Uluslararası Sosyal Politika Dersi 8. Ünite Özet

Uluslararası Sosyal Politika ve Türkiye

Uluslararası Çalışma Örgütü-Türkiye İlişkilerinde 1932-1945 Dönemi

Türkiye, 1932 tarihine kadar UÇÖ dışında kalmıştır. Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında dahi UÇÖ ile ilgilenmiş, hukuki bir anlamı olmasa da, 1927 yılından başlayarak UÇÖ yıllık Konferanslarına gözlemci yollamıştır. Türkiye’nin 1932 yılına kadar UÇÖ dışında kalmasını başlıca iki nedene bağlamaktadır. Birinci neden ekonomiktir. İkinci neden siyasaldır. Türkiye’nin UÇÖ üyeliği de Milletler Cemiyetine üye olduğu tarihte gerçekleşmiştir. 1932 yılında Milletler Cemiyetine üye olmak yolundaki siyasi kararının bir sonucu olarak UÇÖ’ye üye olan ve böylece örgütün Anayasasından doğan yükümlülükleri kabul eden Türkiye’nin UÇÖ ile ilişkisi günümüze kadar 85 yıl aralıksız devam etmiştir. 1932-1945 döneminde Türkiye’nin UÇÖ ile ilişkileri son derece sınırlı olmuştur. Her şeyden önce 1946 yılına kadar işçi ve işveren örgütlerinin kurulmasının hukuki dayanaklarının bulunmayışı nedeniyle Türkiye, üçlü yapıdaki UÇÖ faaliyetlerine yalnızca hükümet temsilcisi ile sembolik olarak katılmıştır. 1932-1946 yılları arası UÇÖ’nün çok sayıda sözleşme benimsediği bir dönemdir. Bu dönemde UÇÖ 67 sözleşme onaylamış, 66 Tavsiye kararı almıştır. Türkiye bu dönemde 67 UÇÖ sözleşmesi içinden yalnızca bir sözleşmeyi onaylamıştır. Bu sözleşme, 45 sayılı Maden Ocaklarında ve Yer altı İşlerinde Kadınların Çalıştırılması Hakkında Sözleşmedir. Bu sözleşmenin onaylanması ile de Türkiye’nin UÇÖ sözleşmelerini onay politikasının ilk örneği verilmiş, Türkiye uzun yıllar boyunca yalnızca iç mevzuatı ile çelişmeyen UÇÖ Sözleşmelerini onaylama yoluna gitmiştir. Bütün sınırlılığına rağmen bu dönemde UÇÖ ile olan ilişkilerin Türkiye’deki çalışma mevzuatını ve sosyal politikaları etkilediğini de belirtmek gerekir. Türkiye’nin daha örgüte katılmadığı dönemlerdeki çalışma mevzuatı üzerinde bile UÇÖ’nün olumlu etkileri olduğu söylenebilir. 1924 tarihli Hafta Tatili Kanunu ile 1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu bu etkileşime örnek olarak gösterilmektedir. 1936 yılında 3008 sayılı İş Kanununun benimsenmesi sürecinde, Türkiye UÇÖ sözleşmelerinden ve yayınlarından yararlanmış, UÇÖ’nün Sözleşme ve Tavsiyeleri incelenerek, İş Kanununa, uygun hükümler konmasına çalışılmıştır.

Uluslararası Çalışma Örgütü-Türkiye İlişkilerinde 1946-1959 Dönemi

Bu dönem Türkiye’nin UÇÖ ile üçlü temsile dayalı kurumsal ilişkisinin başlaması açısından önem taşır. Birinci olarak 1946 yılında, 1938 tarihli Cemiyetler Kanununda yapılan değişiklikle, sınıf esasına dayalı cemiyet kurma yasağı kaldırılmış, böylece sendikaların kurulmasına olanak tanınmıştır. 1947 yılında İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. Türkiye 1946 yılından itibaren UÇÖ Konferanslarına hükümet temsilcilerinin yanı sıra işçi ve işveren temsilcileri ile katılmıştır. 1952 yılında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ)’nun kurulmasından sonra ise katılımdaki işçi temsili, konfederasyon düzeyinde bir kurumsallık kazanmıştır. İşverenlerin konfederasyon düzeyinde temsili ise 1962 yılında Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK)’nun Kurulmasından sonra 1964 yılında gerçekleşmiştir. Türkiye 1948-1951 ve 1954-1957 tarihlerinde iki dönem UÇÖ Yönetim Kurulunda yer almıştır. İkinci olarak 3008 sayılı İş Kanununun uygulanması ile Türkiye sosyal politika alanında kayda değer adımlar atmıştır. 1945 tarihinde Çalışma Bakanlığının kurulması, yine 1946 yılında İşçi Sigortaları Kurumunun kurulması, 1945 yılından itibaren sosyal güvenlik alanındaki yeni düzenlemelerle iş kazaları, meslek hastalıkları, analık, yaşlılık, hastalık, maluliyet ve ölüm sigortalarının yasalaşması, 1946 yılında İş ve İşçi Bulma Kurumunun kurulması, 1950 yılından itibaren iş mahkemelerinin kurulması ve bireysel iş hukuku alanında getirilen yeni düzenlemeler, çalışma yaşamı alanındaki belli başlı gelişmelerdir. Üçüncü olarak, Savaşın, faşizmin ve nazizmin yenilgisiyle sonuçlanması, savaş sonrası yeni dünya düzeninde barışı kalıcı kılmak için sosyal adalete önem verme özlemleri, BM’in kuruluşu, UÇÖ’nün Filadelfiya Bildirgesi ile yeniden ve daha güçlü bir biçimde sosyal adalet çağrısında bulunması, uluslararası sosyal politikaya yeni bir hız kazandırdığı gibi Türkiye’nin çok partili hayata geçişi ve BM ve UÇÖ gibi uluslararası kuruluşlarda saygın bir yere kavuşma isteklerinin güçlenmesi, Türkiye-UÇÖ ilişkilerinin gelişmesinin ortamını hazırlamıştır.

1946-1959 Döneminde Onaylanan UÇÖ Sözleşmeleri

Türkiye 1946-1959 döneminde 11 UÇÖ sözleşmesini onaylamıştır. Bunlardan 80 sayılı sözleşmenin Örgütün statüsüne ilişkin olduğu göz önüne alınırsa, çalışma normlarına ilişkin toplam 10 sözleşme onaylandığı söylenebilir. 1946-1959 döneminde Türkiye’nin onayladığı sözleşmelerin sayıca az olduğu söylenebilir. 1960 yılı başında UÇÖ’nün 114 sözleşmesi bulunmaktadır ve Türkiye toplam 11 onayla bunlardan ancak yüzde 10 kadarını onaylamıştır. Dönem içinde yılda ortalama 0.7 sözleşme imzalanmış olmaktadır. Türkiye’nin, UÇÖ sözleşmelerini oldukça gecikmeli olarak onayladığı görülmektedir. 1946-1959 döneminde onaylanan sözleşmelerin UÇÖ tarafından kabul tarihleriyle onay tarihleri arasında, ortalama 13 yıllık bir süre bulunmaktadır. Dönemin ulusal mevzuatının onaylanan sözleşmelerle çelişmediği ve ulusal mevzuatın benimsenmesinin ardından ilgili alandaki UÇÖ sözleşmesinin onaylandığı görülmektedir. Zaten düzenlenmiş konulara ilişkin sözleşmelerin onaylanması, bu sözleşmelerin Türk çalışma mevzuatına etkilerinin sınırlı olmasına yol açmıştır. Yıllar içindeki dağılımına bakıldığında 1946 yılında 3 adet, 1949 yılında 2 adet, 1950 yılında 2 adet, 1951 yılında 2 adet ve 1959 yılında 2 adet sözleşmenin onaylandığı görülür. 1952-1958 döneminde 7 yıl boyunca hiçbir Sözleşmenin onaylanmamış olması dikkat çekicidir. 1952-1958 döneminde hiçbir sözleşmenin onaylanmamasında aynı yıllarda T.C. aleyhine sendika özgürlüğüne ilişkin şikayetlerin etkili olduğu ve Türkiye’nin bu şikayetlere tepkisini yeni sözleşme onaylamayarak gelebilecek yükümlülüklerden kaçınmak biçiminde koyduğu ileri sürülmektedir. 1946-1959 döneminde onaylanan sözleşmelerin sayıca azlığını ve aynı zamanda da iç mevzuatla büyük ölçüde uyumlu olduğu halde onaylanmayan sözleşmelerin bulunmasını, UÇÖ ile ilişkileri yürütmekle görevli olan Çalışma Bakanlığı Araştırma Kurulu’nun görevlerini yeterli ciddiyet ve titizlikle yapmamasına bağlamaktadır. UÇÖ’nün 1998 tarihli Çalışmaya İlişkin Temel Haklar ve İlkeler Bildirgesinde temel bir insan hakkı olarak tanımladığı örgütlenme ve toplu pazarlık hakkına ilişkin 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, dönem içinde onaylanan sözleşmeler arasında özel bir yer işgal eder. 98 sayılı sözleşme UÇÖ’de 18 Haziran 1949’da kabul edilmiş, 18 Temmuz 1951’de yürürlüğe girmiştir. Türkiye ise sözleşmenin onayına ilişkin kanunu, yürürlüğe girmesinden yirmi gün sonra 8 Ağustos 1951 tarihinde kabul etmiştir. Sendika özgürlüğüne ilişkin 87 sayılı sözleşmenin onaylanmamış olmasına karşın, bu sözleşmedeki özgürlükleri garanti altına almaya çalışan 98 sayılı sözleşmenin onaylanmış olması farklı gerekçelere bağlanmıştır. 98 sayılı Sözleşmenin onaylanması ile Türkiye, Sözleşme açısından UÇÖ’nün raporlara dayalı denetim sürecine dahil olmuştur. Türkiye 98 sayılı Sözleşme ile ilgili olarak ilk kez 1955 yılında Uzmanlar Komitesinin raporunda özel gözlemler bölümünde ele alınmıştır. Bu durum 1956, 1957 ve 1958 yıllarında tekrarlanmıştır. Ayrıca Aplikasyon (uygulama) Komitesinin 1956, 1957 ve 1958 tarihlerindeki toplantılarında Türkiye, 98 açısından tartışılmak üzere gündeme alınmıştır.

1946-1959 Döneminde UÇÖ Teknik Yardımları

1946-1959 döneminde Türkiye UÇÖ teknik yardımlarından yararlanmıştır. 1948 yılında Çalışma Bakanlığının UÇÖ’den, uzman gözü ile, Türkiye’deki çalışma mevzuatı, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal sigortalar, iş bulma hizmetleri ve iş veriminin artırılması konularında alınacak önlemleri ve yapılması gereken değişiklikleri belirlemek üzere bir rapor hazırlanmasını talep etmesi sonucunda hazırlanmıştır. Türkiye’ye gelen 5 kişilik UÇÖ heyeti Mart-Mayıs 1949 tarihlerinde çeşitli illerde yaptığı incelemelerden sonra, Rapor taslağını 20 Mayıs 1949’da Çalışma Bakanlığına sunmuştur. Türkiye’nin esas olarak bir tarım ülkesi olduğunu vurgulayan, eğitim ve sağlık alanındaki yetersizliklere dikkat çeken 282 sayfalık nihai Raporda ise dönemin çalışma yaşamının ve sosyal politikalarının ayrıntılı bir analizi yapılarak, çalışma mevzuatının iyileştirilmesi için çeşitli önerilerde bulunulmuştur. UÇÖ 1947 yılında Yakın ve Orta Doğu Bölgesel Konferansını İstanbul’da toplamıştır. Mısır, İran, Irak, Lübnan, Suriye ve Türkiye hükümetleri delegasyonlarının çağrılı olduğu Konferansta ulaşılan sonuçlar ayrıca Suudi Arabistan ve Yemen’e de iletilmiştir. Türkiye’nin talebi üzerine UÇÖ, 1952 yılında İstanbul’da Yakın ve Orta Doğu İşgücü Saha Ofisini açmıştır. 1955 yılında İstanbul’da Birleşmiş Milletler Kuruluşları ve UÇÖ işbirliği ile Yakın ve Orta Doğu Çalışma Enstitüsü kurulmuştur. 1955-1959 yılları arasında Enstitü bünyesinde sürdürülen eğitimlerle, Yakın ve Orta Doğu ülkelerinden gelenler de dahil olmak üzere, 490 kişiye başta iş teftişi ve işgücü alanlarında olmak üzere yabancı ve Türk uzmanlar tarafından eğitimler verilmiştir. Enstitü 1960 yılında Çalışma Bakanlığına devredilmiştir.

Uluslararası Çalışma Örgütü-Türkiye İlişkilerinde 1960-1980 Dönemi

1960-1980 döneminde Türkiye-UÇÖ ilişkileri genellikle karşılıklı işbirliği ve yardımlaşma anlayışı çerçevesinde yürümüştür. 1961 Anayasası temelinde geliştirilen demokratikleşme ve sosyal devlet anlayışı, çalışma mevzuatı açısından önemli kazanımlar getirmiştir. Bu dönem bir yönüyle bireysel iş hukukundan toplu iş hukukuna geçiş dönemi olarak da nitelenebilir. 1963 tarihli 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu, Türkiye’de toplu iş ilişkilerinin kurulmasında temel kaynaklar olmuşlardır. Gene bu dönemde 1965 tarihli 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile sigorta kanunlarının tek bir metin içinde birleştirilmesi, 1965 tarihli ve 624 sayılı Devlet Personel Sendikaları Kanunu doğrultusunda toplu sözleşme ve grev hakkı olmasa da memur sendikalarının kurulması, 1967 tarihli yeni Deniz İş Kanunu, 1971 tarihli ve 1475 sayılı yeni İş Kanunu, çalışma mevzuatı alanında önemli noktalar olmuşlardır. 15-16 Haziran olaylarına yol açan 1970 tarihli ve 1317 sayılı Kanunla sendikal haklara getirilmek istenen kısıtlama ve 12 Mart 1971 Muhtırası ile başlayan askeri müdahale sürecinde yapılan Anayasa değişiklikleri çerçevesinde memurların sendikal haklarının yasaklanması gibi sendikal hak ve özgürlükler açısından sorunlu dönemler ve geriye gidişlerin yaşandığı da görülmüştür. 1975 yılında UÇÖ’nün İstanbul’daki Yakın ve Orta Doğu İşgücü Saha Ofisi kapatılmıştır. 1976 yılı başında UÇÖ Ankara Ofisi açılmıştır.

1960-1980 Döneminde Onaylanan UÇÖ Sözleşmeleri

1960-1980 döneminde toplam 15 sözleşme onaylanmıştır. Çalışma normları ile ilgili olmayan 116 sayılı Son Maddelerin Revizyonu sözleşmesini hariç tutarsak, yılda 0,7 sözleşme onayı ile bu dönemin bir önceki 1946-1959 döneminden onay oranı açısından farklı olmadığını görürüz. Türkiye’nin onayladığı toplam 27 sözleşmenin 1980 tarihine kadar onaylanan 153 UÇÖ sözleşmesine oranı ise yüzde 17,6’dır. Türkiye’nin bir önceki dönemde yüzde 10 olan onay oranının yükseldiği görülmektedir. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından hükümet, bir yıl içinde 4 sözleşmeyi birden imzalamıştır. Ancak 1961- 1965 döneminde beş yıl boyunca hiçbir onay işlemi gerçekleştirmemiştir. 1966-1976 arasında ise 10 sözleşme onaylamıştır. Sözleşmelerin içeriğine baktığımızda UÇÖ’nün 8 temel sözleşmesinden üçünün, yani 100 sayılı Eşit Ücret Sözleşmesi, 105 sayılı Zorla Çalıştırılmanın Kaldırılması Sözleşmesi, 111 sayılı Ayrımcılık (iş ve meslek) Sözleşmesinin bu dönemde onaylandığını görürüz. Ayrıca UÇÖ’nün öncelikli 4 sözleşmesinden biri olan 122 sayılı İstihdam Politikası Sözleşmesi de bu dönemde imzalanmıştır. Böylece 1980 yılına gelindiğinde Türkiye’nin 27 sözleşme onayladığını, bu kapsamda 8 temel sözleşmeden 4’ünü, 4 öncelikli sözleşmeden 2’sini onaylamış olduğunu görüyoruz.

1960-1980 Döneminde Aplikasyon Komitesinde Türkiye

Onayladığı sözleşmelerin sayısı göreli olarak artan Türkiye’nin bu dönemde, Aplikasyon Komitesinde, çeşitli sözleşmelerin iç mevzuata yansıtılması ve uygulanmasındaki sorunlarla ilgili olarak veya denetim prosedürleri vermesi gereken Raporları UÇÖ’ye veya sosyal taraflara iletmemesi ile ilgili olarak incelemeye alındığını görüyoruz. Türkiye Hükümeti, 1974 yılında, Zorla Çalıştırmanın Sona Erdirilmesi Hakkındaki 105 sayılı Sözleşmeyi ihlal ettiği için bir sonraki yıl özel paragrafa alınmak ihtimali ile karşı karşıya kalmış; 1975 yılında gerekli değişikliği yaptığı için özel paragrafa alınmamıştır. Türkiye 1978 yılında ise, 94 sayılı Çalışma Şartları (Kamu Sözleşmeleri), 95 sayılı Ücretlerin Korunması ve 119 sayılı Makinelerin Korunma Tertibatı ile Teçhizi Sözleşmelerini ihlal ettiği için, işçi ve işveren gruplarının ortak kararıyla, özel paragrafa alınmıştır. Türkiye 1979 yılında da 94, 95 ve 119 sayılı Sözleşmelerde gerekli değişiklikleri yapmaması nedeniyle, işçi ve işveren gruplarının ortak kararıyla, özel paragrafa alınmıştır. Ancak bu kararın alınmasından sonra, İngiltere hükümet temsilcisinin verdiği önerge kabul edilince, özel paragraf kaldırılmıştır. Türkiye, 1980 yılında, 94 ve 95 sayılı Sözleşmeleri ihlal ettiği için, işçi ve işveren gruplarının ortak kararıyla yeniden özel paragrafa alınmıştır.

1960-1980 Döneminde Sendika Özgürlüğü Komitesinde Türkiye

1959-1980 döneminde ise yedi ayrı vaka ile Sendika Özgürlüğü Komitesinin gündemine girmiştir. Bunlar; 1967 tarihinde Sosyal-İş Sendikası’nın, greve katılan işçilere yönelik baskıları şikayet etmesi; 1971 tarihinde DİSK’in, 1317 sayılı Yasa ile Sendikalar Kanununda yapılan değişikliklerin sendikal hakları ihlal ettiği gerekçesiyle yaptığı başvuru; 1974 tarihinde Kıbrıs İşçi Konfederasyonu’nun UÇÖ’ye yaptığı şikayet başvurusunda Türk’lerin elindeki bölgelerde sendikal hakların ihlal edildiği iddiası ve buna karşılık TÜRK-İŞ ve Türk-Sen’in Rumların Türk sendikacıları Limasol ve Larnaka’da tutukladıkları konusundaki başvuruları; 1976 yılında Dünya Emek Konfederasyonunun, DİSK’in Devlet Güvenlik Mahkemelerine karşı gerçekleştirdiği eylemin ardından DİSK yöneticileri ve bazı işçilerin tutuklanması ve çok sayıda işçinin işten atılmasına dair başvurusu; 1979 tarihinde Dünya Emek Konfederasyonu, Dünya Sendikalar Federasyonu ve diğer bazı uluslararası işçi örgütlerinin, bir toplantıda Enternasyonal’in söylenmesi nedeniyle bazı sendikaların aranması ve sendikacıların tutuklanması ile ilgili başvuruları; aynı örgütlerin 1980 yılında 1 Mayıs 1980 sonrasında DİSK’e yönelik baskıları ele alan başvuruları; ve son olarak Uluslararası Metal Federasyonu ile Dünya Emek Konfederasyonunun Madenİş Genel Başkanı Kemal Türkler’in 22 Temmuz 1980 tarihinde öldürülmesi sonrasındaki başvurularıdır.

Uluslararası Çalışma Örgütü-Türkiye İlişkilerinde 1980 Sonrası Dönem

Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile demokrasinin askıya alınması Türkiye-UÇÖ ilişkilerinde önemli bir kırılma noktası teşkil etmiştir. 1980 yıllarının hukuk dışı uygulamaları ile 1982 Anayasası ve bu Anayasaya dayanılarak çıkarılan birçok yasa, demokrasinin temel ilkeleri ile çatışmıştır. Grevler yasaklanmış, DİSK’in faaliyetleri askıya alınmış, mallarına el konulmuş ve faaliyetine son verilen sendikaların yönetimleri kayyıma devredilmiştir 1981 tarihinde DİSK yöneticileri ve sorumluları hakkında ölüm cezası ve başka ağır cezalar istemiyle dava açılmıştır. DİSK, 1991 yılında, davanın beraatle sonuçlanması ve 1992 yılında faaliyetlerine yeniden başlamasına kadar sendikal dünyanın dışında bırakılmıştır. Aynı yıllarda TÜRK-İŞ’e bağlı YOL-İŞ ve Petrol-İş’in de bazı şubelerinin faaliyetleri durdurulmuştur. 1980-1983 döneminde işçi işveren ilişkilerinde zorunlu tahkim sistemi getirilmiştir. 5.5.1983 tarihli ve 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, UÇÖ denetim organlarında sendikal haklarla ilgili UÇÖ sözleşmelerine aykırılık açısından sürekli eleştirilmiştir Bu dönemde dikkate değer bir gelişme, başta öğretmenler olmak üzere memurların Türkiye’nin onaylamış bulunduğu 98 sayılı UÇÖ Sözleşmesini temel alarak, sendikal örgütlenme yoluna gitmeleridir.

1980 Sonrası Dönemde Onaylanan UÇÖ Sözleşmeleri

1981-2017 tarihleri arasında toplam 33 sözleşme onaylanmıştır. Yılda 0,9 sözleşme onayı ile bu dönemde yıllık onay oranının önceki dönemlere göre yükseldiğini görüyoruz. Türkiye’nin onayladığı toplam 60 sözleşmenin 189 UÇÖ sözleşmesine oranı ise yüzde 31,7’dir. Türkiye’nin 85 yıllık UÇÖ üyeliği sürecinde onay oranının yükseldiği görülmekteyse de, aday ülke olarak Avrupa Birliği’ne katılım müzakeresi sürecinde olan Türkiye için bu oranın düşük olduğu söylenebilir. Türkiye’nin 8 temel UÇÖ sözleşmesini ve 3 öncelikli sözleşmeyi onaylamış olması ise olumlu bir gelişmedir. Sözleşmelerin içeriğine baktığımızda, bu dönemde temel haklara ilişkin 4 sözleşmenin yani 29 sayılı Zorla Çalıştırma, 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması, 138 sayılı Asgari Yaş ve 182 sayılı En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılması Sözleşmelerinin onaylanması ile UÇÖ’nün 8 temel sözleşmesinin tamamının onaylandığını görürüz. Ayrıca UÇÖ’nün öncelikli dört sözleşmesinden biri olan 144 sayılı Üçlü Danışma Sözleşmesi de bu dönemde onaylanmıştır. Böylece 2017 yılına gelindiğinde Türkiye’nin 189 UÇÖ sözleşmesinden 60 sözleşmeyi onayladığını, bu kapsamda 8 temel sözleşmenin tamamını, 4 öncelikli sözleşmeden üçünü onaylamış olduğunu görüyoruz. Onaylanan sözleşmelerde dikkati çeken bir başka husus, 2005 yılında onaylanan 16 sözleşmenin 12’sinin çoğunun, 1940’lı yıllarda kabul edilmiş gemi adamlarına ilişkin sözleşmeler olmasıdır.

1980 Sonrasında Aplikasyon Komitesinde Türkiye

Türkiye 1980’lerin başından itibaren 98 sayılı Sözleşme ile 111 sayılı Sözleşme açısından Aplikasyon Komitesinin gündeminde olmuştur. Bunun nedeni yukarıda da belirtildiği gibi dönemin ağır insan hakları ve sendikal hak ihlalleridir. 1980-1988 arasındaki dönem, Türkiye-UÇÖ ilişkilerinde çok yüksek gerginliğin olduğu bir dönemdir. Bu dönemde 5.5.1983 tarihli ve 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, UÇÖ denetim organlarında sendikal haklarla ilgili UÇÖ sözleşmelerine aykırılık açısından sürekli eleştirilmiştir. Türkiye UÇÖ’nün Sendika Özgürlüğüne ilişkin 87 sayılı Sözleşmesini 1992 yılında onaylamıştır. Ancak 87 sayılı Sözleşmenin onaylanmamış olduğu tarihlerde, Türkiye’nin 87 sayılı Sözleşmenin öngördüğü sendikal hak ve özgürlüklere saygı gösterme yükümlülüğünden azade olduğu düşünülmemelidir. UÇÖ’nün Anayasasını benimseyen her ülke, temel bir insan hakkı olan sendika hakkı ve özgürlüğüne uymayı kabul etmiş olmaktadır. Bu nedenle UÇÖ’nün Sendika Özgürlüğü Komitesi, 1980 sonrasında Türkiye aleyhine yapılan sendikal hak ihlalleri yakınmalarını kabul etmiş ve işleme koymuştur. Türkiye 12 Eylül sonrası UÇÖ ile işbirliği yapmaktan kaçınmıştır. 1990 sonrasındaki Anayasa değişiklikleri ve 2821 ve 2822 sayılı yasalarda yapılan değişikliklerle yaratılan olumlu ortam Türkiye UÇÖ ilişkilerine de yansımıştır. Ancak bu değişiklikler, Türkiye’de çalışma mevzuatının özellikle de sendikal mevzuatın demokratikleşmesine yetmemiştir. 2005 yılından sonra da Aplikasyon Komitesi Türkiye’yi 87 sayılı Sözleşme kapsamında incelemeye almıştır. 2007 yılında Komite, iç mevzuatın 87 sayılı Sözleşme ile uyumlu hale getirilmesinin bir an önce sağlanması amacıyla Türkiye’ye üst düzey bir heyet gönderilmesini önermiş ve bu heyet 28-30 Nisan 2008 tarihlerinde Türkiye’yi ziyaret etmiştir. 2010 yılında 5982 sayılı Kanunla 1982 Anayasası’nda sendikal hak ve özgürlükler alanında değişiklikler yapılarak, yeni bir yasal düzenleme yapmanın önü açılmışsa da Türkiye, 2011 UÇÖ Konferansına, istenen düzenlemeleri yapamadan katılmıştır. 2012 yılında ise AB ve ILO’nun 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’na yönelttiği eleştiriler dikkate alınarak hazırlanan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kabul edilmiş ve 7 Kasım 2012 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Aynı yıl 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun bir çok maddesi de, Anayasa değişiklikleri paralelinde yeniden düzenlenmiş, Kanunun adı da Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu olarak değiştirilmiştir. Ancak bu değişiklikler sendikal hak ve özgürlükler açısından yeterli olmamış ve Türkiye 2013 yılında 98 sayılı Sözleşme bağlamında Aplikasyon Komitesinin gündemine alınmıştır. Türkiye 2015 yılında 155 Sayılı sözleşme, 2017 yılında ise 135 sayılı sözleşme nedeniyle Aplikasyon Komitesinin gündeminde olmuştur

1980 Sonrası Dönemde Sendika Özgürlüğü Komitesinde Türkiye

Türkiye 1980-2017 döneminde 29 vaka ile Sendika Özgürlüğü Komitesinin gündemine girmiştir. Bunlardan, 997, 999 ve 1029 sayılı vakalar 12 Eylül 1980 sonrasının sendikal hak ve özgürlükleri ihlal eden uygulamalarına ve düzenlemelerine ilişkin olarak Dünya Sendikalar Federasyonu, Dünya Emek Konfederasyonu ve Uluslararası Kamu Görevlileri Federasyonunun yaptıkları başvurulardır.

ÜÇO Ankara Ofisi

UÇÖ’ nün 1976 yılında Ankara’da faaliyet geçen ofisi 2001 yılında yeni merkezine kavuşmuştur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve sosyal tarafların girişimiyle Türkiye hükümetinin UÇÖ’ya Oran’daki diplomatik alanda tahsis ettiği arsada UÇÖ Ankara Ofisi ve Enformasyon Merkezi inşa edilmiş ve 2001 yılında hizmete girmiştir. UÇÖ Ankara Ofisi UÇÖ’yü Türkiye’de temsil etmeyi, Türkiye’de uluslararası çalışma standartlarının uygulanmasını izlemeyi, teknik işbirliği program ve projelerini uygulamayı, Türkiye hakkında veri toplamayı ve toplanan verileri değerlendirmeyi ve Enformasyon Merkezi aracılığıyla kamuoyuna UÇÖ yayın, belge ve dokümanları sunmayı, yayın satış programını yürütmeyi hedeflemektedir.

1980 Sonrasında Döneminin Değerlendirilmesi

Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin yarattığı anti-demokratik ortam, 1980-1988 yılları arasında Türkiye-UÇÖ ilişkilerinde 80 yıllık üyelik serüveninin en gergin döneminin yaşanmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllardan itibaren Anayasa ve yasalarda yapılan değişikliklerle, genel olarak çalışma yaşamına, özel olarak da sendikal hak ve özgürlüklere ilişkin olarak iyileşmeler sağlanmıştır. Bu iyileşmelerin sağlanmasında UÇÖ denetim organlarının katkısı olmuştur. Uluslararası çalışma normları Türk mevzuatı için kaynak görevi yapmakla birlikte, Türkiye’de çalışma mevzuatının UÇÖ normları ile uyum içinde olduğu söylenemez. Özellikle sendikal hak ve özgürlükler açısından yıllar süren iyileştirme çabalarının tam bir sonuca ulaşamaması, UÇÖ ve Türkiye ilişkilerinde gerginliğin devam etmesine neden olmaktadır. Türkiye UÇÖ sözleşmelerini geç onaylamakta ve onaylayacağı sözleşmeleri bazı istisnalar dışında iç mevzuata uygun olacağını düşündüğü sözleşmeler arasından seçmektedir. Türkiye’nin UÇÖ’ye karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmesi, UÇÖ sözleşmelerini onaylayıp uygulaması, uluslararası alanda saygınlığı açısından önemli olduğu kadar ulusal düzeyde çalışma yaşamına ilişkin mevzuatın ve uygulamaların iyileştirilmesine yapacağı katkı açısından da önemlidir.