Davranış Bilimlerine Giriş Dersi 5. Ünite Özet

Psikolojiye Giriş

Giriş

Psikoloji, insan davranışlarını ele alması açısından hayatımızın her alanında ihtiyaç duyduğumuz bir bilim dalıdır. Başka bir ifadeyle psikoloji, anne karnından ölünceye kadar yaşamımızın her alanında insanı ve davranışlarını anlamaya çalışan bir bilim dalıdır. Psikoloji biliminin çok geliştiği ve elde ettiği bilgilerin yaşamın tüm alanlarında kabul edilebilir bilimsel bilgiler oluğu kabul gören bir gerçekliktir.

Bu bölümde psikolojinin tanımı ve amacı, diğer bilim dallarıyla ilişkisi, tarihçesi, psikolojik yaklaşımlar, çalışma alanları, uzmanlaşmış alt dalları, psikolojik araştırmalar ve etik konularına değinilecektir.

Psikolojinin tanımı ve amacı

Psikoloji kelimesi köken olarak eski Yunanlılardan gelmekte ve akıl, ruh anlamındaki psycho ve bilim anlamdaki logy kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Psikoloji davranış ve zihinsel süreçleri konu edinen bir bilim dalıdır.

Psikoloji insan ve hayvan davranışları inceleyen bir bilim dalıdır; ancak psikolojinin asıl konusu insan davranışlarını açıklamaktır. Psikolojinin konusu olan davranış, insanın zihinsel, bedensel tavır ve hareketleri olarak açıklanmaktadır. Davranışların bilişsel, duygusal ve psikomotor yönleri vardır. Genellikle bu üç boyut birlikte davranışı oluşturmaktır.

Psikolojinin asıl konusu, insanların neyi nasıl yaptıklarını açıklamaktır ve bu amaca ulaşmak için psikoloji insan davranışlarını tanımlamaya ve anlamaya çalışır. Diğer taraftan pek çok problem insan davranışlarından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda insan davranışlarının nedenleri anlaşıldığında da problemlerin kaynağı da anlaşılmış olacaktır. Kısacası psikoloji, insanların neden olduğu sorunları çözmek için insan davranışlarını anlamaya çalışmaktadır.

Psikoloji biliminin nihai amacı insanlığa yararlı olmaktır. Psikolojinin amaçları şu şekilde ifade edilebilir.

  • Psikolojik araştırmalara ilk adımın sorunu ‘tanımlamak’tır. Başka bir ifadeyle davranışlara ilişkin bilimsel gözlemlere dayalı kayıtları içimden demek sınıflandırmaktadır.
  • Psikolojin ikinci amacı, insan davranışlarının nedenlerini açıklamak’tır.
  • Psikolojinin üçüncü hedefi ise ‘tahmin etmek’; yani geleceğe ilişkin kesin tahminlerde bulunmaktır.
  • Psikolojinin son amacı ise ‘kontrol etmek’tir.

Özetle, psikoloji araştırma yaparken tanımlama, açıklama, geleceğe yönelik tahminlerde bulunma ve kontrol etme adımlarını uygulayarak sorunlara çözüm bulmaya çalışmaktadır ve psikolojik sorunlara çözüm bulmaya çalışırken de farklı bilim dallarının yardımına ihtiyaç duymaktadır.

Psikolojinin diğer bilim dalları ile ilişkisi

İnsanoğlu bio-psiko-sosyal bir varlıktır. Bu anlamda psikoloji, insanı anlamaya çalışırken sadece bireyin kendisini değil, etkileşim halinde olduğu çevresi içinde bireyin davranışlarını inceleyerek açıklamaya çalışmak zorundadır. Bu nedenle insan davranışları sadece psikolojinin değil sosyal, toplumsal, fiziksel ve tıp kökenli disiplinlerin de konusu olmaktadır.

İnsan davranışları açıklamaya çalışırken psikoloji pek çok bilimden yararlanmaktadır. Psikolojinin yakından ilişkili olduğu bilimleri sosyal bilimler ve doğa bilimleri gibi temel birimlerle ilişkisini baktığımızda; psikoloji, insanın iç yapısında meydana gelen işleyişi ve tepkileri anlamak için biyoloji, fizyoloji, anatomi, mikrobiyoloji, patoloji gibi bilim dallarının oluşturduğu tıp bilimlerinden yararlanır.

Psikoloji, insanın iç yapısında meydana gelen işleyiş ve tepkileri anlamak için onun bedeni ve iç organlarının yapısı hakkında bilgi veren anatomi, insan bedeni ve işleyişi hakkında bilgi veren fizyoloji, hücrelerde ve dokularda oluşan anormallikleri tespit etmek için patoloji ve mikrobiyoloji, hormonlarda oluşan değişimin davranışları nasıl etkilediğini öğrenmek için biyoloji gibi tıp bilimlerinin bulgularına ihtiyaç duymaktadır. Örneğin, aşırı öfkeli, aşırı hareketli ya da hareketsiz olan kişinin davranışlarının nedenlerini anlamak ve tedavi etmek için öncelikle tıp biliminin bulgularına ihtiyaç duymaktadır.

Psikoloji, insanoğlunun davranışlarına, geçmişinden bugüne kadar etki eden, içinde yaşadığı toplumların, kültürlerin, coğrafi bölgelerin etkilerini araştırmak için; toplumların genel niteliklerini, çeşitli kuruluşlarını, fonksiyonlarını, gelişimini inceleyen sosyolojiden, coğrafi ve kültürel özelliklerin insan davranışlarını nasıl etkilediğini çevre bilimleri ve antropolojiden, bölge zenginliklerinin ve yönetim biçiminin insan refahına katkılarını inceleyen politika ve ekonomi gibi sosyal bilimlerden de faydalanır. Örneğin, bizim gibi geleneksel toplumlarda misafirperverlik gibi kültürel değerlerin o toplumda yaşayan insanların ısrarcı davranışlarını açıklamak için sosyal bilimlerin verilerinden yararlanılır.

Bunlarla birlikte psikoloji, doğa olaylarının insan davranışlarını nasıl etkilediğini ve insanın nasıl tepki verdiğini incelemek için genetik, fizik, kimya, biyoloji, yer bilimleri gibi dalların bulunduğu doğa bilimlerinden de faydalanır. Bu kapsamda psikoloji, biyokimyasal değişikliklerin insan davranışlarına etkilerini araştırırken doğa bilimlerinden faydalanır.

Özetle psikoloji, yapı taşını oluşturan insanın özelliklerini açıklarken bireysel düzeyde tıp bilimlerinden, topluluk olarak sosyal bilimlerden, doğayla ilişkileri boyutunda ise doğa bilimlerinden yararlanmaktadır.

Psikolojinin Tarihçesi

On dokuzuncu yüzyıla kadar felsefe ve biyoloji gibi köklü bilimlerin etkisiyle gelişen psikoloji, 1879 yılında Wundt ile ayrı bir bilim dalı olma yolunda ilk adımlarını atmıştır. Daha sonra James, zihnin işlevselliğine odaklanarak psikolojinin zihinsel süreçleri inceleyen bilim olma yolunda ilerlemesini sağlamıştır. Freud ise, erken çocukluk yaşantılarının ve bilinçdışı yaşantıların bireyin duygusal tepki ve davranışlarını etkilediğini vurgulamıştır. 1920’lere kadar psikoloji 'zihinsel yaşamın bilinci' olarak tanımlanmıştır. 1920'den 1960'lara kadar Watson ve Skinner, psikolojiyi 'gözlemlenebilen davranışların bilimi' olarak yeniden tanımlamışlardır.

1950'lerden sonra Hümanist psikoloji, davranışçılara ve psikanalitik görüşlere karşı çıkmış ve günümüz çevre koşullarının ve yaşantılarının bireyin potansiyel gelişimini etkilediğini vurgulamışlardır. 1960'larda psikolojide yine bilişsel süreçlere olan ilgi tekrar ortaya çıkmıştır. Bugün günümüzde ise, psikoloji özellikle gözlenebilen davranışlar ve içsel düşünce ve duyguları da içerecek şekilde davranışlar ile birlikte zihinsel süreçlerin bir bilimi olmuştur.

Psikolojide Yaklaşımlar

Psikoloji, insan davranışının nedenini açıklamaya ilişkin pek çok yaklaşım geliştirmiştir. Bu bölümde psikolojinin ilk yılından günümüze kadar etkin olan yaklaşımlar hakkında bilgi verilecektir.

Yapısalcılık : Psikoloji bilimi Wilhem Wundt (1832- 1920)'un 1879 yılında ilk psikoloji laboratuvarını açmasıyla başlamaktadır. Wundt, yaşamın ve zihnin elementlerinin duyumlar ve duygular olduğunu iddia etmiştir ve bu yaklaşım yaşantının bileşenlerin araştırmak için içe bakış yöntemini kullanmıştır. Yaşantıların temel birimlerini ve nasıl bir araya geldiklerini öne çıkardığı için bu yaklaşma yapısalcılık denir. Sistem olarak yapısalcılık oldukça yetersizken, diğer taraftan içe bakış yöntemini test ederek uygun bilimsel yöntemin kullanılmasını ve bilimsel bir çaba olarak psikolojinin oluşmasını sağlaması ve sonraki psikolojik sistemlerin araştırmasını etkilemesi açısından önemli bir yere sahiptir.

İşlevselcilik : William James (1842-1910), bilincin algılar ve bağlar, duyumlar ve duyguların birbirinden ayrılmadığı, sürekli bir akış içinde olduğunu öne sürerek bilişsel yapının bileşenlerinden daha çok zihinsel aktivitelerin işlevleri üzerine odaklanmıştır. James, aklın ve davranışın işlevselci bir açıklamasına ulaşmıştır. Bu kuram, öğrenme duyum ve algının ötesine geçerek, bir organizmanın öğrenme ve algı yeteneklerini, bulunduğun çevrede işler görebilecek şekilde nasıl kullandığını inceler.

Davranışsal yaklaşım: John B.Watson (1878-1958), bilincin bilimsel araştırmaların konusu olamayacağını sürmüştür. Davranışsal yaklaşım, insan davranışlarının nedenlerini onların gözlenebilen eylemlerine bakarak açıklamaya çalışmaktadır.

Pavlov tarafından geliştirilmiş olan klasik koşullanma yaklaşımında öğrenme, bir uyarıcı tarafından doğal olarak uyandırılan bir tepkinin, farklı ve nötr olan bir diğer uyarıcı tarafından da uyandırabilir hale gelmesi olarak tanımlanmıştır. Klasik koşullanmadan sonra Skinner tarafından geliştirilen diğer bir davranış yaklaşım edimsel koşullanmadır. Bu yaklaşıma göre, davranış sonrası olumlu kazanımlar o davranışın devamını, olumsuz kazanımlar ise o davranışın tekrar etme sıklığını azaltmaktadır.

Psikanalitik yaklaşım : Sigmund Freud (1856-1939), önderliğinde gelişen psikanalitik yaklaşım, insan davranışlarının kökeninin bastırılmış yaşantılar ve çatışmalar olduğunu savunmaktadır. Diğer yaklaşımlardan farklı olarak ilk defa Freud, bilinçdışı zihinsel süreçlere odaklanan psikanalitik yaklaşımın ortaya çıkmasına öncülük etmiştir.

Freud’a göre insanlar, çocukluklarından itibaren başkalarının onayını almak için cinsellik ve saldırganlık dürtülerini bastırmaya öğrenmektedirler. Ruhsal hastalıkların tedavisinde hipnoz, serbest çağrışım, rüyaların yorumu gibi yöntemler uygulayan Freud, pek çok hastalığın bu yöntemlerle iyileştiğini ifade etmiştir.

Hümanistik (insancıl) yaklaşım : Carl Rogers (1902- 1987), tarafından geliştirilen bu yaklaşımda, davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı bir olmakla birlikte aynı zamanda insanın değerli olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu yaklaşım doğuştan itibaren insanın kendini gerçekleştirme güdüsüyle doğduğunu savunur.

Hümanistik terapi, insanın içindeki içsel kaynakları ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. İnsan, kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden yine kendisi sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer, anlamlı bir hale getirmek kişinin kendisine düşmektedir.

Bilişsel Yaklaşım : Yaklaşık 1980'li yıllarda psikolojide bilişsel yaklaşım egemen olmaya başlamıştır ve Jean Piaget (1896-1980), bilişsel yaklaşımın en önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Bu kuramın diğer önemli temsilcileri Kohlberg, Chomsky ve Gregory gibi kuramcılardır. Bilişsel yaklaşıma göre bireylerin davranışları, içinde bulundukları bilişsel düzeylerine göre farklılık göstermektedir. Bireylerin olayları algılamaları, faaliyetleri, doğru ve yanlış olarak değerlendirmeleri bilişsel düzeylerine göre farklılık göstermektedir. Bununla birlikte bilişsel gelişim, birey doğduğundan ölümüne kadar devam etmektedir. Bilişsel yaklaşım, insanların bilgiyi kullanma süreçlerine bu sürecin davranışlarına nasıl bir etki ettiğine odaklanmaktadır.

Biyolojik Yaklaşım : Bu yaklaşım ABD'li psikiyatrist Adolp Meyer (1866-1950)'in öncülüğünde geliştirilmiştir. Biyolojik yaklaşıma psikobiyolojik yada biyopsikolojik yaklaşım da denilmektedir. Bu yaklaşım insan davranışlarının nedenlerini, beyindeki yapılar, beyin ve sinir sisteminin içinde oluşan elektriksel ve kimyasal olaylar ile genetik faktörlerle açıklamaya çalışır. Diğer taraftan biyolojik yaklaşım 'bütün psikolojik olaylar beynin ve sinir sisteminin eylemlerine bir şekilde yanıt verir' ilkesine benimsemiştir.

Eklektik Yaklaşım : Bu yaklaşım, davranışın farklı açılardan görünümünü sağlayan birden fazla yaklaşımın birleşiminden oluşmaktadır ve tek bir bakış açısıyla değil de farklı pek çok bakış açısı ile konuyu ele alan bir yaklaşım sergilemektedir. Günümüzde insanın biyo-psikososyal bir varlık olduğu görüşünden de hareketle, eklektik yaklaşım bireyin davranışlarını, biyolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel bir bakış açısıyla değerlendirmektedir.

Psikolojinin Çalışma Alanları

Psikolojin ayrı bir bilim olması ile birlikte, pek çok çalışma konusuyla çalışılmış ve araştırmalar yapılmıştır. İnsan ve hayvanlar, kalıtım ve çevre, bilinçli ve bilinç dışı yaşantılar, normal ve anormal kavramı, yaşam dönemleri alanlarında kuramsal ve uygulamaya dönük bilgiler üretilmiştir.

Psikolojide ‘ davranış ’, insan ve hayvanların gözlenebilir ve ölçülebilir tepkileri olarak tanımlanmaktadır. Bu yüzden psikolojinin esas konusunu oluşturan davranışlar insanlara ya da hayvanlara ait olabilir. Bununla birlikte özellikle deneysel araştırmalarda etik sorunlardan dolayı insanların yerine çoğu zaman hayvanlar kullanılmaktadır ve hayvanlarla yapılan çalışmalardan elde edilen bilgiler insanlara genellenmektedir.

Kalıtım ve çevre ’nin insan davranışlarının üzerindeki etkisi uzun zamandır araştırılmış ve bu konuda en son kabul edilen görüş ise kalıtım ve çevre etkileşimi olarak davranışları etkilediği olmuştur.

Psikolojide ele alınan konulardan bir diğeri ise ‘ bilinçli ve bilinçdışı ’ yapılan davranışlardır. Bu anlamda çoğu davranış bilinçli yapmasına rağmen bazen farkında olmadan bilinçdışı süreçlerin etkisiyle davranışlarımız ortaya çıkabilmektedir.

Psikolojinin çalışma alanlarından biri de, bir bozukluğun kişiye ya da topluma ne kadar zarar verdiği kriteri açısından normal ve normal olmayan davranışları ve tanılamak ve tedavi etmektir.

Psikoloji doğumdan ölüme kadar tüm yaşamı boyunca insan davranışlarını anlamaya çalışmaktadır. Bu anlamda bebeklik, çocukluk, son çocukluk, ergenlik, genç yetişkinlik, ileri yetişkinlik ve yaşlılık olmak üzere belirli yaş aralıkları çerçevesinde insan yaşamını yedi döneme ayrılmıştır. Bununla birlikte, psikolojik çalışmalar kuramsal ve uygulama olarak yapılmaktadır ve bu doğrultuda kuramsal alanda geliştirilen bilgiler genellikle uygulama alanlarında kullanılmaktadır.

Psikolojinin Alt Dalları

İnsan davranışlarını açıklamak ve gereksinimlerini karşılamak amacıyla pek çok farklı alanda psikolojinin alt dalları gelişmeye başlamıştır. Psikolojin alt dalları deneysel psikoloji ve uygulamalı psikoloji olarak sınıflandırılmaktadır.

Deneysel Psikoloji , çalışmalarını gerçek dünyadan çok laboratuvar ortamında gerçekleştirir. Genellikle deneysel psikolojinin elde ettiği veriler diğer uygulama alanlarının kullanımına sunulur. Deneysel psikoloji, fizyolojik psikoloji, psikofizyoloji, karşılaştırmalı psikoloji gibi laboratuvar ortamında çalışan psikoloji alanlarını kapsamaktadır.

Fizyolojik psikoloji , organizmanın davranışlarının fizyolojisini inceler. Fizyolojik psikologlar, sinir sistemi ve hormonların etkileşimiyle ortaya çıkan davranış değişikleri üzerinde araştırma yaparlar.

Psikofizyoloji ise, kalp ritmin hızı, kan basıncı, kas gerginliği ve beynin elektriksel aktivitesi gibi insanların fizyolojik tepkilerini ölçmeye ve insanların stres altındayken gösterdikleri belirtileri saptamaya çalışmaktadır.

Karşılaştırmalı psikoloji , farklı türlerdeki canlıların evrimsel olarak çevreye uyum sağlamaları ile ilgili davranışlarını inceleyen psikoloji alanıdır

Uygulamalı Psikoloji , deneysel psikolojiden elde edilen bulguların, insanın olduğu uygulama alanlarında kullanılmasını içeren psikoloji alt dalıdır.

Gelişim psikolojisinde , yaşla birlikte insan özelliklerinin değişimi incelenmektedir. Bu doğrultuda 'rahimden mezara' insan davranışlarının gelişimi ele alınmaktadır. Bireylerin, yaşamları boyunca fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim alanlarında meydana gelen değişimler açıklanmaya çalışılmaktadır.

Bilişsel psikolojide , düşünme, muhakeme, karar verme gibi üst düzey zihinsel süreçlere odaklanılmaktadır. Bilişsel süreçlerin davranışları nasıl etkilediği incelenmektedir.

Sosyal psikoloji , sosyal ilişkileri, kalıplaşmış davranışları, tutumları, uyum sağlamayı ve grup davranışlarını incelemektedir. Bu kapsamda sosyal psikologlar, bireylerin toplumu nasıl etkilediğini ve insanların toplumdan nasıl etkilendiklerini inceler.

Kültürlerarası psikolojide ise, farklı kültürlerde davranışları incelenmektedir. Sosyal psikolojiye benzemekle birlikte, bu psikoloji alanında farklı kültürlerin özellikleri karşılaştırılır.

Klinik psikoloji , ileri derecede psikolojik sorunları olan bireylerin sorunlarını tedavi etmeye çalışırken, danışma psikolojisinde ise daha hafif düzeyde psikolojik sorunları olan kişilere sorunların üstesinden gelmeleri konusunda yardımcı olunur.

Bu anlamda, klinik psikologlar daha ağır davranış bozukluğu olanları tedavi etmeye çalışırken, danışma psikologları ise, daha hafif düzeyde sorun yaşayanların sorunlarını tedavi etmeye çalışırlar.

Eğitim psikoloji ya da diğer bir ifadeyle okul psikolojisi, psikoloji ilkelerinin etkili öğrenme yaşantılarını artırma için uygulanmasına dayanmaktadır. Bu doğrultuda eğitim psikoloğu ya da okul psikoloğu, öğrencilere akademik, kişisel ve mesleki konularda danışma ve rehberlik yapabilmektir.

Tüketim psikolojisi , tüketicilerin tüketim alışkanlıklarını anlamaya ve satın alma motivasyonlarını açıklamaya çalışan psikoloji dalıdır. Bu anlamda bir ürünün daha iyi pazarlanabilmesi, hedef kitle tarafından daha çok tercih edilmesi için gerekli bilgiler, bu psikoloji alanının konularını oluşturmaktadır.

İnsanlar ve fiziksel çevre arasındaki ilişkiyi inceleyen psikoloji alanı ise ‘çevre psikolojisi’dir. Örneğin, çevre kirliliğinin insanların davranışlarını nasıl etkilediği ve küresel ısınmanın insan yaşamına etkisi gibi konular bu alanın araştırma konularındandır.

Endüstri psikolojisi , iş yerinde ortaya çıkan problemleri değerlendirmekte ve mümkün olan çözüm yollarını araştırmaktadır. Bu kapsamda, iş yerinde verim elde edebilmek için çalışanların özellikleri, iş yerinin fiziksel şartlarının düzeltilmesi ve çalışanların ödemelerinin verdikleri emeklere uygun olarak yapılmasını sağlamak gibi konular, bu psikoloji alanının çalışma konuları arasındadır.

Psikometrik psikoloji, insanların sahip olduğu yetenek, beceri, zeka, kişilik gibi özelliklerinin ölçülmesiyle ilgilenmektedir. Bu alanda çalışan psikologlar, çeşitli psikolojik testlerin geliştirilmesiyle ilgilenirler.

İnsanların çalışma alanlarının artmasıyla psikolojinin alt alanları da artmaktadır. Bununla birlikte, psikolojinin alt alanları konu bakımından farklı olmakla birlikte, tüm alanların farklı yaşam alanlarında insanların uyumunu güçlendirmeyi amaçladığı söylenebilir.

Psikolojide Araştırma Yöntemleri

Psikolojide, araştırılacak soruna uygun araştırma yöntemini seçimi önemlidir. Genellikle hangi araştırma yönetiminin kullanılacağı, araştırmanın amacına ve konusuna bağlı olarak seçilir. Bu anlamda konu açısından sosyal bilimlere yakın olan dallarda betimsel veya ilişkisel yöntemler kullanırken; konu açısından biyolojiye yakın olan dallarda ise deneysel türden araştırmalar yapılır.

Araştırmacıların, davranışların doğasını ve nedenlerini objektif olarak açıklayabilmeleri bilimsel yöntemler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Psikolojide objektif bilgilere ulaşmak için gözlem, ilişkisel çalışmalar ve deneysel yöntem olmak üzere üç bilimsel araştırma yöntemi kullanılmaktadır.

Psikolojide bilimsel çalışmalarda ilk aşama olarak ‘davranışın tanımlanması’ gelmektedir. Araştırmacılar davranışları tanımlamak için ise, vaka çalışması, anket ve gözlem tekniğinden yararlanmaktadırlar.

Bir kişinin derinliğine incelenmesi anlamında kullanılan ‘vaka incelemesi’ aynı zamanda olay incelemesi olarak da bilinmektedir. Bu anlamda bir okulda riskli davranışlarda bulunan öğrencilerin uzun süreli izlenmesi bu yönteme bir örnektir. Bu yöntemle derinlemesine bilgiler elde edilirken diğer taraftan bir kişinin incelenmesi ve elde edilen bilgilerin genellenememesi bu yöntemin dezavantajlı yönlerini oluşturmaktadır.

İnsanların bir konuda hazırlamış sorulara verdikleri yanıtlara dayalı olarak belirli inanç, tutum ve davranışlarının yaygınlığını ölçmek için kullanılan araştırma yöntemi ‘survey'dir. Bu yöntem ile, gözlem ve olay incelemesi yöntemlerine göre daha yüzeysel bilgiler elde edilmektedir. Diğer taraftan bu tür çalışmalarda grubun seçimi ve sayısı da önemli olmaktadır.

Gözlem, insan ve hayvanları araştırılacak özellik açısından gözlemleyerek tutmaktır. Hayvan ve insan davranışlarının dikkatle gözlenmesi, birçok psikolojik araştırmanın başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Bununla birlikte, gözlem yoluyla edilen bilgiler davranışları tek başına açıklamaz sadece tanımlar.

Survey ve gözlem araştırmaları, bir değişkenin diğeri ile ilişkisine yönelik bilgi verir. Değişkenler arasındaki ilişkinin yönü ve derecesi hakkında daha ayrıntılı bilgiler ‘ilişkisel araştırmalar’dan elde edilmektedir.

İlişkisel araştırmalarda ilişkinin yönü kadar derecesi de önemlidir. İlişkinin derecesi -1 ve +1 arasında değişmektedir.

Deneysel yöntem, psikolojide olaylar veya değişkenler arasındaki sebep-sonuç ilişkisini en geçerli bir biçimde ortaya koyabilmeyi sağlayan yöntemdir.

Deneysel araştırmalarda deneyin etkililiğinin incelenmesi için deney ve kontrol grupları oluşturulur. Deney grubu, deneysel işlemin gerçekleştirildiği grupken, kontrol grubu ise özellikleri açısından deney grubuna benzer olmakla birlikte, üzerinde hiç bir işlemin yapılmadığı gruptur. Deneysel işlem sonucunda, deney grubunda kontrol grubuna göre, bir değişimin gözlenmiş olması yapılan deneysel çalışmanın etkililiğini gösterebilmektedir.

Psikolojik Araştırmalarda Etik Anlayış

Psikoloji alanında yapılan araştırmalarda araştırmacı bilimsel bir tutuma ve araştırma yapacak kişilere karşı sorumluluğa sahip olmalıdır. Deneysel araştırmalarda deneye katılacak kişilere araştırma hakkında aydınlatıcı bilgilendirmeler yapılarak onlardan izin alınmalıdır.

Psikolojide araştırmaların çoğu hayvanlarla yapılmaktadır. İnsanlarla yapılması uygun olmayan araştırmalarda hayvanlar kullanılmaktadır. Hayvanlarla yapılan çalışma sonucunda elde edilen bulgular olumlu ise, insanlarla da çalışmalara devam edilmektedir. Bu kapsamda hayvanlara acı çektirerek yapılan sonuçsuz araştırmalar da etik anlayış açısından uygun görülmemektedir.


Yaz Okulu Sınavı
4 Eylül 2021 Cumartesi