Güzel Sanatlar Dersi 10 Özet

Modernizm Ve Sanat

Giriş

Sanat tarihi, estetik süreci organize eden, geçmiş ile günümüz ve gelecek arasından sınırsız bir köprü kuran ve bu süreci irdeleyen, yorumlayan, kategorize eden son derece kapsamlı olaylar ve olgular bilimidir. Sanatsal değişimin tarihi, devrimci ve ilerlemeci temaları vurgulayan Rönesans ve romantizm bakış açılarından yazılmıştır. Sanatçılar bu gelenekler ışığında, modern sanat dünyalarına atfedilen birtakım genel değerler ve beklentiler dâhilinde hareket eder. Bunların arasında ise en çok yenilikçilik ve çeşitlilik göze çarpar.

Sanatta Modern ve Modernizm

Modern “Modern/modernus” kelimesi latince bir kavram olup yeni, şimdi olan, çağcıl olan, eski olandan yeniye geçiş anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Modern kavramı Türk Dil Kurumu sözlüğünde çağdaşlığın/çağdaşlaşmanın karşılığı olarak tanımlanmıştır. Modern kavramı güzel sanatların kilisenin etkisinden kurtulması, bilim ve teknolojinin gelişimi endüstri toplumunun oluşumu ve toplumun refah düzeyinin artmaya başlaması ile birlikte kendini gösterir. Alain Touraine’e (2000) göre modernlik düşüncesi, insanın yaptığıyla bir olduğunun, dolayısıyla da bilim, teknoloji ya da yönetimin daha etkili kıldığı üretimle, toplumun yasayla örgütlenmesi ve çıkarların ama aynı zamanda da tüm kısıtlamalardan kurtulma isteğinin harekete geçirdiği kişisel yaşam arasında bir denklik ilişkisinin olması gerektiğinin olumlanmasıdır. Modern aynı zamanda şimdi/an ile geçmiş arasındaki gelişim farkını içerir.

Modernizm

Latince bir kavram olan modernizm (çağdaşlaşma) Avrupa’da aydınlanma çabalarıyla ortaya çıkan, zamanla hümanizma, sanat, siyaset, kültürel gelişim ve demokratik değerlerle bütünleşen, toplumsal değişim ve gelişimlerle eş zamanlı olan ve bu anlayışla yükselen bir düşünce sistemidir. Modernist gelişmeler/akımlar daha çok kültürel/entelektüel kaynaklardan beslenir. Esasen dayandığı düşünce geleneksellik karşıtı, yeni bir kültür arayışı, ya da geleneksel olanı günün anlayışına uyarlama ve yeni değerlerin, olguların özgün ve yaratıcı yönünü ortaya çıkarma çabaları vardır. Modernizm çağcılık yenilikçi aydınlanma felsefesiyle ortaya çıkmış geniş bir kavramdır. Modernizm kavramını daha geniş bir perspektifte ifade edecek olursak, modernizmin siyasi, ekonomik ve teknik gelişmelerin sürekliliği/devamı olarak değerlendirebiliriz.

Modern Sanat

Modern sanat, ilk defa 18. yüzyılın sonundaki sanatçılar tarafından ortaya konan mekân gösterimindeki değişikliklerle başlar. Modern sanat gerçek anlamda 20. yüzyıldaki süregelen sanat akımlarının oluşumları üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Bu süreçte birçok akım, grup ve ekolleri içinde barındıran bu durum 1970’li yıllara kadar devam etmiştir. Çoğu zaman modern sanatların öyküsü Fovizm, Kübizm, Ekspresyonizm, Fütürizm, Sürrealizm gibi sanat akımları ele alınarak anlatılır. Bu bağlamda modern sanatların varlık nedenleri, eserlerin görüntüleri üzerinden yapılan incelemelere dayandırılmakta, modern sanat, estetik algının, estetik nesnelere bakış açısının geçirmiş olduğu bir dönüşüm bağlamında değerlendirilmektedir. Modern sanatın mantığı değişim ve yenilik üzerine kurgulanmıştır. Bu bakımdan modern plastik sanatlar tek bir mantık, anlayış ya da değişmez değerlerin varlığına dayalı bir düşünce üzerinden yorumlanamaz. Sanat tarihine bakıldığında çok farklı karakterlerde/tekniklerde oluşturulan eser çeşitliliği görülebilmektedir. Sanatta statüko karşıtlığı olan modern sanat zenginliğin, çeşitliliğin ve sonsuzluğun bir göstergesidir. Modernite, aydınlanma felsefesi ve hareketiyle ortaya çıkan; insanlığı içinde bulunduğu tutuculuktan, hurafelerden kurtarmayı amaçlayan, insanlığın karşılaştığı ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel bir dönüşüm olarak kabul görmektedir. Modernite dayanağını akılcılık ve hümanizmadan alır. Modernite kavram olarak statik değildir, şimdiye aittir, kendisiyle ilgili olandır, sanatın varlığını tehdit eden faktörlerden bir nevi arınmadır, anlıktır.

Postmodernizm ve Sanat

Modernleşme süreciyle birlikte sanat alanlarında da önemli yenilikler ve gelişmelerin ışığında sınırlar zorlanmış yeni anlayışların, farklı sanat disiplinlerinin önü açılmıştır. Birçok teknik ve kavram iç içe girmiş sanatta adeta bir melezleşme ortaya çıkmıştır. Sanat alanlarının yanı sıra pragmatik, çok kültürlü veya melez bir kültür yaratılarak homojen olmayan görecelikler yaratılmaya çalışılmıştır. Bu karmaşıklığın ilk görüntüleri 1960 yılında kendini hissettirmiş, 1980 yılından sonra yaygın olarak görülmeye başlanmış, postmodernizm kavramının doğmasına olanak sağlanmıştır. Postmodernizm; modernitenin pratiklerinin modern teorinin düşlediği bir zeminden çıkarak kendine yabancılaştığı, kendini dönüştürüp yeni bir dönemi başlattığı sürece verilen addır. Postmodernizmin, en genel anlamda modernizme bir meydan okuma olduğunu ifade eden Rosenau bundan nasibini almayan hemen hiçbir modern söylemin bulunmadığına dikkat çeker.

Avangart Sanat

Avangart anlayış bir bakıma modernizmin devamlılığını sağlayan özerk ve kurumsal bir sanat anlayışına karşı yeni dışa vurumcu öncü bir sanat hareketidir. Macar sanat tarihçisi Arnold Hauser avangart kavramını gelenekselliğin karşıtı olarak tanımlar. Ayrıca yenilikçi olan tüm sanat hareketlerini avangart olarak görür. Ona göre avangart, yaşam ile sanat arasındaki tüm sınırların ortadan kaldırılmasının öncü bir hareketidir. Avangart hareketin temel prensipleri aşağıdaki gibidir:

  • Başkaldırıcı sanatsal öncü harekettir.
  • Geleneksellik karşıtıdır.
  • Radikal sanatsal eylemler gerçekleştirir.
  • Sanat yoluyla toplumu etkilemeyi, manipüle etmeyi amaçlar.
  • Değerleri reddeden bir anlayış üzerine kendisini yapılandırır.
  • Sanatı her yönüyle sorgular.
  • Egemen olana karşı duran özgürlükçü politik hareketleri savunur.

1960 Sonrası Dünyadaki Bazı Sanat Hareketlerine İlişkin Örnekler

Minimalizm/Minimalist Sanat

Sadelik ve nesnelliği ön plana çıkararak sanatın kendi gerçeğine sahip olması, taklit olmaması, biçimsel yalınlığa yer veren bir sanat anlayışı olarak görülebilir. Özellikle saf renklerin, işlevselliğin, yalın tasarımların hâkim olduğu daha çok heykel sanatında yansımaları görülen bir sanat hareketidir. Minimalist kavramı ilk kez 1961 yılında Richard Wollheim tarafından kullanıldı. İçeriği en aza indirgenmiş sanat anlamına geliyordu. Soyut dışavurumculuk akımına bir tepki olarak çıktığı söylenebilir.

Kavramsal Sanat

1960’lı yıllardan itibaren sanat alanında ortaya çıkan birçok yeni ifade biçimi kavramsal sanat başlığı altında incelenebilir. Geleneksel anlamda estetikten ziyade kavramı yani düşünceyi önemseyen bu yeni sanatsal yaklaşımlar sanatın anlamını genişletti hatta belirsizleştirdi. Kökleri 20. yüzyılın başlarındaki öncü akımlara dayanan bu ifade biçimlerinin başlıcaları, Sanat ve Dil (Art&Language), Fluxus, Vücut Sanatı, Yeryüzü Sanatı, Yoksul Sanat, Olay Sanatı, Süreç Sanatı, Performans Sanatı olarak bilinir. Kavramsal sanatın önemli isimleri arasında Terry Atkinson, Joseph Koutsh ve Almanyadaki Reichstag binasını paketleyerek isim yapan Christo ve eşi Jeanne Claude’dir.

Video Sanatı

1970’li yılların başında analog kasetler kullanılarak sinema sanatından farklı, kendine özgü bir türde genellikle kısa film biçiminde ortaya çıkan bir sanat dalıdır. Bu sanat alanında sinemada olduğu gibi oyuncu ve diyaloglar pek kullanılmamaktadır.

Çağdaş Sanat

Çağdaş sanat, sanatta üretim biçimlerine, sanat ve çok kültürlülük problemlerine, çevre, insan/hümanizma, küreselleşme ve teknoloji gibi daha çok günümüz yaşamını etkileyen olgularla ilgilenen ve bu konuları sanat alanlarıyla ilişkilendiren bir hareket olarak algılanmaktadır. Çağdaş sanat birden bire ortaya çıkmamıştır. 20. yüzyılın ilk yarısında kendini göstermeye başlayan öncü akımlarla ortaya çıkan sanat alanındaki düşünceler, yıllar içinde sanatçılar tarafından irdelenerek, yeniden ele alınarak başkalaşıma uğramış ve yeni boyutlara taşınmıştır. Çağdaş sanatı günümüzde modern sanatın sonu olarak da ifade etmek mümkündür. Çünkü modern sanat, belirli bir zaman diliminde gerçekleşen geleneksellik karşıtı yeni akımlar, yeni üslup ve anlayışlar silsilesidir. Çağdaş sanatta ise durum biraz daha farklıdır, çağdaş sanat, bir üslup’dan öte üslupların kullanım biçimlerine hitap etmektedir. Bazen “akımlar sonrası” sanat olarak da ifade edilir. Çağdaş sanat bir anlamda modern sanat kavramının evrilmesidir, bir sanat eserini üretme, yaratma sürecinin sorgulanmasıdır. Çağdaş sanatı en tartışmalı hâle getiren en önemli argümanların başında geleneksel sanatın ilerisinde olduğu düşüncesi gelmektedir.

Çağdaş Sanatı Anlamak

Çağdaş sanat hakkında ne düşünürseniz düşünün, hiç şüphe yok ki oldukça cezbedici ve kafa karıştırıcıdır. Fakat çağdaş sanatı anlamak piyano çalmak ya da Almanca konuşmak gibi kuralların, belli beceri ve tekniklerin uygulanabildiği bir şeyi öğrenmeye hiç benzemez. Çağdaş sanatı bu kadar tartışmalı hâle getiren şeylerden biri çeşitlilik gösteren biçimi ve geleneksel olarak sanat dediğimiz şeyin ilerisinde oluşudur. Çağdaş sanat, geleneksel anlamda estetik yaklaşımlarda değil, düşünceyi ön plana çıkaran, kavramı esas alan bir kaygı güttüğü için, izleyici, üretilen sanatı anlamlandırmak için işlenen kavrama ve sanatçıya dair belli bir ön bilgiye sahip olmalı. Çağdaş sanat, sıklıkla metne ihtiyaç duyar. Çağdaş sanatı birçokları için anlaşılmaz kılan bu zorlayıcı özelliğidir. Tüm bunlara karşı içinde yaşadığımız döneme karşılık gelen çağdaş sanat, küreselleşen yenidünya düzeninde son derece etkileyici, manipülatif bir yönü vardır. Sanat algısı burada önemlidir. Belki çağdaş sanat ürününü anlamanın ötesinde bir eseri çağdaş kılan nedir? Sorusunun cevabını aramak gerekir. Bunun ölçüsü, içinde yaşadığımız an da/zamanda üretilmiş olmasıdır. Bir başka görüşe göre geleceğin sanatının biricik içeriği, insanları birleştirmeye yönelten duygular olacaktır, biçimi ise bütün insanların anlayabileceği bir biçim olmak zorundadır. Bundan ötürü, geleceğin ideal yetkinliği, sadece birkaç kişinin ulaşabileceği bir duygunun nadir bir şey olmasında değil, evrensel olmasında aranacaktır. Ayrıca bu biçim, bugün düşünüldüğü gibi karanlık ve karmaşık değil, yoğun, açık ve yalın bir dile getirme biçimi olacaktır. Neticede büyük sanat yapıtları, olağanüstü bireylerin kendi varoluşlarının, kendi içlerinde ve dünyada hakikatiyle hesaplaşma çabalarından doğar. Sanatçının deneyimi başkalarının deneyimine dokunduğu düzeyde, çalışması da bir başkası için olaylara ilişkin taze bir bakış açısı sunar her ne kadar amaç bu olmasa da. Sanatçıların, ideallerini keşfetmeleri ve sanatları aracılığıyla kendileri için belirleyici önem taşıyan konuların anlamları üzerine tahminlerde bulunmaları açısından bu, manevi bir uğraşıdır. Belki de sanatın en çok anlaşılmaya, anımsanmaya ve üzerinde tartışılmaya değer yönü de budur.

Güncel Sanat

Sanat tarihi literatüründe “Çağdaş Sanat/Güncel Sanat” belirli bir dönemi ve bu başlıklar altında farklı felsefe, farklı materyal ve yöntemlerle sanat icra etme ifade edildiğinden dolayı birbirlerinden çok farklıymış gibi görünür. “Çağdaş Sanat ve Güncel Sanat” kavramları geniş açıdan bakıldığında aynı dönemi içermekle yani aynı anlamı taşımakla birlikte, sınırları zorladığımızda bazı küçük anlam farklılıklarının olabileceğini düşünebiliriz. Çağdaş olan daha geniş bir zaman dilimine hitap eden, yaşanılan bir dönemi yani zamanımız anlamına gelirken güncel kavramı daha çok bugünkü, anlık, şimdiki anlamlarını çağrıştırmaktadır. Çağdaş sanatçıların çalışmaları daha çok “sanat eseri/yapıtı” olarak adlandırılmakta güncel sanatçıların ürünleri ise “çalışma/proje ve iş” olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca güncel sanat, modern ve çağdaş sanat alanlarına göre sınırları son derece esnek bir alandır. Sanatçının özgürlüğü ise âdeta sınır tanımamaktadır. Günümüzde “güncel” kavramı sadece günümüz sanatına ait bir kavram olmaktan ziyade yaşanan dönemin sorunlarını, gerçekliklerini, olgularını sorgulayan bir kavram olarak da düşünülmektedir. Günceli çağdaştan ayıran bir görüşe göre; çağdaş, var olan mevcut durum üzerinden tasarım/ yapıt üretme düşüncesi ölçü alınabilirken güncel, daha çok hayatın rutin olmayan sorunlarını ve toplumsal değerleri, bu değerler ile çatışan, onları temsil eden bir yaklaşımı benimser. Güncel, aktüel olana/zamansallığa işaret etmenin ötesinde alışılmışın dışında bir sanat üretme olarak düşünülebilir. Neticede çağdaş olan/olmayan, güncel olan/ olmayan biçiminde bir tanımlama pek uygun görülmemektedir. Bir ayrım yapılacaksa belki ürünün teması veya kullanılan araç-gereçler ya da yöntemsel olarak farklılıklardan dolayı bir ayrım söz konusu olabilir. Düşünme biçimleri, gönderme, sorgulama, kültür, imaj gibi argümanlar; özellikle bienallerde hayat bulan güncel sanatın konuları arasında yer alır.

Popüler Kültür/Popüler Sanat

Dünyada popüler kültür hareketleri sanayileşme, modernleşme süreci ile birlikte ortaya çıkmıştır. Bu hareket toplumun sosyokültürel ihtiyaçlarının bir karşılığı olarak zihinsel ve davranış değişiklikleriyle birlikte estetik taleplerine ilişkin beklentilerini de etkilemiştir. Popüler kültür literatüründe gündelik yaşamı referans alarak toplumu etkileme, yönlendirme, duygusal tepkiler, hamaset ve ideoloji gibi argümanları ustaca kullanılır. Değerleri kullanma, içini boşaltma, yüzeysellik, bıktırma ve istismar, konuşma dilinin bozulması gibi ögeler sonuna kadar kullanılır.

Pop Art, diğer tanımla popüler sanat ilk defa İngiltere’de sonra ABD’de 1950’li yıllarda soyut dışavurumculuğa bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İlk etkinlikler çizgi roman ve kolaj pratikleriyle kendini göstermiştir. Bu sanat akımında kitlesel/küresel markalı tüketim ürünleri sanatçı fotoğraflarıyla birlikte işlenerek tematik bir kompozisyon oluşturmuşlardır. Andy Warhol, pop sanatın en ünlü isimlerinden biridir. 1960’lı yıllarda Marilyn Monroe, Elvis Presley, Muhammed Ali, Elizabeth Taylor gibi Amerikan kültürünün ünlülerini, kola ve çorba konservelerini sanatında malzeme konusu yapmıştır.

Kültür endüstrisinin sonucu olarak ortaya çıkan popüler kültürün üretimindeki temel amaç, toplumsal bir standartlaşma yaratmaktır. Bu standart üretimlerle de kitleler üzerinde manüpülatif bir tüketim etkisi hedeflenmektedir. Böyle bir oluşum ise sanatsal ürünlerin, sanatsal bir anlam ve kaygıyla değil, tamamen toplumsal tüketime dönük hızlandırmayı sağlayıcı ürünlere dönüşümünü gündeme getirmektedir. Sanat ürününün metalaşması, onun sanatsal içeriğinden çok sahip olduğu ekonomik değer ve toplumda oluşturacağı değişimle değerlendirilmektedir. Bu noktada ise sanatçı ve yarattığı arasında bir aykırılık oluşturmaktadır. Daha doğru bir ifadeyle sanatçı imiyle yarattığı arasında bir aykırılık oluşturmuştur. Konumuz gereği popüler kültür ürünleri olarak genellikle sanat ürünleri üzerinde yoğunlaşıp örneklendirmeler yapılmıştır. Ancak popüler olan sadece plastik sanat ürünlerini kapsamaz, her türlü gösteri sanatları, müzik, edebiyat/dil, kullandığımız eşyalar, giyim, davranış biçimleri/iletişim hatta yaşam tarzlarında da değişkenliklere neden olabilmekte, etkilemektedir.

Sanatın Popüler ve Seçkin Olanı

Popüler kültür, diğer bir deyimle kitle kültürü ise tüketim ideolojisi bağlamında kitle iletişim araçlarının etkinliği ile kitlelere yapay zevkler, mutluluklar veren ve bunları üreten gerçek yaşamın olumsuz yanlarından sıyrılan, gündelik yaşamın kültürüdür. Üst kültür ise daha elit, özgürlükçü ve demokratik bir içeriği yansıtır. İnsanların mutluluk isteğinin ve hakkını savunurlar. Popüler kültür, yani kitle kültür ile üst/elit kültür daima bir ilişki/iletişim hâlindedir. Ancak bu ilişki ve iletişim sürekli çatışma hâlindedir. Birbiriyle çatışkı hâlinde görülse bile her ikisi de birbirinin yaşamına zemin hazırlar. Zamanla ortadan kalkması mümkün değildir. Günümüzde elit ve popüler sanat ayrımları geniş tartışmaların konusu olmakla birlikte berrak sonuçlara ulaşılamadığı açıkça görülebilmektedir. Tarihsel sanat iradesinin çağdaş sanat üretimine yansıtılmadığı koşullarda, seçkin düzey iddiasındaki sanatın yoğun bir taklit açmazıyla karşı karşıya bulunduğu ve söz konusu iddianın ancak bir yozlaşmayı ifade ettiği rahatça düşünülebilir.

Kitsch Olgusu

Kitsch, sanatta yozlaşma anlamına gelen Almanca bir kelimedir. Kitsch; taklitçilik, gösterişlilik, ucuz, yozlaştırılmış, ticarileştirilmiş evrensel bir olgudur. Kötü zevk ve duyguları yansıtan, düşük artistik (sanatsal) değer taşıyan, bazen de seri olarak üretilen sanat ürünleri için “kaba” veya “değersiz-niteliksiz” anlamında kullanılan bir kelimedir. Kitsch, nesneleri doğal olmayan boyutlarda, daha küçük veya daha büyük ölçütlerde üretir, malzemeyi taklit eder, biçimlerle oynar, farklı biçimleri uyumsuz, anlamsız bir yaklaşımla birleştirir, modayı tekrar ettikçe eder. Çünkü bozulmanın özü duygusallık ve bilinen gerçeklerin yeniden deforme ederek yansıtılmasıdır. Böylece kitsch’in sorgulanması önemsiz kalmaktadır. Yapıtın duygusallığı içinde izleyicinin kendi duygusallığına güzel, sevimli, hoş şeylerin sunumu bozulmayı yaygın hâle getirmekte, kitleleri etkileyerek kendisine bağlamaktadır.

Çağdaş Sanatın Türkiye’deki Yansımaları Üzerine Genel Bir Değerlendirme

Çağdaş Türk sanatının gerçek anlamda bir gelişme sürecine girmesi oldukça yenidir. Türkiye Avrupa ile eskiden beri çok yakın ilişkiler içinde olmasına karşın, Batı karşıtı statükocu bir ülke olma niteliğini koruyan bir yapıya sahiptir. Bu konuda gelenek ve kültürel değerlerin önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Çünkü çok yavaş gelişim gösteren Türk resminin kökleri geride olan minyatür, tezhip, kaligrafik ve sonrasında figüratif ve Batı etkisindeki figüratif soyutlamaların etkisinde kaldığı söylenebilir. 19. yüzyılda Batı’daki sanat merkezlerine gönderilen asker ressamların Türk resim sanatında yeni teknik ve yöntemlerle kültürel bir hareketin öncüleri olması belki de dünyada eşine rastlanmayan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Başlangıçta bu ressamların ana temaları peyzaj, natürmort ve benzeri (empresyonizm etkileşimli) figüratif çalışmalardan oluşmaktaydı. Sanayii Nefise’nin (güzel sanatlar akademisi) açılmasıyla Batı’ya gönderilen öğrencilerin Avrupa’daki zamanın sanat akımlarını benimsemeleri geleneksel sanat anlayışından öte belki modern sanatın ilk işaretlerini vermiş olduğu söylenebilir. Cumhuriyet’ten sonra zamanla sanatçıların desteklenmesi, devlet politikası hâline gelmiştir. 1939’dan itibaren ilk Devlet Resim ve Heykel sergilerinin düzenlenmesi, devlet ve özel sanat galerilerinin (1946) açılması, sanat piyasasının oluşması, tablo koleksiyonculuğunun ve müzayedelerin etkin bir hâle gelmesi, üniversitelerde sanat bölümlerinin artış göstermesi Türkiye’de çağdaş bir sanat anlayışına yönelik eserlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Avrupa sanatındaki çağdaş/avangart gelişmelerden etkilenen Türk sanatçıları 2000’li yıllardan itibaren kişisel yorumlarıyla bazen tuval resimlerinin dışında yerleştirme/enstalasyon/video art çalışmalarıyla varlık göstermeye başlamışlardır. Daha çok ulusal ve uluslararası bienallerde tanınan bu sanatçılar güncel sanat kavramıyla örtüşen eserler de üretmişlerdir.

Sanat piyasası bağlamındaki bu gelişmeler doğal olarak sanat tüketicisine de yansımıştır, sanat eserlerine olan talep artmıştır, müzayedelerdeki hareketlilikle birlikte koleksiyoner, yatırımcı ve galeri sayılarında büyük artışlar görülmüştür. Bunlara paralel olarak kültür sanat merkezleri ve sanat vakıflarının yanı sıra son yıllarda gerçekleştirilen ulusal ve uluslararası sanat fuarları, sanat bienalleri özellikle çağdaş Türk sanatının gelişiminde önemli etkenler arasında yer aldığını söyleyebiliriz.

Geleneksellik ve Çağdaşlık İkilemi

Cumhuriyet’in ilanından beri sanatın birçok alanında olduğu gibi özellikle plastik sanatlar Türk sanatçıların sancılı bir şekilde kendilerine özgü bir kimlik ve tarz oluşturma çabaları içinde olmuşlardır. Büyük olasılıkla bu durumun kökeninde yatan çatışma duygusunun temel kaynağı ulusal kültür, geleneksellik ve Batı anlayışına yönelik bir üslup arayışıdır.

Türk resminde özellikle (1950-1970) Bedri Rahmi Eyüboğlu, Malik Aksel, Neşet Günal, Abidin Dino ve Turgut Zaim gibi birçok sanatçı geleneksel Anadolu motifini/kültürünü/geleneklerini referans alan eserler ürettiler.

Geleneksel Sanat ile Hesaplaşmak

Türk sanatçıları bu bağlamda geleneksellik (oryantalizm) ve çağdaşlaşma arasında sıkışıp kalmıştır. Sancılı bir geçiş süreci yaşanmıştır. Batılı çağdaş sanatçıların ürünlerinin taklitçiliği tehlikesiyle yüzleşmek durumunda kalmışlardır. Geleneksel sanat ögelerinin çağdaşlaştırılmasına yönelik çabalar sanat tartışmalarının önünü açmış sanat eleştirmenlerinin gündemini oluşturmuştur. iye’de tarihî kültür ve sanat iradesini doğrulayan özgün nitelikte bir çağdaşlığın göstergesi, eski kaynaklarıyla olduğu kadar kendi gelenekleriyle de bir hesaplaşmadır. Geçmişte evrensel çapta büyük uygarlık deneyimleri yaşamış olan bir mahallî duyarlığın, şüphesiz yeni tekniklere dayanan yeni biçim olgularıyla hesaplaşması gereklidir.

Özellikle bulunduğumuz coğrafyada modernite ve çağdaş terimlerinin üzerinden yapılan kurgular nedeniyle sanatçıların çağdaş sanatta geleneksel bakış açısını kullanması sancılı bir süreci içerir. Kimi zaman sanatçıların kişisel eğilimlerinin dışında gelenekle bağ kurarak çağdaş sanatı bu form üzerinden sürdürmeleri oryantalist bir düşünce ve üretim şekli olarak algılanır. Diğer taraftan küresel sanat piyasası eserleri geldikleri coğrafyaya göre kodlar, değerlendirir ve fiyatlar. Bu ortamda geleneğin hayalden gerçeğe dönüşmesi piyasa güdümlü bir estetik anlayışı beraberine getirir.

Aslında Türkiye’de yaşamış ve yaşayan her sanatçı geleneğin kodlarını sanatlarına farklı biçimlerde taşırlar. Genellikle kimlik tartışmaları sırasında ön planda tutulan toplumsal bellek, arasında ortak iletişim dilinin oluşturulmasında söz varlığının etkisi geleneği çağdaş sanatta canlı tutarak yeniden kurgulanmasını ve hatırlanmasını sağlar, hayali gerçeğe çevirir. Çağdaş sanat düşünce ve görselliği gelenek üzerinden birleştirerek yeniden biçimlendirir.


Yaz Okulu Sınavı
4 Eylül 2021 Cumartesi