İşletme İlkeleri Dersi 6. Ünite Özet

İşletmelerin Büyümesi

Büyüme Kavramı ve Büyümenin Evreleri

İşletmelerin en temel amaçlarından birisi de büyümektir. İşletmeler, doğaları gereği durağan olmayıp dinamik olduğundan zaman içinde değişmektedir. Teknolojik gelişmeler, nüfustaki ve ürün çeşitliliğindeki hızlı artış, işletmeleri satışlarını artırma ve büyüme süreci içine sokmaktadır.

İşletme sahiplerini büyümeye iten temel faktör refahlarını artırmaktır. Hırs, tutku, yaratıcılık, dinamizm, rekabet gücünü koruyabilme veya artırabilme ile yeniliklere ayak uydurabilme isteği ya da zorunluluğu işletmeleri büyümeye iten psikolojik nedenler arasında yer almaktadır.

Büyüklüğün Ölçülmesi

İşletmenin büyüklüğünü gösteren farklı birtakım ölçütler geliştirilmiştir. Bu ölçütlerin hangisinin kullanılacağı, işletme büyüklüğü ile ilgilenenlerin odaklandığı konuya göre değişir. İşletmenin sektöründeki veya genel ekonomideki rolüne odaklanılırsa işletmenin aktif büyüklüğü, toplam satış hasılatı veya pazar payı gibi göstergeler kullanılabilir. Bazı sektörlerde işletmeler sermaye yoğun teknoloji ile faaliyet gösterirken bazı sektörlerde işletmeler iş gücü yoğun teknolojilerle faaliyet gösterir. İş gücü yoğun işletmelerde personel yönetimine yönelik sistemler tasarlanması amacıyla işletme büyüklüğü ölçülmek isteniyorsa çalışan sayısı büyüklük ölçütü olarak ele alınabilir.

Büyümenin Evreleri

İşletmeler kuruluşlarından itibaren yaşamları boyunca çeşitli aşamalardan geçmektedir. Bu aşamalar, işletmelerin kurulması, gelişmesi, resmî yapıya kavuşması, dinazorlaşması ve gerilemesi olarak beş evreye indirgenebilir.

İşletmenin Kurulması

Girişimciler, pazarda bir boşluk görüp bu boşluğu yeni bir ürün, hizmet icat ederek veya geliştirerek yahut mevcut ürün ve hizmetleri geliştirerek doldurmak isterler. Bu aşamada işletme kurulur ve büyümeyle birlikte işletmenin yapısı oluşturulur. Yeni pazarların geliştirilmesi, yeni çalışanların eğitimi ve kurucu ortağın yetkilerini profesyonel yöneticilere devretmesi gibi zorlayıcı süreçler işletmenin başarısında anahtar rol oynamaktadır.

İşletmenin Gelişmesi

İşletmenin, başlangıçtaki yönetim, pazarlama ve finans sorunlarını çözülebilirse büyümeye devam edebilmesi ve resmî bir yapıya kavuşabilmesi için yöneticilerinin; liderlik yapması, işletmenin hedeflerini belirlemesi, iş bölümünü gerçekleştirmesi, sorumlulukları devretmesi ve bir hiyerarşi oluşturması gerekmektedir.

İşletmenin Resmî Yapıya Kavuşması

Bu aşamada işletmeler yeni pazarlara girer veya farklı yerlerde faaliyet göstermeye başlar. Yine bu aşamada işletme yapısının işletmeyi bir arada tutmak için, farklı pazarları, ürünleri veya bölgeleri temsil edecek şekilde daha karmaşık bir şekilde bölümlere ayrılması gerekebilir. Yöneticiler, kuruluş aşamasının aksine, zamanlarının çoğunu planlanmış toplantılarda veya masa başında geçirir. Bu aşamada işletmeler için, resmî yapıya duyulan gereksinimle esnek kalma ve değişen çevre koşullarına tepki verme gereksinimlerini dengelemek kritik öneme sahiptir.

İşletmenin Dinozorlaşması

İşletme bu aşamaya geldiğinde bürokratik denetimler artık işe yaramaz hâle gelir. Çok sayıda kural olması işletmeyi hantallaştırır ve karmaşıklaşan yapıda işletmenin bir bölümünde işe yarayan bürokratik kurallar diğer bölümlerinde işe yaramaz hâle gelir. Kurallar denetimi ve iletişimi kolaylaştırmaktan ziyade zorlaştırmaya başlar. İşletme bu aşamada genellikle bürokratik kurallardan ortak değerlere göre kendi kendine yönetim anlayışına ve takım çalışmasına geçiş yapar. Bu aşamada işletme yeniden yapılandırma ile etkinliği artırmaya ve iletişimi güçlendirmeye; hedeflerini, çalışanlarını ve teknolojilerini değiştirerek gerilemeden kaçınmaya çalışır.

İşletmelerin Gerilemesi

İşletmenin satışları ve kârlılığı azaldıkça işletmenin sürekliliği için gereken kaynakların elde edilmesi zorlaşır. Yatırımcılar finansal göstergeleri bozulan işletmelerden kaçmaya başlar, yeni iş bulabilen başarılı çalışanlar işletmeden ayrılır, tedarikçiler işletmeye ham madde vermekten kaçınabilir. Bu tür zorluklar karşısında işletme daha zor duruma düşer ve bir sarmala girer.

Büyümenin Yararları ve Zorlukları

Bazı sektörlerde işletme büyüklüğü rekabet üstünlüğü sağlayarak işletmelerin başarısında kritik rol oynayabilir. Bazı sektörlerde ise büyüklük rekabet avantajı sağlamayabilir ve yerel düzeyde faaliyet gösteren daha küçük işletmeler daha yüksek pazar payı elde edebilir.

Büyümenin Yararları

İşletmelerin büyümesi, işletmeler için çok sayıda yarar sağlayabilmektedir. Bu yararlar şöyle sıralanabilir:

  • İşletmelerin büyümesinin en büyük yararı optimal kapasitede, başka bir deyişle ölçek ekonomisinde üretim yapılmasıdır. İşletme büyüklüğü arttıkça daha fazla ürünün üretilmesiyle birlikte birim başına düşen sabit maliyet (belirli bir noktaya kadar) düşmektedir.
  • Artan üretim hacmi ile ortaya çıkan ölçek ekonomileri, üretim dışında pazarlama, araştırma-geliştirme, dağıtım ve satış giderleri gibi alanlarda da büyük işletmelere maliyet avantajı sağlamaktadır.
  • Büyük işletmeler tedarikçiler, müşteriler, işletmeye finansman sağlayan kreditörler ve düzenleyici kurumlar üzerinde daha fazla güç sergilemektedir.
  • Büyük işletmeler, pazarlık güçleri sayesinde tedarikçilerinden özel koşullar talep edebilmekte ve bu sayede daha uygun maliyetle daha geniş ürün yelpazesi sunabilmektedir.Büyük işletmeler büyük reklam ve tutundurma kampanyaları ile müşterilerin tercihlerine daha fazla etki edebilmektedir.
  • Büyüyen işletmelerin birden fazla sektörde ya da birden fazla ülkede yatırım yapmaları söz konusu olduğundan riskin azaltılması mümkün olabilmektedir.
  • Büyük işletmelerde, aynı zamanda, uzmanlaşmaya dayalı yönetim sayesinde faaliyetlerde daha yüksek verimlilik ve etkinlik sağlama olanağı vardır.
  • Büyük işletmelerde, işletmede görev alacak yöneticilerin küçük işletmelere göre daha nitelikli profesyonel elemanlardan oluşması, kararların daha sağlıklı alınmasına yardımcı olur.
  • Büyük işletmeler para ve sermaye piyasalarına daha kolay erişebilir ve daha elverişli koşullarda finansman sağlama fırsatına sahip olur. Riskin azalması ve pazarlık gücünün artması nedeniyle kredi maliyetinde ve sermaye maliyetinde düşüş sağlanır.
  • Büyük ölçekli araştırma-geliştirme projelerini yürütebilmek mümkün hâle gelir ve yeni ürünlerin geliştirilmesi kolaylaşır.
  • Büyük işletmeler piyasada daha yaygın olarak tanınmakta ve markalaşmaktadır.
  • Büyük işletmelerin uluslararası pazarlara açılması ve yabancı işletmelerle iş birliği yapması daha kolaydır.
  • Daha etkin halkla ilişkiler faaliyetlerinde bulunmak ve işletmenin itibarını geliştirmek için daha fazla kaynak ayrılabilir.
  • Yetenekli çalışanları işletmeye çekmek ve işletmede tutmak üzere cazip koşullar sağlanabilir.
  • Çalışanlar için daha fazla eğitim ve yükselme olanağı yaratılabilir.
  • İşletmenin hisse senetleri çekici hâle gelir, hisse senetlerinin değeri artar.

Büyümenin Zorlukları

İşletmenin faaliyetlerini genişletmesi ve ürün çeşitlendirmesi, onu zorunlu olarak yeniden yapılandırmaya zorlayacaktır. Görevler, yetki ve sorumluluklar büyük değişikliklere uğrayacaktır. İşletmenin büyümesiyle birlikte, müşterileri, tedarikçileri ve çalışanları artacaktır. İşletmeler büyüdükçe yapıları karmaşıklaşmaya başlamakta ve işletmenin faaliyetlerinin koordinasyonu daha güç hâle gelmektedir.

Büyümenin potansiyel zorlukları arasında şunlar da yer almaktadır:

  • Büyüme işletmenin yönetimini zorlaştırabilir, işletmeyi hantallaştırıp hareket kabiliyetini azaltabilir.
  • İşletmeler büyüdükçe, yapılacak işler ve bürokrasi artar. Bürokrasi arttıkça, katı kurallar uygulanır. Bu da zaman içinde, değişime direnen, mevcut yapıyı korumaya çalışan çalışanlar için uygun bir ortam yaratır. Bu yüzden de örgütlerde yenilikler ortaya çıkmaz ve örgüt gelişemez.
  • İşletme büyüdükçe, çalışan sayısı da artar. Bu yüzden işi yerine getirmeme veya sonuçlandırmamalar artar.
  • Yeni çalışanlar işe alındıkça eski çalışanlar işten çıkartılacaklarını ya da yeteneklerinin göz ardı edileceğini düşünmeye başlarlar. Bu olumsuz düşünceler, çalışanların motivasyonunu azaltır, işletme faaliyetleri aksamaya başlar, genel anlamda verim düşer.

Küçük İşletmelerde Büyüme

Küçük işletmelerin istikrarlı bir şekilde büyümeleri, işletmelerin ayakta kalma şansını artırmakta ve aynı zamanda istihdam yaratmak başta olmak üzere toplum için de çeşitli faydalar sağlamaktadır.

Küçük İşletmelerin Büyümelerini Açıklamaya Yönelik Yaklaşımlar

Küçük işletmelerin büyümelerini açıklamaya yönelik çeşitli yaklaşımlar söz konusudur. Bu yaklaşımlar aşağıda sıralandığı gibi 6 grupta incelenebilir:

  1. Stokastik (Rastgele) yaklaşım
  2. Tanımlayıcı yaklaşım
  3. Evrimsel yaklaşım
  4. Kaynak temelli yaklaşım
  5. Öğrenme yaklaşımı
  6. Deterministik (Rastgele olmayan) yaklaşım

Stokastik (Rastgele) Yaklaşım: Bu yaklaşıma göre işletmenin gelecekteki bir noktadaki büyüklüğü geçmişteki büyüklüğünden bağımsızdır. Dolayısıyla, işletmenin geçmişteki büyüme performansı gelecekteki büyüme performansını öngörmekte kullanılamaz.

Tanımlayıcı Yaklaşım: Bu yaklaşımda işletmenin büyüme nedenleri üzerinde durmak yerine küçük işletmenin büyümeye devam edebilmesi için kendini nasıl adapte etmesi gerektiği incelenmektedir.

Evrimsel Yaklaşım: Bu yaklaşıma göre, işletmenin büyümesi içsel ve dışsal çeşitli güçlerin etkileşimine bağlıdır. Dolayısıyla, işletmenin büyümesi kendine has koşullara göre şekillenmektedir.

Kaynak Temelli Yaklaşım: Küçük işletmelerin büyümesi, faaliyetlerini devam ettirmesi ve büyümeyi planlayıp yönetmesi beklenen yönetsel kaynaklarına bağlıdır.

Öğrenme Yaklaşımı: Bu yaklaşıma göre, işletmelerin büyüme yolculuğu işletmeye öğrenme dinamiklerinin ne ölçüde yansıdığıyla ilgilidir.

Deterministik (Rastgele Olmayan) Yaklaşım: Bu yaklaşımda, işletmelerin büyüme hızlarındaki farklılığın önemli bir kısmını açıklayabilecek değişkenlerin belirlenmesine çalışılmaktadır.

Küçük İşletmelerde Büyümeyi Etkileyen Değişkenler

Küçük işletmelerde büyümeyi etkileyen değişkenleri araştıran çalışmalar değerlendirildiğinde, bu değişkenler aşağıdaki gibi 4 grupta sınıflandırılmaktadır:

  1. Yönetim Stratejileri
  2. Girişimcilerin Özellikleri
  3. Çevresel ya da Sektöre Özgü Unsurlar
  4. İşletmeye Özgü Özellikler

Yönetim stratejileri ile işletmenin faaliyetlerinin belirlenmesi, geliştirilmesi ve işletme politikalarının eyleme geçirilmesi ifade edilmektedir.

Girişimci, işletmenin büyümesine pozitif yönde etki edecek kişidir. Çünkü girişimcinin risk alabilme özelliği vardır. Bu nedenle işletmenin büyümesi konusunda tetikleyici konumdadır. Küçük işletmelerde kurucu ortakla veya ortaklarla yöneticiler arasında büyük işletmelere göre daha yakın bir ilişki vardır. İşletme ortakları yönetici rolünü kendileri üstlenmekte ya da işletmenin faaliyetlerini yakından denetlemektedirler. Dolayısıyla, kurucular işletmeye damgalarını vurmakta ve işletme kültürünü ve davranışını güçlü bir şekilde etkilemektedirler. Girişimcinin motivasyonu, eğitim durumu ve deneyimi gibi özellikleri işletmenin büyüme performansı üzerinde etkili olmaktadır.

Büyük ölçüde işletmenin faaliyet gösterdiği sektör tarafından belirlenen işletme çevresine ilişkin unsurlarla büyüme arasında yakın ilişki vardır. Sektördeki talebin genişlemesi ya da daralması ve üretimde kullanılan kaynakların elverişliliği ve maliyetleri, işletmenin hayatta kalmasını ve büyüme olanaklarını etkilemektedir. Sektördeki rekabetin yoğunluğu tüm bu unsurlar üzerinde etkili olmaktadır. Monopolistik rekabetin olduğu pazarlarda rekabetin artması üretkenlik ve büyüme üzerinde olumlu etkiye sahip olmakla birlikte, bu durum, küçük işletmeler için geçerli değildir. Küçük işletmelerin faaliyet gösterdiği çevrede büyük işletmelerin konumları ve stratejileri de küçük işletmelerin büyüme potansiyellerini etkilemektedir.

İşletmelerin büyüklüğü ve yaşının büyüme sürecine etkisi çok sayıda araştırmaya konu olmuştur. İşletme büyüklüğü hem işletmenin yapısını hem de davranışını etkilemektedir. Çoğunlukla, işletme büyüklüğü arttıkça işletmenin öğrenme kapasitesi, bürokrasi ve yapısal değişim artış göstermektedir. Bazı araştırmalarda, işletme büyüklüğü arttıkça işletmenin büyüme hızının düştüğü gösterilmiştir. Benzer şekilde genç işletmelerin diğerlerine göre daha hızlı büyüme eğiliminde olduğu söylenebilir.

İşletmelerin Büyümelerinde İş Birlikleri ve Ortak Girişimler

İşletmeler, büyümek için başka işletmelerle çeşitli şekillerde iş birliğine gidebilir veya ortak girişimlerde bulunabilir.

İş Birlikleri

İşletmeler arası iş birliklerini taşıdığı özellikler ve kapsam açısından altı başlıkta inceleyebiliriz:

  • Centilmenlik anlaşmaları,
  • Konsorsiyum,
  • Kartel,
  • Konsern,
  • Tröst
  • Holding

Centilmenlik Anlaşmaları

Centilmenlik anlaşmaları, işletmelerin fiyatlarda anlaşarak rekabeti azaltmaya yönelik iş birliğine girdikleri karşılıklı güvene dayanan anlaşmalardır.

Birden fazla işletmenin hukuksal ve ekonomik bağımsızlığını yitirmeksizin belirli bir işi yapmak üzere geçici olarak iş birliği içine girmesi konsorsiyum olarak adlandırılır. Dünyada son yıllarda işletmeler otoyol, köprü, metro, baraj gibi büyük altyapı projelerini konsorsiyum oluşturarak üstlenmektedir.

Kartel, aynı sektörde faaliyet gösteren ve piyasa payının çoğunluğuna sahip işletmelerin, rekabeti ortadan kaldırmak ya da sınırlandırmak amacıyla yaptıkları anlaşmalardır. Kartel anlaşmaları çoğunlukla gizli yapılır ve geçici nitelik taşır.

Aynı sektörde faaliyet gösteren işletmelerin piyasadaki üretimin sınırlandırılmasına yönelik oluşturdukları karteller kota kartelleri olarak tanımlanır.

Sektörün büyük bir çoğunluğunu oluşturan işletmelerin ürettikleri malları belirli bir fiyattan aşağı satmamak üzere anlaşmaları sonucu ortaya çıkan kartellere fiyat karteli adı verilmektedir.

Pazar paylaşımı kartellerinde, işletmelerin satış yapabileceği pazarın sınırlandırılmasına yönelik anlaşma yapılmaktadır.

Pazara hâkim olmak amacıyla üretilen malların tek bir merkezden pazarlanması ile satış kartelleri oluşturulmaktadır.

Konsern şeklinde iş birliği içine giren işletmeler, ticari unvanlarını ve markalarını korumakla birlikte konserne girdikten sonra ekonomik bağımsızlıklarını kaybederek dâhil oldukları konsernin bir parçası olur.

Tröste dâhil olan işletmelerin hisse senetleri tröstün hisse senetleri ile değiştirilmekte ve tröst kendisine katılan işletmelerin yönetimini ele geçirmektedir. Tekelleşmeye neden olduğu için ülkemizde yasalarla önlenmiştir.

Bir ya da birden fazla sayıda bağlı şirketin hisse senetlerini bünyesinde tutarak onları finansman ve yönetim açısından kontrol altına alan şirkete holding adı verilmektedir. Ana şirket, yavru şirketlerin temel politikalarının oluşturulmasında ve denetiminde aktif rol üstlenmektedir.

Ülkemizde holdingler çok sayıda işletmeyi bünyelerinde toplar ve genellikle sermayede çoğunluğu oluşturan ailelerin ismi ile anılır.

Holdingler, büyük işletme toplulukları olduklarından, büyük işletme olmanın bütün avantajlarından yararlanır. Holdingin yararlarını kısaca şöyle özetleyebiliriz;

  • Holdingler tedarik, üretim, pazarlama, finansman, yatırım, denetim gibi temel fonksiyonların daha etkin bir biçimde yönetilmesini sağlar.
  • İşletmelerin uzmanlaşması ile önemli ölçüde verimlilik artışı sağlanır.
  • Holding sistemi içinde her işletme hukuken bağımsızlığını koruduğu için, holding içindeki bir grubun yükümlülüğünden dolayı diğer işletmeler sorumlu tutulamaz.
  • Holdingi oluşturan işletmelerin farklı sektörlerde faaliyet göstermesi sayesinde ekonomideki dalgalanmalardan kaynaklanan riskler azalır.
  • Holdinglerin iştiraklerinden elde ettikleri kazançların, kurumlar vergisinden istisna edilmesi sayesinde vergi avantajı elde edilir.
  • Finansal piyasalardan daha uygun koşullarda fon sağlanması mümkün olur.
  • Holding yapısı, güçlü ve dünya piyasalarında rekabet edebilir işletmelerin kurulmasını kolaylaştırabilir.

Ortak Girişimler

İki ya da daha fazla sayıda işletme yeni ürün veya hizmetler geliştirmek, yeni piyasalara girmek veya kaynak dönüştürme süreçlerini iyileştirmek amacıyla bir araya gelerek stratejik iş birliği kurabilir. Anlaşmanın bir sözleşmeye bağlanması ve ortaklığın bir araya gelen işletmelerden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olması durumunda bu iş birliğine ortak girişim (joint venture) adı verilmektedir. Ortak girişim, iki ya da daha fazla işletmenin, belirli bir amaç için faaliyet göstermek üzere yeni bir işletme kurmasıdır. Ortak girişimler de birleşme ve satın almalarla benzer amaçlarla gerçekleştirilmektedir.

Birçok ülke, sınırları içerisinde faaliyette bulunacak yabancı işletmelere çeşitli kısıtlamalar getirmektedir. Çok uluslu işletmeler bu kısıtlamaları aşmak için çoğunlukla yerel işletmeler ile ortak girişimde bulunurlar.

Riskli bir sektörde yatırım yapmak isteyen işletmeler riski dağıtmak için ortak girişim oluşturabilir.

Ortak girişimler sayesinde pazarlama, teknoloji, finans, yönetim ve benzeri alanlarda kaynak transferi mümkün olmaktadır.

Ortak girişimlerin başarılı olabilmesi aşağıda belirtilen konulara dikkat edilmesi gerekir:

  • Ortakların rolleri detaylı şekilde belirlenmelidir,
  • İş birliğinin ortaklara katkısı tanımlanmalıdır,
  • Üst yöneticilerin desteği sağlanmalıdır,
  • Her seviyede yöneticilerin iş birliği yapmaları sağlanmalıdır,
  • Anlaşmazlıkların çözümü için dışarıdan bir aracı sağlanmalıdır,
  • Kültürel farklılıklara saygı gösterilmelidir.

İşletmelerin Büyümelerinde Birleşme ve Satın Almalar

Birleşme, iki işletmenin bir araya gelerek tek işletme hâline gelmesidir. Şirket birleşmelerinde işletmeler tüm aktif ve pasiflerini yeni kurulan işletmeye devretmekte ve ortaya tamamen yeni bir işletme çıkmaktadır. Satın almalarda ise bir işletme diğer bir işletmenin çoğunluk hissesini veya tamamını satın almaktadır.

İki veya daha fazla işletmenin yeni bir sahiplik ve yönetim altında bir araya gelerek, tüzel kişiliklerini kaybedip yeni bir tüzel kişilik oluşturmalarına birleşme denir. İşletme birleşmeleri yatay birleşmeler, dikey birleşmeler ve çapraz birleşmeler olarak sınıflandırılabilir.

Yatay birleşme , benzer mal ve hizmet üreten şirketlerin ya da rakiplerin birleşmesi olarak tanımlanabilir. İşletmeler rekabet ortamında hayatta kalabilmek, maliyetlerini azaltabilmek, üretim ve satışlarını artırabilmek için yatay birleşme yolunu tercih eder. İki bankanın birleşmesi yatay birleşmeye örnektir.

Dikey birleşme, birleşen şirketlerden birinin, diğerinin mal ve hizmetlerinin üreticisi olması durumunda ortaya çıkan birleşme durumudur. Birleşen şirketler arasında fiili ya da potansiyel satıcı-alıcı ilişkisi vardır.

Çapraz birleşme birbirinden farklı ürün ya da hizmet üreten iki ya da daha fazla işletmenin birleşmesini ifade eder.

İşletme Birleşmelerinin Yararları

Birleşme, işletmelerin yeni pazarlara girmesini kolaylaştırır. Aynı sektörde faaliyette bulunan işletmelerin birleşmesi rekabetin azalmasına yardımcı olur. Birleşme işletmeler arası teknoloji ve bilgi transferini kolaylaştıracaktır. İşletme birleşmelerinde ortaya çıkması beklenen diğer faydalar ölçek ekonomilerinden, finansman kolaylığından, vergi avantajlarından yararlanmaktan, riskleri çeşitlendirmekten kaynaklanmaktadır.

İşletme Satın Almaları

Satın almalarda, bir işletme diğer bir işletmenin çoğunluk hissesini veya tamamını satın almaktadır. Böylece satın alınan işletmenin kontrolü satın alan işletmeye geçmektedir. Satın almalarda değer zincirinin herhangi bir parçasında kaynakların paylaşılması ile şunlar hedeflenmektedir:

  • Ölçek ekonomileri
  • Maliyetlerde azalış
  • Farklılaştırmada gelişme

Satın almalar sayesinde işletmelerin elde edebileceği faydalar şunlardır:

  • Yeni piyasalara giriş,
  • Yeni ürün veya hizmetlerin elde edilmesi,
  • Yeni kaynak dönüşüm süreçlerinin öğrenilmesi,
  • Yeni bilgi ve becerilerin kazanılması,
  • Dikey bütünleşme

Satın almalar, genellikle, satın almada bulunan işletmenin hissedarları için beklenen finansal faydaları sağlayamamaktadır. Satın almayla kârlılık, araştırmageliştirme giderleri ve patent sayısında azalış yaşanabilmektedir.

Potansiyel sorunlara rağmen, satın almalar başarılı olmaktadır. Başarıda etkili olan başlıca faktörler şunlardır:

  • Satın alınacak işletmenin doğru seçilmesi,
  • İşletmeler arasında sinerjiyi kolaylaştıracak kültürel ve yönetimsel benzerlikler olması,
  • Satın alma görüşmelerinin dikkatli bir şekilde yürütülmesi,
  • Satın alan işletmenin finansal durumunun güçlü olması ve makul oranlarda borçlanılması,
  • Temel faaliyetlere odaklanılması,
  • Satın alma sonrasında kaynakların ve faaliyetlerin paylaşılması

Satın almalarda kapsamlı bir planlamanın ve hızlı bir uygulamanın doğru iletişim politikalarıyla desteklenmesi gerekir. Satın alma stratejilerinin dört aşaması bulunmaktadır:

  • Satın alma stratejisinin açıkça formüle edilmesi,
  • Satın alınabilecek işletmelerin bulunması ve analiz edilmesi,
  • Satın almanın gerçekleştirilmesi,
  • Satın alma sonrasında işletmelerin birleştirilmesi.

Yaz Okulu Sınavı
4 Eylül 2021 Cumartesi