Enerji Tasarrufu Dersi 4. Ünite Özet

Yüksek Enerji Performanslı Yapılar

Giriş

Enerji yaşamımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan hemen hemen tüm süreçler için vazgeçilmez olup, hayat kalitesini iyileştiren en önemli faktördür. Nefes aldığımız, beslendiğimiz, barındığımız, mavisinde ve yeşilinde huzur bulduğumuz, kısaca yaşadığımız bu dünyanın en önemli problemlerinin başında ise küresel ısınma ve iklim değişikliği gelmektedir. Küresel ısınmada ve enerji tüketiminde yapı sektörünün çok büyük bir payı vardır. Fosil yakıtların çevreye verdikleri zararlar ve insanlığın artan taleplerine karşı hızla tükenmesi, gelişen üretim süreçleri, sürekli büyüyen uluslararası talep ve rekabet enerji ihtiyacını sürekli artırmaktadır. Enerji bir ülkenin ekonomik ve sosyal gelişiminin en temel gereksinimlerinden biridir. Bundan dolayı, ülkeler bol ve ucuz enerji aramaktadır. Genellikle gözden kaçan ve en önemli çözümlerden biri ise enerji verimliliğidir. Yapı sektöründe enerji tüketimini azaltmak için nasıl binalar tasarlamamız gerektiği teknoloji ile birlikte gelişim sürecindedir. Enerji etkin ya da verimli binalar, sıfır enerjili binalar, yeşil binalar, sürdürülebilir binalar ve akıllı binalar gibi terminolojiler kapsamında yüksek performanslı yapıların sayısı ve teknolojik ilerlemeleri her geçen gün artmaktadır.

Küresel Isınma ve İklim Değişikliği

Çoğu zaman küresel ısınma ve iklim değişikliği kavramları birbiri ile karıştırılmaktadır. Bu iki kavram aynı değildir. Küresel ısınma atmosfere salınan gazların neden olduğu sera etkisinin sonucunda, ortalama sıcaklıklarda görülen artıştır. Küresel ısınmanın doğal ve yapay nedenleri vardır. Doğal nedenler güneş etkisi (gelen zararlı ışınlar nedeniyle ozon tabakasında görülen değişiklikler), dünyanın presizyon hareketi ve El Nino (güney salınımı) hareketidir. Yapay nedenler ise kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlar ve sera etkisidir. İklim değişikliği ise doğal iklim değişikliğine ek olarak doğrudan veya dolaylı olarak atmosferin yapısını bozan insan faaliyetleri sonucu iklimde oluşan değişikliktir.

Güneşten gelen ışınların bir kısmı doğrudan atmosfer tarafından uzaya verilirken, bir kısmı yeryüzü tarafından emilir. Isınan yeryüzünden salınan uzun dalga boylu radyasyonun önemli bir bölümü tekrar atmosfer tarafından emilir. Atmosferdeki gazların kısa dalga boylu güneş ışınlarına karşı çok geçirgen, yeryüzünden verilen uzun dalga boylu radyasyona karşı ise biriken su buharı, metan ve karbondioksit gibi sera gazları nedeniyle daha az geçirgen olması sonucunda, yere yakın kısımların beklenenden daha fazla ısınması olayına sera etkisi denir. Sera etkisinin yeryüzünde yaşayan canlılar üzerinde bazı faydaları ve zararları vardır. Sera gazları güneşten gelen ve yansıyan ışınları tutarak dünyanın ısınmasını sağlamaktadırlar. Sera etkisi yeryüzündeki sıcaklığın dengede tutulmasına yardımcı olur ve su sıcaklığının dengede kalmasıyla okyanusların ve nehirlerin donması engellenmiş olur. Diğer yandan, bazı zararları da bulunmaktadır. Atmosferdeki gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutarlar. Bu oranın yükselmesi atmosferin ısısının yükselmesine bu da küresel ısınmaya neden olur ve başta iklim olmak üzere tüm canlı yaşamını alt üst eden, doğal dengeyi bozan olaylar meydana gelir.

Başta kuraklık, sel ve kasırgalara neden olan küresel ısınma ve iklim değişikliğinin fiziksel etkilerinin yanında birçok ekonomik, sosyolojik ve psikolojik etkileri vardır. Fiziksel etkilerin önemli bir kısmına sera gazları neden olur. Küresel ısınmaya karşı alınacak önlemler arasında tasarruflu ampul kullanmak, daha az ışık, araba ve sıcak su kullanmak, otomobillerin yakıt filtrelerinin bakımını yaptırmak, çöplerin geri dönüşümünü sağlamak, ağaç dikmek, ormanları korumak gibi birçok önlem sayılabilir.

Enerji Kavramı

Enerji teknolojinin ilerlemesinde en önemli etkendir. Enerji bütün temel bilimlere girmiş olup, çeşitli olayları birleştirip durumu basitleştirme olanağı sağlayan ortak bir paydadır. Herhangi bir hareketi yapan veya yapmaya hazır olan kabiliyete enerji denir. Kısaca, enerji iş yapabilme yeteneğidir.

Unutulmaması gereken ise hiçbir enerjinin kaybolmadığıdır. Bir enerji türünün başka bir enerji türüne dönüşmesine, dolayısıyla yok olmamasına enerjinin korunumu denir.

Termodinamik, enerji ve enerji çeşitlerinin birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Termodinamiğin birinci yasası herhangi bir sistemdeki toplam iç enerjinin sisteme eklenen ya da çıkan enerji ile ilgili olduğundan bahseder. Bir sisteme giren enerji miktarı, sistemden iş ve atık ısı olarak çıkan toplam enerji miktarına eşittir. Enerji korunumunu ifade eden bu yasaya göre hiçbir enerji var veya yok edilemez, ancak bir biçimden diğerine dönüşebilir. Termodinamiğin ikinci yasasına göre ise ısı enerjisi tam olarak işe dönüştürülemez ve her zaman artık bir ısı oluşur. Bu yasa herhangi bir sistemin hiçbir zaman %100 verimli olamayacağını söyler.

Enerji verimi bir sistemden alınan ya da elde edilen enerjinin, sisteme verilen ya da tatbik edilen enerjiye oranı olarak ifade edilir:

Verim (?) = Alınan (hedeflenen) enerji / Giren (harcanan) enerji

Bu orandan çıkan değer yüzde olarak ifade edilir. Verim hiçbir zaman %100 veya daha büyük olamaz. Yüksek verim verilen enerjinin çoğunun sistem tarafından kullanışlı enerjiye dönüştürülmesi demektir. Düşük verim ise verilen enerjinin bir kısmının kaybolduğunu ve kullanışlı bir enerjiye dönüştürülemediğini ifade eder. Bir tür enerjinin diğerine dönüşmesinde yukarıdaki gibi hesaplanan verim, birden çok enerji dönüşümü içeren sistemlerde her bir dönüşüm veriminin çarpımı olarak hesaplanır:

Toplam verim (? Toplam ) = ? 1 x ? 2 x … x ? N

Oluşum Bakımından Enerji Kaynakları

Enerji kaynakları bir maddenin iş yapabilme yeteneği için tanımlanan enerjinin herhangi bir yöntemle üretilmesini sağlayan kaynaklardır. Yaşantımızı devam ettirmek için gerek duyduğumuz bu enerji kaynakları oluşumlarına bağlı olarak yenilenemez ve yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere ikiye ayrılır.

Yenilenemez Enerji Kaynakları: Kullandıkça rezervleri tükenen ve oluşumları uzun yıllar süren kaynaklara yenilenemez enerji kaynakları denir. Yenilenemez enerji kaynakları fosil yakıtlar ve nükleer enerji olarak iki grupta incelenebilir. Fosil yakıtlar milyonlarca yıl yerin derinliklerinde kalmış, oksijensiz, belirli bir ısı ve basınç altında fosilleşmiş bitki ve hayvanlardan oluşurlar. Böylece kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil tabanlı kaynaklar bu kategoriye dâhil olmaktadır. Bunlar dışında, fosil yakıt olmayan uranyum da yenilenemez enerji kaynakları arasındadır.

Kömür en eski enerji kaynağıdır. Milyonlarca yıl önce yaşamış canlıların oluşturduğu fosil yakıtlardır. Bataklıklarda uygun nem ve sıcaklığın oluşması, ortamın asit miktarının artması, ortamda bulunan gerekli organik maddelerin çürüyen bitkiler ile su altına inmesi ve bataklığın zamanla üstünün kapanması gibi olaylar sonucunda oluşur.

Petrol, çağlar önce yaşamış ölü hayvan ve bitkilerin toprak altında sıkışıp gaz basıncı ile sıvılaşmasından oluşur. Bu nedenle deniz yatakları dâhil her yerde petrol vardır. Magma tabakasının hemen üstündeki erişilemez yerler dışında, yeryüzüne yakın olan petroller belirlenir ve petrol yatakları denilen bu bölgelerden çıkarılır. C ve H atomlarının uygun bileşimleriyle meydana gelen metan, etan gibi hidrokarbonlardan oluşan petrol sudan yoğun, koyu renkli, arıtılmamış, yanıcı ve kendine özgü kokusu olan bir maddedir.

Doğal gaz, havadan hafif, zehirsiz, kokusuz, renksiz ve bir petrol türevi olan doğal gaz yerkabuğunun içindeki fosil kaynaklı bir çeşit yanıcı gaz karışımıdır. Büyük bir bölümü metan molekülünden oluşur.

Nükleer enerjinin hammaddesi uranyum-235 nükleer yakıt doğada bulunur. Ayrıca, uranyum-238 de reaktörlerde kontrollü bir şekilde nötron bombardımanı ile parçalanabilir. Sonuçta ısı enerjisi ortaya çıkar. Bu ısı ile önce buhar, daha sonra sırasıyla mekanik ve elektrik enerjisi üretilir. Nükleer santrallerde çok yüksek miktarda enerji elde edilir. Fakat bu enerjinin kontrolü yapılmazsa çevreye çok büyük zararı da olabilir.

Yenilenebilir Enerji Kaynakları: Yenilenebilir enerji kaynakları dünyanın doğal döngüsü içinde kendileri tükenmeden diğer enerji kaynaklarının üretilmesi için kullanılan kaynaklardır. Yenilenebilir enerjiler güneş, rüzgâr, biyokütle, jeotermal, su enerjisi gibi doğada kendiliğinden var olan kaynaklardan elde edilmektedir.

Güneş enerjisi, güneşten direkt ya da dolaylı olarak elde edilen enerji olarak tanımlanır. Güneş enerjisi çok temiz bir enerji kaynağı olup, doğaya ve çevreye neredeyse hiçbir zararı yoktur. Sürekli bir füzyon reaktörü olan güneşin enerji kaynağı, hidrojenin helyuma dönüşmesi ile ortaya çıkar. Bu enerji hidrostatik dengededir. Başka bir ifade ile zaman içinde ne genişler ne de küçülür. Dünyada var olan tek doğal enerji kaynağıdır. Dünyadaki madde ve enerji akışları güneş enerjisi sayesinde mümkün olabilmektedir. Hava ve su döngüleri güneş sayesinde oluşur. Rüzgâr, biyolojik (bitkiler) ve hidrolik enerji dediğimiz enerji türleri aslında güneş kaynaklı enerji türleridir.

Rüzgâr enerjisi, hava akımının enerjiye çevrilmesi ile elde edilen enerjidir. Ekvator kutuplara göre daha fazla güneş enerjisi alır ve böylece daha sıcaktır. Ekvator bölgesinde hava ısındıkça genleşir ve kuzey/güney kutbuna doğru yükselir. Genleşen hava kutuplarda soğuk hava ile karşılaşınca yoğunlaşır ve alçalır. Bu hava akımı dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi ile savrularak küresel rüzgârlar oluşur.

Su bütün canlılar için yaşamsal öneme sahiptir. Dünyanın %70’ i suyla kaplıdır. Güneşten gelen ısı kara ve denizlerdeki suyu buharlaştırır ve su buharı oluşturur. Genleşen su buharlı hava yükselir, yükseldikçe soğur ve bulut olarak yoğunlaşır. Bulut soğudukça su damlaları büyür ve kar ya da yağmur olarak düşer. Yeryüzüne düşen su ve kar hem dere yataklarını ve akarsuları besler hem de yer altı sularını oluşturur. Bu dönüşüm sayesinde su döngüsü sürekli devam eder. Suyun sahip olduğu enerjinin kullanışlı enerjiye çevrilmesi çok önemlidir. Bunun günümüzdeki en yaygın örneği hidroelektrik enerjisidir.

Jeotermal enerji yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, sıcaklığı sürekli 20 °C’den fazla olan ve çevresindeki normal yer altı ve üstü sularına oranla daha fazla erimiş mineral, çeşitli tuzlar ve gazlar içerebilen sıcak su ve buhar olarak tanımlanır. Yer kabuğu çatlaklarından magma tabakasına, magma tabakasından yeryüzüne ulaşan su ve buhar tribünler yardımıyla diğer enerji türlerine dönüştürülür. Jeotermal enerji yaklaşık %95 verimle kullanılabilen, rüzgâr, güneş ve yağmur gibi hava koşullarından etkilenmeyen en önemli ve en temiz yenilenebilir enerji kaynaklarındandır.

Biyokütle yeryüzünde ve biyosferde organik üretimde bulunmak için karbondioksit, su ve güneş enerjisi kullanan bitkilerin toplamıdır. Biyoenerji sıvı biyoyakıt, atık, katı biyokütle (odun) veya gaz formlarındaki biyokütleden elde edilir. Fotosentez yoluyla enerji kaynağı olan organik maddeler sentezlenirken, atmosfere oksijen verilir. Üretilen organik maddelerin yakılması sonucu ortaya çıkan CO 2 ise daha önce bu maddelerin oluşması sırasında atmosferden alınmış olduğundan, biyokütleden enerji elde edilmesi esnasında çevre CO 2 emisyonu açısından korunmuş olur. Hemen hemen kaynakları fosil yakıtlar ile aynı olmasına rağmen, son on yıl gibi çok kısa süre önce yaşamış canlı organizmalardan elde edilen biyoyakıtlar yenilenebilir enerji kaynaklarındandır.

Fosil yakıtların avantajı kolay elde edilip, yüksek miktarlarda enerji vermesidir. Olumsuz yönleri ise oluşması için uzun yıllar gerekmesi, çıkardığı zararlı gazlar yüzünden atmosferi kirletmesi ve küresel ısınmaya neden olmalarıdır. Bu bağlamda fosil yakıtlardan çevreye en duyarlı olan doğal gazdır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarını fosil yakıtlar ile karşılaştırdığımızda atık üretmezler, sera etkisine ve böylece küresel ısınmaya ve asit yağmurlarına neden olmazlar. Son yıllarda daha temiz, verimli ve uzun ömürlü yenilenebilir enerji kaynakları ciddi anlamda ilgi görmeye başlamıştır.

Diğer yandan, temiz enerji kaynaklarının da belli bir kullanım sınırları vardır. Bu yüzden sürekli yeni enerji kaynakları için çalışmalar yapılmaktadır. Bulunan yeni enerji kaynakları, eğer uğraşmaya değecek durumdaysa, üzerinde arge çalışmaları yapılmaktadır. Sürdürülebilir bir gelecek için sürdürülebilir enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Sürdürülebilir enerji tüm enerji kaynaklarının verimli şekilde temiz teknolojilerle üretilmesi, fosil yakıtların mümkün olduğunca azaltılarak yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, bir tasarımda atık biçiminde ortaya çıkan enerjinin başka bir tasarımda girdi olarak kullanılmasını kapsayan ve bunu ekonomik büyüme ile bütünleştiren bir kavramdır.

Günümüzdeki yeni teknolojik gelişmeler ve yapılan araştırmalar neticesinde uzay bazlı güneş enerjisi, insan gücüne dayalı enerji (piezoelektrik), dalga enerjisi, gel – git enerjisi, hidrojen enerjisi, magma enerjisi, nükleer çöp enerjisi, alg enerjisi, gömülü güneş enerjisi, uçan rüzgâr türbinleri ve füzyon enerjisi geleceğin enerji kaynakları olarak görülmektedir.

Enerji Verimli Yapı Tasarımı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB)’nın 2015 verilerine göre Türkiye’nin birincil enerji talebi S: 64, Şekil 4.3’te görülmektedir. Verilere göre fosil yakıtların oranı %83 iken, yenilenebilir kaynakların oranı %13’tür. Oluşan bu enerji talebinin sektöre göre dağılımı incelendiğinde ise tüketimin %24,6’sı çevrim sektöründe (elektrik üretiminde), %24,8’i konut ve hizmet sektöründe, %25’i sanayide ve %19,4’ü ulaştırma ve %6,2’si diğer sektörlerde kullanılmaktadır (S:64, Şekil 4.4). Ülkemizde enerjinin yaklaşık %25’lik kısmı yapılar tarafından tüketilirken, dünya için bu oran yaklaşık %40 civarındadır. Şaşırtıcı şekilde yüksek olan bu oran sonucunda, yapılan araştırmalar yapıların tüketimi sonucunda ortaya çıkan karbon ayak izinin, ulaşımda meydana gelen miktardan fazla olduğunu göstermektedir. Günümüzde var olan teknolojileri kullanarak daha etkin tasarımlar ortaya koymak mümkündür.

Binalarda enerji verimliliği yapılarda yaşam standardı ve hizmet kalitesinin düşüşüne neden olmadan enerji tüketiminin azaltılması olarak tanımlanır. Enerji verimliliğini sağlamak iç ve dış ortam arasındaki ısı transferini önlemek, ısı kazanımını kontrol altına almak ve aynı zamanda iç ortam konfor ihtiyaçlarını karşılamak olarak özetlenebilir. Bunula birlikte, uygulanacak tekniklerin seçimi ve sistem detaylarının tasarımı için dış ortam hava koşulları, mevcut güneş ışığı, bina yerleşiminin ve inşaat malzemelerinin belirlenmesi de önemli bir etki oluşturmaktadır. Diğer yandan, tasarım ise bir şeyi zihinde biçimlendirme, kurma, tasavvur etmedir. Başka bir ifade ile bir planın ya da nesnenin inşa sürecindeki mimari ve mühendislik çizimlerinin meydana getirilmesidir.

Binanın enerji verimliliği ve performansı sadece iç ve dış duvarlar, pencereler gibi tekil bina bileşenlerine veya ısıtma, havalandırma, iklimlendirme, aydınlatma gibi tesisat sistemine dayalı olmayıp, bunların bir bütün olarak ve dinamik bir şekilde etkileşimine dayalıdır. Günümüzde artık ‘‘bütünleşik bina tasarımı’’ ele alınmaktadır. Bütünleşik tasarımda yapıya ilişkin enerji ihtiyaçları, çevresel etkiler, malzeme ve doğal kaynak kullanımları, atık yönetimi ve kullanıcı ilişkileri bir bütün olarak ele alınır.

Geleneksel tasarımda her sistem tek başına incelenirken, bütünleşik tasarımda sistemlerin birbiriyle ilişkileri göz önüne alınır. Bütünleşik tasarım ilk aşamalarda gelenekselin aksine, çok daha fazla zaman ve iş birliği gerektirir. Bütünleşik tasarımın en temel özelliği disiplinler arası iş birliğinin olabildiğince üst düzeyde sağlanmasıdır.

Tasarımda alınan ilk kararlar mikroklima denetimi sonrasında arazi seçimi ve binanın arazide yerleşeceği konumun belirlenmesidir. Mikroklima aynı iklim bölgesinde arazinin yakın çevresinin özgün iklimsel özellikleri ile ortaya çıkan yerel bir olgudur. Mikroklima denetim elemanları iklim özellikleri, güneşlenme miktarı ve süresi, ortalama sıcaklık, rüzgâr, nem, bitki örtüsü özellikleri, yakın çevredeki tümsek, çukur, su kütlesi gibi coğrafi elemanlar olarak sıralanabilir. Bu aşamada, var olan enerji kaynaklarının etkin kullanımları da değerlendirilir.

Binaya ilişkin havalandırma stratejilerinin en başta doğru belirlenmesi çok önemlidir. Havalandırma ihtiyacı mümkün olduğu kadar doğal havalandırma ile karşılanmalıdır. Doğal havalandırma dış ortamdaki rüzgârın iç-dış ortam arasında meydana getirdiği basınç farkı ve iç-dış ortam arasındaki sıcaklık farkının oluşturduğu basınç farkından yararlanarak sağlanır.

Aydınlatmada gün ışığı kullanımı yüksek performanslı binaların ayırt edici özelliklerindendir. Doğal aydınlatma gün ışığını mümkün olduğunca çok kullanarak yeterli aydınlık seviyesini sağlamak üzerine tasarlanır.

Enerji performans hesabında simülasyon karmaşık sistemleri basitleştirerek bir model oluşturmak ve gerçek sistemin davranışını tahmin ve analiz etmek için bu modeli kullanmaktır. Bina enerji performans hesaplama programları kullanılarak binanın enerji performansı ve verimlilik seviyesi ile ilgili ön kontroller yapılabilir. Bina tasarımının başlangıcından itibaren simülasyon programları kullanılabilir. Biçim, boyut, yön ve tüm bina sistemlerinin enerji tüketimini nasıl etkilediği bu programlar aracılığı ile analiz edilir. Elde edilen bilgiler enerji tüketimini etkileyen aydınlatma gibi bina sistemleri ile ilgili tasarımlara yön vermektedir.

Bina içini ve dışını ayıran tüm bina bileşenleri bina kabuğu olarak tanımlanır. Bina kabuğunun işlevleri ısı, ışık, ses gibi fiziksel parametrelerin kontrolü, kullanıcı sağlığı ve konforu üzerine kuruludur.

Mekanik tesisat inşaat işlerinde yaşam standartlarını ve konforu arttırmaya yönelik yapılan ve yapının iç sistemini oluşturan bileşenlerin bütünüdür. Isıtma, havalandırma, klima sistemleri dışında sıhhi tesisat kapsamındaki tüm servisleri içerir.

Kullanıcı için enerji verimli binaya ait genel kullanma ve işletme talimatlarının olduğu ve bina ekipmanları için teknik el kitaplarının, garanti belgelerinin ve servis iletişim bilgilerinin olduğu bir dosya hazırlanmalıdır.

Bazı Yüksek Performanslı Bina Türleri

Literatüre bakıldığında zaman içinde binaların performans karakteristiğini tanımlayan çeşitli terminolojilerin kullanıldığı görülmektedir. En sık rastlanılan terimler akıllı bina, yeşil bina ve pasif ev olarak sıralanabilir.

Akıllı binalar teknolojik yenilikleri kullanarak yaşayanların konforunu ve güvenliğini artıran, binanın enerji harcamalarını otomatik olarak binanın kendi elemanlarıyla ve ek donatılarla kontrol ederek en alt düzeye indiren binalar olarak tanımlanmaktadır. Akıllı binalarda ısıtma, ışıklandırma ve temizlik sistemleri minimum enerji tüketimiyle çalıştırılır. Isıtma sistemleri hava sıcaklığına göre ayarlanır ve uygun seviyede olmaları sağlanır. Yapım aşamasındayken kullanılan malzemeler özenle seçilir. Yangın için alevlerin büyümesine sebep olacak malzemelerden kaçınılır ve otomatik söndürme ve uyarı mekanizmalarının devreye girmesi sağlanır. Akıllı binalarda telefon, telsiz, videoteks, kablosuz internet, elektronik mail ve telekonferans sistemi gibi, işyeri otomasyonu kapsamında ise merkezi bilgi paylaşım servisi, uzak sunucu yedeklemesi, bilgisayar destek sistemi, bilgi servisleri ve çalışanlar için rahatlama ortamları gibi imkânlar sağlanmaktadır.

Küresel ısınma, iklim değişikliği ve çevre kirliliği artıkça, doğal kaynaklar hızla azalmakta ve canlılar sıkıntı yaşamaktadır. Günümüzde her alanda olduğu gibi konut sektöründe de çevrecilik ön plandadır. Ekolojik, yeşil, çevre dostu gibi pek çok isimle karşımıza çıkan doğayla uyumlu yapılar arazi seçiminden itibaren yaşam döngüsü içinde değerlendirilen, sosyal ve çevresel sorumluluklarla tasarlanan, iklime uygun, ihtiyacı kadar tüketen, yenilenebilir enerji kaynaklarını ön plana çıkarmış, doğal ve atık üretmeyen malzemelerin kullanıldığı ekosistemlere duyarlı binalar olarak tarif edilebilir. Belli standartlar getirilerek sertifikalanmakta olan yeşil binalar yapı sektöründe daha değerli, doğaya saygılı, ekolojik, konforlu ve enerji tüketimini azaltan binalar olarak yeni bir sektör oluşturmuştur.

Yeşil bina sertifikasyon sürecinde ele alınan basamaklar ilgili oluşuma göre değişmektedir. Örneğin, BREEAM kriterleri bina yönetimi, sağlık ve iyi hal, enerji, su, arazi kullanımı ve ekoloji, ulaşım, malzeme, atıklar, kirlilik ve inovasyon olarak ifade edilirken, bugün tüm dünyada en çok bilinen yeşil bina sertifikalarından biri olan LEED sertifikası için kriterler arazinin sürdürülebilirliği, su kullanımında etkinlik, enerji ve atmosfer, iç hava kalitesi, malzeme ve kaynaklar, inovasyon ve tasarım olarak belirlenmiştir.

Pasif ev Almanca “Passivehausen” kelimesinden ismini almaktadır. Pasif evler çok iyi yalıtılmış ve yıllık ısıtma ihtiyacı çok düşük olacak şekilde planlanmış binalardır. Günümüzün en hızlı yayılan yapı standardı olup, dünya genelinde elli bin üzerinde pasif ev örneği bulunmaktadır.

Pasif evlerin standartları yüksek ısı yalıtımı uygulaması, hava sızdırmaz bina kabuğu, iklime göre üç veya iki camlı yüksek performanslı pencere seçimi, mekanik ve yüksek verimliliğe sahip ısı geri kazanımlı havalandırma sistemi, bina içindeki elektronik aletler ve insan sayısına bağlı ısı kazançlarının kontrolü ve güney cephede gölgelendirme olarak sıralanabilir. Pasif evler güneye bakan camlar ve gölgelendirme elemanları gibi pasif tasarımın bazı özelliklerini içermektedir. En önemli özellikleri ise ısınma gereksinimini taze gelen, önden ısıtılmış hava ile karşılamalarıdır.

Yeşil binalar daha çok çevre ile ilgili boyutlara değinirken, pasif yapılar ise enerjiyle ilgili tüm kavramlarla ilgilenmektedir. Uzmanlar yeni bir inşa biçimi ortaya koyan, konforlu bir hayat sunarken enerjiden de tasarruf etmemizi sağlayan pasif yapıların, enerji tasarrufu ve çevre gibi bütün sorunlara çözüm olabileceği ifade etmektedirler.


Yaz Okulu Kayıt ve Ders Seçme
1 Temmuz 2024 Pazartesi