer görüşleri ise sapkın olarak görürlerdir. Donatius’un görüşlerinde ortaya çıkan ve Donatism olarak adlandırılan işkence altında dini reddedenlerin yeniden vaftiz olması fikri hakim oldu. Ancak bu anlayış, Donatistler ile Katolikler arasında bir anlaşmazlık doğurdu. Sorunun çözümü için Constantinus’un fikrine başvuruldu. O, Katolikleri destekleyerek, Donatistlerin onlara katılmasını istedi ancak Donatistler bunu reddetti.

Tanrı’nın tek olduğu düşünülse de birçok Hristiyan Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’a dayanan teslis kavramına inanılıyordu. Arius, İsa ve Tanrı’nın eşit olamayacağını ifade eden bir keşişti. Arius’un bu öğretisi Doğu’da kargaşa ortamı yarattı. Constantinus, tüm piskoposların dâhil olduğu konsili 325 yılında İznik’te topladı ve İsa’nın Baba ile aynı özden olduğunu kabul ettiler, bunu reddeden Arianistler ise sapkın ilan edilip mahkum edildiler.

Konsil: Kilisenin Hristiyan inanç esaslarını tespit ve tahkim etmek, ayinlerin icrası konusunda kararlar almak, Hristiyanlık ahlakı ve disiplininin esaslarını belirlemek ve onaylamak üzere kiliseye bağlı bütün piskoposların katılımı ile yaptığı toplantı.

Constantinus’un 337’de ölümünden sonra başa geçen üç oğlundan en son tahtta kalan Julianus yeniden paganismi canlandırmaya çalıştı ve Hristiyanlara sınırlamalar getirdi. Ancak ardından gelen Hrıstiyan Jovianus ve sonrasında Hristiyanlık ilerlemeye devam etti. Antik Roma’nın son imparatoru Theodosius’tur. Ancak onun vasiyeti gereği ülke iki ayrı bölümle yönetilmeye başlanmış ve bir daha birleşemeyerek Doğu Roma İmparatorluğu’nu ortaya çıkarmıştır.

İmparator Theodosius, Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ancak İsa’nın insani ve tanrısal özüyle ilgili tartışmalar devam etmiştir. İmparator’un topladığı konsil monofizitliği mahkum ederken Papa I. Leo’nun duofizitliği kabul edilmiştir. Mısır’daki imparatorluk karşıtları da monofizitliğe destek vermiştir. Monofizit eyaletler merkezden uzaklaşmıştır.

Monofizit: İsa’da var olduğuna inanılan insani ve tanrısal özelliklerin katışma ve değişme olmaksızın tek bir tabiatta birleşmesi, tek tabiata dönüşmesi görüşüdür. Buna göre Kelam İsa ile birleşmeden önce de İsa tanrı idi ve Meryem’den doğan çocuk (İsa) tam bir insan ve tam bir tanrıdır. Dolayısıyla Meryem tanrının annesidir. İsa’da bulunan tanrılık ve insanlık özellikleri değişmeksizin birleşmişlerdir ve birbirinden ayrılmazlar.

Duofizit: Monofizit kavramının zıddıdır. Bu görüşe göre İsa’ya 30 yaşında iken Kelam’ın indiği, o zamana kadar Meryem’den doğan İsa’nın saf ve günahsız bir insan olduğu, tanrılık vasfının ancak Kelam geldikten sonra oluştuğu ve ancak o zamandan sonra hem insan hem de tanrı karakterinin her ikisini de taşıdığı, Meryem’in tanrı olan İsa’nın değil, insan olan İsa’nın annesi olduğu kabul edilir. İsa Kelam’ın gelmesinden sonra bu iki tabiatı taşır.

II. Theodosius, çocuksuz bir şekilde ölünce tahta kız kardeşinin komutan kocası geçmiştir. 476 yılında Ostrogot şefi Odoacer tahta geçmiş ve böylece Batı Roma imparatorluğu ortadan kalkmıştır.

Justinianus dönemi Bizans’ın altın çağlarından kabul edilir. Onun en önemli eseri olan Corpus Juris Civilis, Avrupa medeni hukukunun temeli sayılır. Barbarlara kaybedilen eski Roma eyaletlerini yeniden fethetmek istiyordu. Papalık, Justinianus’u destekledi. O da, Ariusçu Germenlere karşı Papalığı savunmuştur. Bu dönem içerisinde kaybedilen toprakların birçoğu geri alınmıştır.

Heracleius Dönemi

Bizans tarihinin en önemli imparatorlarından biri Heracleius’dur (610-641). Devleti çöküşten kurtarmak için Thema sistemi denilen yeni bir sisteme geçildi. Topraklar kolordu anlamına gelen themalara ayrıldı ve her birinin başına bir komutan verildi. Anadolu toprakları üç themaya bölündü. Bu sistem devletin durumunu iyiye götürdü ve ancak bu dönemde Geç Roma çağı sona ermiş, resmi dil latince yerine eski Yunanca’ya dönmüş ve devlet Doğululaşmıştır.

III. Leon Dönemi ve İkonoklasm (Tasvir Kırıcılık)

III. Leon devleti yeniden toparladı, onun zamanında başkent, İslam güçleri tarafından kuşatılmasına rağmen ilk defa Haliç’in ağzına zincir çekildi. 726’da Ecloga adı verilen kanun kitabı yürürlüğe girdi. Bu dönemde aziz tasvirleri 726 yılındaki emriyle tahrip edilmeye başlandı. Papalık okuma yazma bilmeyenler için ikonaları çok olumlu buluyordu ancak III. Leon ikonalara tapınmayı yasakladı.

Makedonya Hanedanı Dönemi (Orta Bizans Dönemi)

Bu dönem Bizans içerisindeki yeni bir refah dönemini işaret eder. VI. Leon toprakları genişletirken Basiliki adı verilen yeni bir kanun külliyatını da ortaya koydu. Onun ardından gelen birçok hükümdar kısa süreli şekilde tahtta bulunmuş ve 1057 yılında Makedonya hanedanı dönemi sona ermiş, kısa süreli Dukas hanedanı dönemi başlamıştır.

Dukas Hanedanı Dönemi (1059-1081)

Bizans idaresinin halka uyguladığı yoğun baskılar sonucu Orta Asya üzerinden Anadolu’ya ilerleyen Türkler ile halkın kaynaşması durumu ortaya çıktı. Türkler, bazı şehirlerin koruyuculuğu ünvanını aldılar ancak ilerleyen dönemde bu şehirleri sahiplenerek kendi devletlerini kurdular.

Komnenos Hanedanı Dönemi (1081-1185)

Komnenos tahta çıktığı dönemde devlet birçok açıdan zafiyet içerisindeydi. Bu dönemde Bizans imparatorları çeşitli ittifaklar ile dört bir yandan gelen saldırılara karşı mücadele içerisindeydi. Bu dönem içerisinde Haçlı seferleri başlatılmıştır. Ancak Haçlılar, Bizans’a verdikleri sözleri tutmayarak ele geçirdikleri Anadolu şehirlerine Haçlı prenslikleri kurmuşlardır. Bir yandan da Venedik, Cenova ve Pisa ile ekonomik ayrıcalık anlaşmaları imzalayan Bizans ekonomik açıdan zor duruma girmiştir. 1176 yılında da Myriakephalon geçitlerinde Türklerin pususuna düşmesi ile zor durumda kalındı.

İlk üç haçlı seferinde Antakya, Kudüs, Akka ve Urfa gibi şehirler ele geçirilmişti. Ancak bu başarıların kalıcı olmaması Haçlıların isteğini kırmıştı. Papa, 4. Haçlı seferini ise Constantinopolis’e yönlendirmiş ve şehri ele geçirerek Latin dönemini başlatmıştır. Şehir işgal edilmiş ve halka büyük işkenceler yapılmıştır. Avrupalılar bu bölgede ticari üsler kurma şansı yakalamışlardır. Haçlı işgalleri doğu ve batı arasındaki ayrılığı derinleştirmiştir. 11. Yüzyılda Anadolu, Selçuklulara kaybedilince daha güçsüz duruma düşen devletin başına 1261’de Mihail Palaiologos, İstanbul’u ele geçirerek geçmiştir.

Palaiologos Hanedanı Dönemi (Geç Bizans Dönemi)

Bu dönemin temel özellikleri savaşlar ve edebiyattır. Mihail Palaiologos bu dönemde küçük bir Bizans ortaya çıkarmıştır. Anadolu’da Türkler, Balkanlarda Bulgarlar ve Sırplar güçlenmekteydi. Bizans Türkler ile işbirliği içerisinde bulunmaya gayret etti. Ankara savaşından sonra işler değişti ve yeniden toparlanan Türkler 1430 yılında Selanik şehrini ele geçirdi. Nihayet 1453 yılında başkent düşmüştür.

Doğu Roma (Bizans)’da Kültür, Sanat ve Mimari

4. yüzyıldan 15. Yüzyıla kadar doğu Hıristiyanlığının merkezi olan Bizans kültür, sanat ve mimari de önemli bir yere sahiptir.

Bizans, imparatora bağlı olan monarşik bir yapıya sahipti. Ayasofya’da imparator taç giyerdi. İmparator kilise ve ortodoksluğun savunucusuydu. Merkez ve eyaletler olmak üzere yönetim ikiye ayrılmıştı. Merkezdeki en önemli kuruluş Roma senatosunu andıran senatoydu. Taşra örgütü ise thema adı verilen askeri bölgelerden oluşuyordu. Themaların başında da strategos adı verilen komutanlar yer alıyordu.

İlk zamanlarda antik edebiyatın devamı niteliğinde olan Bizans edebiyatı, Hristiyanlıktan sonra içerik olarak değişmiştir. Nannos, Romanos, Musaios ve Patrik Sergios önemli Bizans şairleridir. 7. yüzyılın ortalarından sonra İkonoklasm hareketi edebiyatı biraz yavaşlatmıştır. Bizans’ın ilk kadın şairi Kasia bu dönemde yaşamıştır. Halk arasında ise eski Yunan mitolojisi yaygın durumdadır.

Constantinopolis bir bilim başkenti olarak da kabul edilmektedir. II. Theodosius, başkentteki ilk üniversiteyi kurmuştur. Daha çok erkek çocukların okula gönderildiği görülmektedir ancak eğitim yaygın durumda değildir. Üniversite dini bağnazlığa karşı duran bir kurumdu, burada antik Yunan düşüncesi hakim durumdaydı

Bizans sanatı Hristiyanlığın kabul edilmesinden sonra yaratılmıştır. Temel olarak dört farklı dönem içerisinde değerlendirilebilir.

  • Erken Bizans dönemi sanatı; bu dönemde Hellenistik ve Roma dönemi sanatı etkili olmuştur.
  • İkonoklasm dönemi sanatı; bu dönemde dini resimler yasaklanmış ve tahrip edilmiştir.
  • Orta Bizans dönemi sanatı; 842-1204 yılları arasında İslam uygarlığının da etkisi ile gelişen sanattır.
  • Son dönem Bizans sanatı; 1261’den 1453’e kadarki son dönemi temsil eder. Özellikle azizlerle ilgili olarak yapılan tasvirler sık sık görülmektedir.

Bizans mimarisi Hellen ve Roma kültürünün bir yorumu olarak doğmuştur. Tuğla mimarisi olarak gelişen Bizans mimarisinde, bazilikalar kiliseleştirilmiştir. Bu bazilikaların en görkemli örneği Ayasofya’dır. Bizans mimarisinde sıklıkla karşılaşılan yapılardan biri de haç planlı kiliselerdir.


Yaz Okulu Sınavı
4 Eylül 2021 Cumartesi