Sağlıklı Yaşam Dersi 2. Ünite Özet

Sağlığın Geliştirilmesi, Korunması Ve Koruyucu Sağlık Uygulamaları

Sağlığın Geliştirilmesi

Dünya Sağlık Örgütü 1948’de sağlığı sadece hastalık ve sakatlığın olmayışının ötesine çıkararak zaman içinde sağlık hizmet sunumunun ve örgütlenmesinin, bir yol göstericisi ve sağlık politikalarının stratejik hedefi olarak tanımlamıştır. Sağlığın geliştirilmesi için sosyal adaletin gerekliliği ilk kez, 1977’de Cenevre’de yapılan 13. Dünya Sağlık Örgütü Genel Kurulunda, 1978 yılında AlmaAta’daki DSÖ Temel Sağlık Hizmetleri Konferansı ve Bildirgesi’nde yer almıştır. “DSÖ’nün ve hükümetlerin başlıca sosyal amacı, 2000 yılına kadar herkesin sosyal ve ekonomik açıdan üretken bir yaşam sürdürebileceği bir sağlık düzeyine erişmesini sağlamak olmalıdır.” DSÖ, bildirgede yer alan bu ifadeden sonra “2000 Yılında Herkes İçin Sağlık” hedeflerini belirlemiştir. Herkes İçin Sağlık hedeflerinin temel amacı, ülkeler ve bölgeleri arasında sağlık yönünden farklılıkların, eşitsizliklerin en aza indirilmesi, ortadan kaldırılması; insanların fiziksel, mental ve sosyal potansiyellerini kullanabilmesinin sağlanması; hastalık ve engelliliklerin en aza indirilmesi; engelli olanların sosyal ve tıbbi rehabilitasyonu sağlanarak topluma yeniden kazandırılması; erken ölümlerin önlenerek, doğumda beklenen yaşam sürelerinin uzatılmasıdır. Bu kavram, zaman içinde “yaşama yıllar katmak, yıllara da yaşam katmak” olarak gelişmiştir.

Sağlığı geliştirme ile ilgili bu kavramı kullanarak yapılan ilk toplantı, 1986 yılında, Kanada Ottowa’da yapılan Birinci Uluslararası Sağlığın Geliştirilmesi Konferansı’dır.

Günümüzde sağlığın geliştirilmesi, sağlığın; bireysel ve sosyal belirleyicilerini, çevresel koşulları da düzenleyerek tüm insanların sağlığını olumlu yönde geliştirmeyi irdeleyen modern halk sağlığı branşı hâline gelmiştir.

Sağlığı Geliştirme kavramının kabulüne ve ilginin artmasına yol açan nedenler ise şöyle sıralanabilir:

  • Yaşama yıllar katmak kadar yıllara da yaşam katmak, yani yaşanılan yılların kalitesini yükseltmek.
  • Kişilerin, kendi yaşamlarını kontrol altına alma ve sağlıkları konusunda söz sahibi olmalarını istemeleri.
  • Geleneksel sağlık öğretilerinin yerini sağlık eğitimi kavramına bırakması, eğitim biliminin de gelişmesine paralel olarak geleneksel erişkin eğitim yöntemlerinin etkisinin sınırlı olması.
  • Hastalıkların temelinde toplumsal ve kişisel yaşam özelliklerinin etkisinin farkına varılması.
  • Sağlık durumu, sağlığın bozulması, hastalığın ortaya çıkması ile sağlık bakım ve tedavisi arasındaki ilişkinin zayıf olduğunun anlaşılması.

Sağlığı Geliştirme stratejilerinde beş prensip vardır:

  • Sağlığın geliştirilmesinin koşulları: Sağlığın geliştirilmesi gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde, toplumdaki temel değişimlerden etkilenmektedir.
  • Sağlığın geliştirilmesi DSÖ’nün sağlık tanımının üç boyutunu bütünlemektedir: Sağlığın geliştirilmesi, sağlığın; fiziksel, sosyal ve mental boyutlarını hedef almaktadır.
  • Sağlığın geliştirilmesi, hükûmetlerin sağlık alanındaki sorumluluklarını destekler: Sağlık, temel bir insanlık hakkı olup, hükûmetler vatandaşlarının bu hakka ulaşabilmelerini sağlamakla yükümlüdürler. Vatandaş sağlığını korumak, sağlamak ve bozulursa iyileştirmekle yükümlüdürler ve politika geliştirirken ya da hizmet sunarken sağlığı, ana bileşen olarak ele almak zorundadırlar. Gönüllü kuruluşlar ve özel sağlık sektörü de halkın sağlığına katkıda bulunur. Asıl belirleyici ülke yönetimleridir.
  • Sağlığın geliştirilmesi, sağlığı toplum adına savunur: Sağlığın geliştirilmesi toplum yararına olup, toplumun bütününe sosyal ve ekonomik gelişim açısından fayda sağlamaktadır.
  • Sağlığa katılım, sağlığın geliştirilmesinin esas unsurudur: Sağlık hizmetleri toplumun; siyasi, ekonomik ve kültürel yapısına uygun sunulmalıdır. Sunulan hizmetin toplumda kabulü, kapsayıcılığı ve kalitesi ancak toplum katılımının sağlanması ile mümkündür. Bunun için sağlık eğitimi ve sağlık okuryazarlığının arttırılması gerekir.

Sağlığı geliştirme etkinlikleri şu stratejik yaklaşımları kapsamalıdır:

  • Sağlık ve iyiliği geliştirmek için kamu politikalarını ve etkinliklerini koordine etmek
  • Sağlık ve sosyal hizmetler sistemini en etkili ve en ekonomik çözümlere yönlendirmek
  • Bireyin potansiyelinin güçlendirilmesini teşvik etmek
  • Sosyal yapılara destek sağlamak; sağlıklı ve güvenilir ortamlar geliştirmek
  • Hayat şartlarını geliştirmek
  • Gruplar ve toplumlar arasındaki eşitsizlikleri gidermek
  • Kötü beslenme, sağlığa zararlı ürünlerle mücadele etmek
  • Kaynakların kirlenmesi ve tüketilmesini önlemek
  • Sağlıklı olmayan yaşam koşulları ve çevrelerin, doğaya zarar vermeden, rehabilitasyonunu yapmak, sağlıklı hâle getirmek
  • Risk grupları için ve onlarla birlikte hareket etmek

İnsanları sağlık konusunda eğitmek, becerilerini artırmak, kendilerini, ailelerini ve toplumun sağlıklarını korumalarını sağlamak ve bu konuda onları desteklemek

1986 Ottawa Sözleşmesi’nde vurgulanan sağlığın temel koşulları ve kaynakları şunlardır:

  • Barış
  • Barınma
  • Eğitim
  • Gıda
  • Gelir
  • Kesintisiz korunan bir ekosistem
  • Sürekliliği olan kaynaklar
  • Sosyal adalet
  • Hakkaniyet

Bunları gerçekleştirmek için tanımlanan eylemler ise şunlardır:

  • Savun
  • Kolaylaştır
  • Aracı ol

Sağlığın Geliştirilmesi Ottowa’dan sonra birçok ülkede kabul görmüş, ardından sırasıyla Adelaide, Milano, Sundsvall, Jakarta, Mexico City, Bangkok, Nairobi Konferansları ile Sağlığın Geliştirilmesi kavramı, küresel bir anlama kavuşmuş ve uygulama safhasına geçmiştir.

Sağlığın geliştirilmesinde birbirlerini tamamlayan iki kavram, sağlık eğitimi ve sağlık okur-yazarlığıdır. Sağlık eğitimi, sağlığı toplumsal bir değer hâline getirmeyi, halkı sağlık sorunlarını çözmek için kullanabileceği bilgi ve becerilerle donatmayı ve kişilerin, sağlıkla ilgili bilgilerinin ve farkındalıklarının artırılarak, düşünce ve tutum geliştirmelerini, sonucunda da olumlu ve istendik yönde davranış ve yaşam biçimi değişiklikleri oluşturmalarını amaçlar. Sağlık okur-yazarlığı ise okuryazarlık ile ilişkili olup, insanların, yaşamları boyunca sağlık hizmetleri ile ilgili konularda düşünce ve tutum geliştirerek karar verebilmek, geliştirmek, yaşam kalitesini yükseltmek için sağlıkla ilgili bilgi kaynaklarına ulaşabilmek, sağlık ile ilgili bilgileri ve mesajları doğru olarak algılamak ve anlamak istekleri ve kapasiteleridir.

Sağlık okur-yazarlığı düzeyini yükseltmek ve sağlık bilincini geliştirmek için şunlar önerilmektedir:

  • Sağlık okur-yazarlığı eğitimi, erken çocukluk döneminden itibaren yapılmalıdır.
  • Sağlığın geliştirilmesi kavramı, okul eğitimi sırasında geliştirilmelidir.
  • Yetişkin dönemindeki eğitimde olası engellerle baş etme yolları geliştirilmelidir.
  • Bireylerin özelliklerine ve kapasitelerine uygun çok yönlü programlar yapılmalıdır.
  • Katılımcı eğitim yöntemleri kullanılmalıdır.
  • Sağlıklı olmak ve iyilik hali için yeni yöntemler geliştirilmelidir.

Sağlığın geliştirilmesi kavramı içinde sağlıklı yaşam davranışlarının yaygınlaştırılması ve eğitiminde temel olarak alınması gereken konular şunlardır:

  • Sağlıklı/yeterli ve dengeli beslenme
  • Fiziksel aktivite
  • Düzenli ve yeterli uyku
  • Düzenli sağlık kontrolünün yaptırılması
  • Stresle baş edebilme
  • Sigara, alkol ve bağımlılık yapıcı madde kullanmama
  • Hobi ile uğraşı
  • Güneşin zararlı etkilerinden korunabilme
  • Güvenli cinsel ilişki
  • Aile planlaması
  • Bağışıklama
  • Evde, işte, trafikte vb. kazalardan korunma

Sağlığın Korunması

Hastalık belirtileri ortaya çıktıktan sonra muayene ve tıbbi tetkik ve tahlillerle tanı konulunca, yaşanılan bu durum “hastalık” adını alır.

Enfeksiyon hastalıkları ile kimyasal ve bazı fiziksel etkenler nedeniyle meydana gelen sağlık sorunlarında ve hastalıklarda etken bellidir. Hipertansiyon ve koroner kalp hastalıkları, epilepsi, multibl skleroz gibi nörolojik hastalıklar, diyabetes mellitus, hipertiroidi gibi endokrin bozukluklar, kanserler gibi birçok hastalık ve sağlık sorununda ise bugün tanımlayabildiğimiz “nedensel etkenler” kısıtlıdır. Bu tür sağlık sorunları ve hastalıklara, “çoklu etkenlerin neden olduğu sağlık sorunları veya hastalıklar” denilmektedir..

Sağlığın korunması basamakları şunlardır:

Birincil korunma: Hastalığın kişide biyolojik olarak başlamasından önce alınan önlemlerle, sağlığın korunmasıdır. Yukarıda temel hedef olarak da tanımlanan bu aşamada etkin ve nitelikli önlemlerle sağlığın korunması esastır.

İkincil Korunma: Hastalıkların belirtisiz dönemlerinde ya da belirtilerin hafif olduğu dönemlerde, erken tanı ve etkin tedavi edilmeleridir. İkincil korumaya “erken tanı hizmetleri” de denir.

Üçüncül Korunma: Hastalığın klinik bulgu ve belirtilerinin ortaya çıkışından sonra, hastaların en iyi şekilde tedavisi, tedavinin başarılı veya yeterli olmadığı zaman gelişen sağlık ve sosyal sorunların rehabilite edilmesi ile bireyin, yaşamsal aktivitelere katılımının sağlanmasıdır.

Tıbbi rehabilitasyon:

  • İşitme sorunu olan kişilerin işitme protezi/kulaklık kullanması.
  • Gözünde kırma kusuru olanların gözlük veya lens kullanması.
  • Diş kaybı olanların implant veya takma diş/diş protezi kullanması.
  • Yürüme sorunu olanların baston veya tekerlikli sandalye/araba kullanması.
  • El, kol, ayak ve bacağı olmayan kişinin, protez kullanması.

Sosyal rehabilitasyon:

Engeli olan kişinin çalışma yaşamına kazandırılması:

  • İş kazası sonucu bacağını kaybeden bir şoförün, masa başı bir göreve alınması,
  • Görme engelli kişinin, telefon santralinde görevlendirilmesi,
  • Psikiyatrik sorunu olan kişinin, el işi veya bahçe işi yapması.

Temel Korunma: Toplumu; sosyal, ekonomik ve kültürel yönden kalkındırarak sağlık sorunlarında veya hastalıklarda rol oynayan etmenlerin etkisini azaltmak ya da ortadan kaldırmaktır. Belli bir hastalığa özgü olmayıp birçok hastalığa ve genel yaşama ilişkin önlemlerdir. İlgili konuda mevzuat çıkartılması yoluyla yapılan korumadır.

Koruyucu Sağlık Uygulamaları

Çağdaş sağlık hizmetlerinin sunumunda “sağlığın korunması” daha önemli bir yaklaşımdır. Tedavi ve rehabilite edici hizmetler sunumu, daha kompleks ve daha nitelikli insan gücü, donanım, mekan ve teknoloji ile bunların döngüsünün sağlanması gerektiği için ekonomik kaynaklara ve yatırımlara gereksinim duyulmaktadır. Ayrıca sağlık sorunları nedeniyle çalışması kısıtlanan veya çalışamayan kişinin üretimden uzaklaşması ve bu kişi için sağlık harcaması yapılması, toplumsal açıdan ekonomik kayıp olarak değerlendirilmektedir. Aksine sağlıklı kişi üretken olup, sağlık harcaması da yapılmayacağı için toplum da bundan yarar görmektedir. Bu nedenlerle sağlığın korunması gereklidir. Sağlığın korunması denildiğinde de, sağlığın bulunduğu durumdan, bir sonraki olumsuz aşamaya geçmesinin önlenmesi kastedilmektedir. Bunu Birincil, İkincil ve Üçüncül Düzey Koruma tanımlarında görmek mümkündür. Bununla birlikte sağlığın korunmasının temel hedefiyle kastedilenin, Birincil Düzey Koruma olduğu anlaşılmalıdır.

Bu uygulamalardan bazıları şunlardır:

Çevrenin Korunması: Çevre, bizden uzakta olan bir kavram değildir. Vücudumuzun dışındaki her şey çevremizdir. Bu nedenle burnumuzun ucunda nefes aldığımız hava, içtiğimiz su, yediğimiz besin, giydiğimiz giysi sağlık açısından uygun olmalıdır. Çevresel önlemlerin bir kısmı, Temel Koruma kapsamında; devletlerin, kamu kurumlarının mevzuatı, standartları ve kararları ile belirlenir. Ayrıca kişilerin çevrelerini korumaları da mümkündür.

Ergonomi: İş yaşamının ve koşullarının, kullanılan cihaz, araç, gereç ve teçhizatın insan yapısına uygun hâline getirilmesi olarak tanımlanan ergonomi; artık sadece iş yaşamı için değil, günlük toplumsal yaşamdaki tüm çevresel yapı ve özelliklerin; anatomik, antropometrik ve fizyolojik olarak insana uyumlaştırılması olarak tanımlanmaktadır. Bu sayede çalışma ve sosyal yaşamda verimlilik, güvenlik ve rahatlık sağlanmış olur. Ergonomik ilkelerin yerine getirilmesi için anatomi, antropometri, fizyoloji, psikoloji gibi sağlık bilimleri, tıp ve mühendislik bilimleri iş birliği içerisinde çalışmalıdır. Sağlık bilimleri ve tıp, insan üzerindeki; mühendislik bilimleri ise teknik ve çevresel ögelerdeki deneyimleri ile çevre ve insan uyumunu sağlayabilirler.

Bir ürünün ergonomik olduğunu belirleyen ölçütler şunlardır:

  • Kullanıcıya uygun olmalı
  • Kullanımı kolay olmalı
  • Rahatlığı ve konforu artırmalı
  • Sağlık ve güvenliği artırmalı
  • Performansı ve iş verimliliğini artırmalı

Ergonomi üç bölümde incelenir:

Fiziksel Ergonomi: Fiziksel çevrenin, insanın; antropometrik, anatomik ve fizyolojik özelliklerine uygun olmasıdır.

Bilişsel Ergonomi: Bilgiyi algılama, anlama ve işleme gereksinimleriyle ilgilenir. Uygulamaların hatasız ve en az düzeyde olması, dolayısıyla insanın performansının artırılması amaçlanır. Gösterge panelleri, kadranlar, kontrol sistemleri ve bilgisayar sistemleri en temel örneklerindendir.

Örgütsel Ergonomi: İş yaşamında kamu ve özel bir kurum, kuruluş, işletme, iş yeri ve örgütün yapılandırılması ve işleyişinin sağlanmasında yararlanılan bir ergonomi alanıdır. Konuları arasında; iletişim, ekip, ekip yönetimi, işin planlanması, iş tasarımı, çalışma saatlerinin belirlenmesi, çalışanların görev ve rollerinin belirlenmesi, kalite yönetimi gibi konular vardır. Örgütsel ergonominin anahtarları; iş akış şemalarının, yönerge ve standartların oluşturulması, çalışanların eğitimi ve bunlara tam uyumunun sağlanmasıdır. Böylece örgüt içi iletişim daha sağlıklı oluşturulabilir ve örgütsel kültür, kurum kültürü, kurum aidiyeti sağlanmış olur.

İş Sağlığı: İnsanlar, geçimlerini sağlamak, aile olabilmek, gereksinimlerini karşılayabilmek, geleceklerini garanti altına alabilmek, çocuklarına iyi koşullar oluşturabilmek, toplumda yer edinebilmek, kendilerini yararlı hissedebilmek gibi nedenlerle, değişik mesleklerde ve işlerde çalışmaktadırlar. Bu işlerde, “İş Kazası” ve “Meslek Hastalığı” denilen, o işe özgü sağlık sorunları ile karşılaşırlar. İki durumda %100 önlenebilir. Bu açıdan “İş Sağlığı ve Güvenliği” kavramı geliştirilmiştir. Temeli, “işe uygun insan, insana uygun iş, insanın sağlık ve güvenlik içinde işini yapabilmesi”dir. Bu anlamda iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri, birebir mevzuatı gereği temel koruma, uygulamaları şekliyle de birincil düzeyde sağlığı korumadır.

Tütün Ürünleri, Alkol ve Bağımlılık Yapıcı Madde Kullanımının Önlenmesi: Çağımızın, geri dönüşümsüz sağlık sorunlarına ve ölümlere neden olan bu bağımlılık yapan maddelerle mücadelesinin ana hattı, ilgili sektörlerin hedeflerindeki çocukları, gençleri ve kadınları korumak; başlamalarını önlemektir.

Bağışıklama/Aşılama: İnsan ve hayvanlarda hastalık yapan virüs, bakteri gibi mikropların, hastalık yapma özelliklerinin ortadan kaldırılması, öldürülmesi ya da mikropların salgıladığı zehirlerin etkilerinin ortadan kaldırılarak, geliştirilen biyolojik maddelere “Aşı” denir. Aşının insanlara yapılması sonucu, o hastalığa karşı direnç geliştirilmesine “Bağışıklama” denir. Bağışıklık, aktif olarak aşıyla veya hastalığın geçirilmesi ile sağlanabileceği gibi, o hastalığı geçirenlerden izole edilen veya laboratuvarda geliştirilen serum/ immun globülin adı verilen maddelerin vücuda verilmesi ile pasif olarak da sağlanabilir. Aşı, insanları hastalıklardan ve onun kötü sonuçlarından koruyabilmek için sağlam ve risk altındaki kişilere uygulanır. Vücut, bu şekilde mikrop ya da toksinleri tanır ve onlara karşı bir savunma yöntemi yani antikor denilen koruyucu maddeler oluşturur. Böylece gerçek mikropla karşılaşıldığında da bu yöntemle savaşır ve kişi hastalığa yakalanmaz. Oluşan direnç, uzun süre genelde de ömür boyu vücutta kalır. Aşılama ile öldürücü ve sakat bırakıcı bir hastalığa karşı savaş söz konusudur. Aşılama ile büyük salgınlara, sakatlık ve ölümlere neden olan hastalıklar oldukça sınırlandırılmış, bunun sonucunda çocuklar ve gençler ölümden kurtulmuşlar, yaşam süresi uzamıştır. Hemen tüm aşılar uygun olan herkese yapılabilir. Sağlık Bakanlığının takviminde yer alanlar ise yapılmalıdır. Bazı aşılar, bazı durumlarda yapılmamalıdır. Ancak bunun kararını hekim vermelidir. Aşı, hastalıkların önlenmesinde en güçlü ve etkili halk sağlığı müdahalesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

İlaçlarla Hastalıklardan Korunma: Buna “antimikrobiyal kemoproflaksi” de denir. Sıtma, tüberküloz, meningokok menenjiti, sfiliz, gonore enfeksiyonları ile karşılaşmadan önce, karşılaşma riski ortaya çıktığında, uygun antibiyotiklerin doktor kontrolünde kullanılmasıdır.

Yeterli ve Dengeli Beslenme: Beslenme; sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin ögelerini yeterli miktarlarda, uygun zamanlarda, örüntü ve miktarları açısından dengeli almak için bilinçli yapılması gereken bir eylemdir.

Fiziksel aktivite: Fiziksel aktivite, günlük yaşamdaki rutin aktivitelerin dışında, kas ve eklemler kullanılarak enerji harcanmasını içeren, kalp ve solunum hızını artıran, farklı şiddetlerde yapılabilen ve yorgunlukla sonuçlanan aktiviteler olarak tanımlanmaktadır.

Aile Planlaması Yöntemlerinin Kullanılması: Aile planlaması, çiftlerin istedikleri sayıda, istedikleri zamanda, anne ve çocuk sağlığı için uygun aralıklarla çocuk sahibi olmalarının sağlanması demektir. Her çiftin, sahip olmak istedikleri çocuk sayısını belirlemeleri ve sahip olmaları, onların en doğal hakkıdır. Aile planlaması hizmetleri ise çiftlerin kendi hür düşünceleri ile istedikleri sayıda çocuk sahibi olmalarını sağlayan, bireyleri ve çiftleri üreme sağlığı konusunda eğiten, anne-bebek ölümlerini önlemeye ve anne-çocuk sağlığını korumaya çalışan, istenmeyen gebelikleri önlemeye çalışan, çocuk sahibi olmak isteyenlere de tıbbi yardım sağlamayı amaçlayan önemli sağlık hizmetlerindendir.

Aile planlaması, nüfusu azaltmaya çalışan bir yaklaşım değildir. Tersine, başta anne olmak üzere, bebek, çocuk ve toplumun sağlığını korumayı hedefleyen, sağlıklı üremeyi sağlayan, dolayısıyla aşırı doğurganlıkları, istenmeyen gebelikleri, uygunsuz/sağlıksız düşükleri, riskli gebelikleri önleyerek, toplumun sağlıklı olmasını sağlayan bir anlayıştır. Çocuk sahibi olamayan çiftlere de çocuk sahibi olabilmeleri için tıbbi desteğin verildiği bir hizmettir.

Aile planlamasının anne ve çocuk sağlığı ile toplum için yararları şöyledir.

Anne Sağlığı Üzerine Olumlu Etkileri:

  • İki gebelik arasındaki sürenin, anne sağlığı için risk oluşturmayacak şekilde düzenlenmesini sağlar. Belirlenen bu süre en az 2 yıldır ancak bu sürenin ideali 3 yıldır.
  • Aşırı doğurganlığı önler. Kadının 4 ve üzeri doğumlarında ölüm ve hastalık riski artar.
  • Riskli gebelikleri önleyerek kadının sağlığını ve yaşamını korur.
  • İstenmeyen gebelikleri ve sağlıksız düşükleri önler.
  • Erken veya geç yaştaki gebelikleri önler.
  • Anneyi aşırı doğurganlık, istenmeyen gebelik, riskli gebeliklerden koruduğu için, annenin ruh sağlığına da olumlu katkısı söz konusudur.
  • Anne ölümlerini önler.
  • Toplumda sağlıklı anne, kadın ve çocuk sayısı artar.

Çocuk Sağlığı Üzerine Olumlu Etkileri:

  • İstenmeyen gebelikler nedeniyle istenmeyen bir çocuğun dünyaya gelmesine engel olur.
  • Erken ve geç yaşta gebe kalan kadınların çocuklarında, sağlık sorunları daha sık ve kalıcı olabilir. Bunları önler.
  • Sağlıklı doğan bebek sayısı artar.
  • Aşırı doğurganlık, riskli gebelikler vb. sonucu bebek ölümlerinin olmasını engeller.
  • Bebekler, çok kısa aralıklarla doğmayacağı için daha sağlıklı olurlar.
  • Ebeveynler çocuklarına daha fazla ilgi gösterebilirler, ekonomik gereksinimler ve eğitim olanakları sağlayabilirler. Bunlardan dolayı çocuğun ruh sağlığı korunabilir ve geliştirilebilir.
  • Çocuklar daha iyi beslenme, barınma ve bakım olanaklarına sahip olabilirler.

Toplum Üzerine Olumlu Etkileri:

  • Kadınların ve çocukların sağlıklı olması sonucu sağlıklı bir toplum oluşur.
  • Etkili aile planlaması uygulayan toplumlarda nüfus, dengeli ve planlı bir şekilde artar.
  • Kadın ve çocuk sağlığı için harcanacak tedavi giderleri azalır.
  • Ekonomik kaynakların daha planlı ve verimli kullanılmasına yardımcı olur.

Gebelikten korunmak için herhangi bir yöntem kullanmadan, düzenli cinsel ilişkide bulunan kadınların % 80-90’ı, 1 yıl içinde gebe kalabilirler. Kadında her 28 günde 1 âdet kanaması olur. Bu 28 günlük süreye, menstruel siklus denir. Âdet kanamasının başlaması 1. gün olarak kabul edilir. Bundan 28 gün sonra 2. Menstruel siklus kanaması başlar. Menstruel kanama başlamasından 14 gün önce de kadının yumurtalıklarından yumurta atılımı olur. Bu yumurta hücresi erkek sperm hücresi ile birleşirse, döllenme olur. Döllenen hücre, kadının rahmine yerleşirse, hamilelik başlamış olur. Gebeliğin oluşabilmesi için en uygun dönem, spermlerin, kadın genital sisteminde en fazla 72 saat canlı kalabilmeleri nedeniyle, yumurtlamadan 3 gün önce başlar ve 3 gün sonra sona erer. Bu sürelerdeki cinsel ilişki sonucu hamilelik oluşabilir. Aile planlaması yöntemleri kullanılarak gebeliğin önlenmesine “kontrasepsiyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere de “kontraseptif yöntemler” denir.

Kontraseptif yöntemler şunlardır:

Geleneksel Yöntemler

Geri Çekme: Cinsel ilişki sırasında, erkeğin cinsel organının boşalmadan önce, hazneden çıkarılarak meninin dışarı boşaltılmasına dayanan bir yöntemdir. Etkinliği düşük bir kontraseptif yöntemdir.

Takvim Yöntemi: Yumurtlamadan 3 gün öncesi ve 3 gün sonrası dönem, gebekalma olasılığının en yüksek olduğu dönem olduğu için, düzenli âdet gören kadınlarda bu dönemde cinsel ilişkiye girilmemesi esasına dayanır. Çiftler arzu ederlerse bu süre içinde bariyer yöntemler kullanarak gebeliği önleyebilirler.

Haznenin İçinin Yıkanması: Cinsel ilişkiden sonra kadının vajinenin su, hatta bazen sabun ile yıkamasıdır. Ancak sperm hücreleri saniyeler içinde rahime kadar ulaşabilecekleri için güvenilir olmayan ve gebeliği önleyici etkisi oldukça sınırlı bir yöntemdir.

Emzirme: Doğumdan sonra, ilk 6 ay boyunca anne, bebeğini sadece anne sütü ile beslerse, su dâhil ek gıda vermezse, annede yumurtlama gerçekleşmeyebilir. Bu durumda, cinsel ilişki olsa dahi gebelik oluşmaz.

Modern Yöntemler

Doğum Kontrol Hapları: OKS, 21 veya 28 hap içerir. 21 hap, içeriğinde östrojen ve progesteron olan haplardır. Diğer 28 hap içeren kutularda ise 21 hap hormon, 7 hap demir içeren haplardır. Kutusunda 21 tane hap olan OKS’nin âdet kanamasının, 5 günü içerisinde alınılabilirse de ilk günü 1. haptan başlayarak 21 gün boyunca her gün aynı saatte bir tane hap ağızdan yutularak içilir. Haplar 21. günde bittiğinde 7 gün hap içilmez. Bu dönemde âdet kanaması olur. Bu 7 günlük aradan sonra 29.gün, diğer kutunun ilk hapı içilir ve her gün 1 hap almak üzere aynen devam edilir. Kutusunda 28 hap olanlarda da aynı işlem söz konusudur. Ancak burada hap içilmeyen gün yoktur. Hormon içeren 21 haptan sonraki 7 hap demir içermesi nedeniyle kadının âdet kanaması sırasında kaybettiği demirin bir bölümünü yerine koyması açısından avantajlıdır. OKS her gün aksatılmadan, düzenli yani aynı saatte alındığında, çok bir doğum kontrol yöntemidir ve etkinliği %99’a ulaşır. Bırakıldığında hemen gebelik oluşabilir. Bir de sadece progesteron içeren “Mini haplar” vardır. Östrojen içermediğinden doğum sonrası ve annenin emzirdiği dönemde doğum kontrol yöntemi olarak tercih edilebilir. Düşükten sonra da başlanabilir.

Gebeliği Önleyici İğneler: Her ay ve 3 ayda bir yapılan iki türü vardır. Üç aylık enjeksiyonlarda, sadece progesteron varken, aylık enjeksiyonlarda progesterona ek olarak östrojen de bulunur. Üç aylık iğnelerin etkisi, mini haplara; aylık iğnelerin etkisi, kombine OKS’lere benzer. Gebeliği önlemede başarısı, %99 gibi yüksek bir değerdedir. Daha önce hiç gebe kalmamış kadınlarda da geri dönüşümlü bir yöntem olup rahatlıkla kullanabilir.

Deri Altı Kapsülleri: Kibrit çöpü gibi silikon yapılı ürünlerdir. Eğitimli sağlık personelince, kolun iç kısmına, cilt altına yerleştirilir. Adetin ilk 7 günü içinde uygulanır. Progesteron içerdiği için etkisi, mini hap veya 3 aylık iğnelere benzer. Çok etkili yöntemlerden birisidir. Etkisi, türüne göre, 3-5 yıl sürer. Cinsel yaşantıyı olumsuz yönde etkilemez. Her yaştaki kadına uygulanabilir. İstenildiği zaman çıkarılabilir.

Rahim İçi Araç: Polietilen esnek materyalden yapılmış, rahim içine sığacak büyüklükte tasarlanmış, T şeklinde bir alettir. Plastik gövdenin etrafına bakır tel sarılıdır. Bazı RİA’larda bakır yerine progesteron hormonu eklenmiştir. Progesteron hormonu içerikli RİA, bakırlı RİA’ya göre âdet kanaması miktarını ve âdet ağrısını azaltır. Yerleştirildikten hemen sonra etkisi başlar ve 10 yıl boyunca etkilidir. Çıkarıldıktan hemen sonra gebelik geri döner. RİA, spermlerin kadının tüplerine ulaşmasını engeller.

Diyafram: Servikse yerleştirilen, ince plastikten yapılmış bir çeşit kapaktır. Spermlerin rahme geçişini engelleyerek gebelikten korur. Spermisidlerle birlikte kullanıldığında koruyucu etkisi daha da artar. Kadın, her cinsel ilişki öncesinde diyaframı kendisi yerleştirir, cinsel ilişkiden sonra 6 saat kalır, sonra çıkarır, yıkar, kurular ve özel saklama kabına yerleştirir.

Kadın Kondomu: Kadın için ince poliüretandan yapılmış esnek ince bir kılıftır. Cinsel ilişkiden önce hazneye yerleştirilir. İlişki sırasında meni ve içindeki spermlerin vajenle temas etmesini ve rahme geçişini engeller. Spermisidlerle birlikte kullanıldığında koruyucu etkisi artar. Bir diğer yararı da cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korumasıdır.

Spermisidler: Kadının kullandığı bir yöntemdir. Tablet veya fitiller, cinsel ilişkiden 10 dakika önce kadın tarafından vajenin içine yerleştirilir. Spermlerin, vajendeyken ölmesine neden olurlar ve böylece spermler rahme ulaşamaz. Cinsel ilişkiden sonra vajen, en az 6 saat temizlenmemelidir.

Kadında Tüplerin Bağlanması: Kadının gebelikten korunmak için kullanabileceği en etkili ve kalıcı ama doğurganlığın geri dönüşünün olmadığı ya da çok zor olduğu bir yöntemdir. Çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler için uygundur. Kadın evli ise eşin rızası gereklidir.

Erkek Kondomu: Cinsel ilişkiden önce sertleşmiş penise takılan kauçuk veya lateks kılıftır. İlişkide erkeğin boşalması sırasında meni önünde bariyer oluşturarak vajene, rahim ağzına ve rahme geçişini engelleyerek koruma sağlar. Koruyuculuğu, doğru kullanıma bağlı olarak %90-95’tir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları önler, kadınları serviks kanserinden koruyabilir.

Erkekte Sperm Kanallarının Bağlanması: Erkeğin kullandığı, en etkili, geri dönüşün olmadığı ya da zor olduğu bir yöntemdir. Kadındaki tüp ligasyonu mantığı ile aynıdır. Çocuk sahibi olmak istemeyen erkek ve çiftler için uygundur. Erkek evli ise eşin rızası gereklidir. Erkeğin hastanede yatmasını gerektirmeyen basit bir operasyondur.

Kazalardan korunma: Beklenmedik bir anda ortaya çıkan yaralanmalar, can ve mal kayıplarına neden olan olaylara, kaza denir. Ne zaman, nerede, nasıl meydana geleceği bilinmeyen olaylardır. Oluş yerlerine göre ev, trafik ve iş kazası adlarını alır. Doğa kaynaklı acil durum ve afetler ile insan eliyle ortaya çıkan savaş, terörizm saldırıları sonucu da kazalar da söz konusudur. Sonuçları incelendiğinde, %98’i önlenebilir, %2’si önlenemez olarak kabul edilen kazaların; günümüzde bilimsel gelişmeler, teknoloji, güvenlik sistemleri ve en önemlisi de güvenlik kültürü gelişimine bağlı olarak %100 önlenebilir oldukları kabul edilmektedir. Kazaların önemli risk faktörleri arasında insani davranışlar söz konusudur. İnsan kaynaklı kazalar yaşamın sonuna kadar devam eden etkin ve sürekli; örgün, algın ve yaygın eğitimlerle bilinçlendirilirse, kazaların, ortaya çıkışından ve etkilerinden korunmak mümkündür. Diğer risk faktörleri ise çevresel koşullar ve doğa kaynaklıdır. Bunlara karşı hazırlıklı olma, güvenli ve sağlam çevreler oluşturma ile insan yaşamına olan olumsuz etkileri sıfırlanabilmektedir.

Sağlık Eğitimi: Koruyucu sağlık uygulamalarının başında, sağlık eğitimi gelmektedir. Ancak uygulamalarda ve toplumun talebinde, tedavi ve rehabilite edici hizmetler daha ön planda görülmektedir. Bunda toplumun sağlık eğitimi eksikliğinin rolü büyüktür. Sağlık eğitimi ile koruyucu sağlık uygulama eğitimlerindeki başarı sonucu birçok akut ve kronik, sakatlık bırakıcı ve ölümcül hastalıklar önlenebilmektedir. Bu nedenle eğitim gibi sağlık eğitimi de birey ve toplumlar için şarttır.


Yaz Okulu Sınavı
4 Eylül 2021 Cumartesi