Psikoloji Dersi 5. Ünite Özet

Sosyal Psikoloji

Sosyal Psikolojiye Giriş

Hayatın her anında ve her alanında, yakınlarımızın ve ait olduğumuz kültürün içselleştirdiğimiz sesi zihnimizin içeriğini etkiler. Duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı şekillendirmede başka insanlar çok büyük rol oynamaktadır. Sosyal psikoloji bilimsel yöntemi kullanarak bu rolü anlama amacındadır. Sosyal psikoloji, insanı özellikle de başka insanlarla ilişkileri bağlamında anlamaya çalışmaktadır.

Grup davranışlarını ve grupların insanlar üzerindeki etkisini tahlil etmeye meraklı psikologlar, 1930’lu yıllara gelene kadar sosyal psikolojiyi Avrupa ve Amerika’da genç bir bilim dalı olarak kabul ettiler. Hitler Almanya’sından kaçan çok sayıda sosyal psikoloğun 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Amerika’daki başarılı çalışmaları sosyal psikolojiyi güçlendirdi. Avrupa’yı kasıp kavuran Nazizm ve Faşizm akımlarının psikolojik kökenlerini anlama arzusu ve İkinci Dünya Savaşı’nın gerekleri bu dönemde alanın sorduğu soruların şekillenmesinde önemli bir unsur oluşturdu.

Sosyal psikologlara, çalışmalarına insan doğasına dair bazı temel varsayımlar eşlik ve rehberlik etmektedir.

İnsanlar dünyayı olduğu gibi değil, kendi oldukları gibi görmektedir. İçinde yaşadığımız gerçekliği algılayışımızda dışarıdaki objektif dünya kadar kendi benliğimizin de rolü vardır.

Sosyal etki çok yaygın ve güçlüdür. Hemen her duygu, düşünce ve davranışımızda başka insanların izi vardır.

Sosyal psikologlara göre, eylemlerimizin psikolojik kökenleri incelendiğinde sıklıkla aşağıdaki üç güdüden biri ya da birkaçı teşhis edilebilmektedir:

  1. Hayatımız üzerinde hâkimiyet sahibi olmak: Bu güdü bizi kendimizi, başkalarını ve hayatın bizimle alakalı kısımlarını en doğru biçimde anlamaya ve bu bilgiyi kendi lehimize kullanıp hayatta arzuladığımız noktalara gelmemizi sağlamaya sevk eder.
  2. Sevmek, Sevilmek, ait olmak: Başkalarıyla yakın ilişkiler içinde olmak, onlardan kabul ve kıymet görmek, güvenmek ve güvenilmek en temel psikolojik ihtiyaçlarımız arasındadır. Bu nedenle, mutluluk ve mutsuzluk hissetmemizde başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerin etkisi büyüktür.
  3. Benliğimizi değerli görmek: Hepimiz kendimiz hakkında iyi hissetme eğilimindeyiz. İyi, düzgün, sevilesi bir insan olduğumuza, bir anlamda varoluşumuzun “doğru” olduğuna inanmak oldukça önemli bir psikolojik ihtiyaçtır.

Ortalamanın üstü etkisi: Araştırmalar, insanların çoğunluğunun kendilerini okul başarısı, iş performansı, zekâ vb. pek çok alanda “ortalamanın üstünde” gördüğünü belgelemektedir. Çoğunluğun ortalamanın üstünde olması mümkün olmadığından, bu durumun benliğimizi değerli görme ihtiyacından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Sosyal Biliş

Sosyal biliş, sosyal psikolojinin “insanları nasıl anlarız, onlar hakkında izlenimlere ve yargılara nasıl varırız” gibi sorulara cevap vermeye çalışan alt dalıdır.

Kişi Algısı: Sosyal psikologlara göre, insanlar çoğu zaman “bilişsel varyemez”lerdir. Başka bir deyişle karmaşık ve yorucu hayatlarımızda sınırlı zihinsel kaynaklarımızı idareli kullanmaya çalışırız. Başka insanlar söz konusu olduğunda da durumun gerektirdiği kadar kafa patlatırız, daha fazla değil.

Şemalar: Bilişsel Psikolojinin temel prensiplerinden biri, dünyayı şemalar yardımıyla algıladığımızdır. Şemalar hayatın değişik öğeleri hakkında zihnimizde var olan basite indirgenmiş, genelleştirilmiş resimlerdir. Bu şemalar bazen bireysel deneyimlerimizden damıtılmıştır, bazen yakın çevremizin ve bizi kuşatan sosyokültürel ortamın izlerini taşırlar. Medyanın da şemalarımızı biçimlendirmekteki etkisi tartışılmazdır. İçerik ve kökenleri ne olursa olsun, kullandığımız şemalar neye dikkat ettiğimizi, neyi hatırladığımızı, nasıl tepki verdiğimizi etkilerler.

Davranışlara Sebep Atfetme: İnsanlar hakkındaki düşüncelerimizin önemli bir kısmını onların yaptıkları şeyleri neden yaptığını anlama çabalarımız oluşturur. Sosyal psikologlar genelde iki temel çeşit atıftan bahsederler:

  1. İçsel atıf: İçsel atıfta bulunmak, bir davranışı davranışta bulunan insanın tabiatına, niyetlerine, arzularına kısacası o insanın içsel özelliklerine bağlamaktır.
  2. Dışsal atıf: Dışsal atıfta bulunmak, bir davranışı çevresel koşullara, davranışta bulunan kişinin dışında yer alan birtakım sebeplere bağlamaktır.

Sosyal psikoloji, kendimizin ve başkalarının davranışlarını açıklarken bazı hatalara yapmaya yatkın olduğumuzu ortaya koyuyor. Bu atıfsal hatalardan iki tanesini görelim:

  • Temel atıf hatası: İnsanların davranışlarını dışsaldan çok içsel sebeplere bağlama, durumsal ve çevresel faktörlerin rolünü dikkate almayı ihmal etme eğilimimizdir.
  • Kendine yontan atıf hatası: İnsanların başarılarını içsel ve kalıcı, başarısızlıklarını ise dışsal ve geçici sebeplere bağlama eğilimidir.

Sosyal Etki

İnsanların birbirine dikkatlerini, zamanlarını, paralarını, sevgilerini, bağlılıklarını vermesini sağlayan şey sosyal etkidir. Sosyal etki, başkalarının duygu, düşünce ve davranışları üzerinde bir zor kullanımı olmadan söz sahibi olabilmektir. Çok önemli bir güçtür ve her güç gibi iyiye de kötüye de kullanılabilir.

Sosyal psikologlar iki tür sosyal etkiyi birbirinden ayırırlar:

  1. Bilgilendirici sosyal etki: Hayat içinde bazı durumlarda doğru davranışın ne olduğundan emin olamayız. Böyle durumlarda çevremizdeki insanlardan durumun ne gerektirdiğine dair ipuçları almaya çalışırız.
  2. Normatif sosyal etki: Duygu, düşünce ce davranışlarımızı sevilme, kabul görme, dışlanmama gibi arzularla değiştiriyor, başkalarına uyduruyorsak, burada normatif sosyal etki söz konusudur. Hepimiz normlara az çok uyarız, hepimizin kendimizi birine ya da birilerine beğendirmek için –bilinçli ya da bilinçsizce- davranışlarımızı değiştirebiliriz. Bir grup ya da bir insan bizim için ne kadar önemliyse, üzerimizdeki normatif sosyal etkileri de o derece büyük olur.

Sosyal etki altında gerçekleşen bir başka davranış türü de itaattir. İtaat, bireyin kendine bir otorite figürü tarafından yöneltilmiş bir talebe ya da buyruğa uymasına denir.

İtaat ile ilgili hatta sosyal psikoloji ile ilgili en bilinen deney Stanley Milgram’ın deneyleridir. Bu deneyde Milgram insanların kötücül bir otoriteye nereye kadar itaat edeceklerini ölçmek istedi. Onu bu deneyi yapmaya iten ise, Nazi Almanyası savaş suçlularının yargılanırken sürekli, “ben kötü bir şey yapmadım, sadece bana verilen emirleri yerine getirdim”, ben şahsen kimseyi öldürmedim, yalnızca Auschwitz’deki imha programının başındaydım, emirleri veren Hitler’di” gibi ifadeler kullanmalarıydı. Milgram, deneklere çalışmasının maksadını “cezalandırmanın öğrenme üzerindeki etkisini araştırmak” şeklinde yansıtmıştı. Denekler laboratuvar ortamında öğretmen ya da öğrenci olarak kura ile atanıyorlardı ancak hepsi öğretmen olarak atanacak şekilde belirlenmişti. Yapmaları gereken, kelime ezberlemeye çalışan ve bir tür elektrikli sandalyeye bağlı bulunan diğer deneği test etmek, sorulara yanlış cevap verdikçe onu elektrik şoku vererek cezalandırmaktı. Denekler bir şok jeneratörünün önüne oturuyorlar ve 15 volttan 450 volta kadar, 15 voltluk aralıklarla belirlenmiş kolları yönetiyorlardı. Öğrenci her yanlış yaptığında verilen şok 15 volt arttırılacaktı. Deney sonucunda deneklerin yüzde &%’inin, öğrencinin çok acı çektiğini ve yalvardığını gördükleri halde 450 volta kadar çıktığı belirlenmiştir. deneyin başında bu oran diğer psikiyatristler tarafından bin kişide bir olarak tahmin edilmişti.

Sosyal psikolojinin en temel ve en eski sorunlarından biri, grubun bireyi nasıl etkilediği dir.

Sosyal Kolaylaştırma: Başkalarıyla bir arada bulunmanın yarattığı sosyal uyarılma hâli bize basit gelen, hakim olduğumuz alandaki performansımızı iyileştirir, bize zor gelen ya da yabancısı olduğumuz konulardaki performansımızı ise kötüleştirir.

Sosyal Kaytarma: Bir hedefe doğru grup içinde çalışmanın -aynı hedefe doğru tek başına çalışmaya kıyaslamotivasyonu ve sarf edilen eforu düşürebiliyor olmasına sosyal kaytarma adı verilmiştir.

Grup Kutuplaşması: Bir grubun bir konu hakkındaki başlangıçtaki eğilimi neyse, grup içi etkileşimlerin o eğilimi daha aşırı hale getirmesine denir.

Kitlelerin Bilgeliği: Ortaklaşa grup aklının sıklıkla tek tek uzmanların verdiği cevapların ya da yaptığı tahminlerin önüne geçmesine kitlelerin bilgeliği adı verilmektedir.

Sosyal İlişkiler

Hayatımız insanlarla ve sosyal ilişki ağlarıyla çepeçevre sarılı geçer. İnsanlar arası ilişkilerin sevgi ve aşktan cinayet ve soykırıma uzanan, aydınlık ve karanlık türlü türlü yüzleri vardır.

Saldırganlık ve Şiddet: Bir başkasına zarar verme niyetiyle yapılmış davranışa saldırganlık denir. Saldırganlık, yüksek dozda zor kullanımı ve fiziksel zarar da içeriyorsa buna şiddet denmektedir.

Bireyler bazen bir hedefe ulaşmak için bilinçli ve planlı olarak saldırganca davranışlarda bulunurlar,; bazense saldırganlıkları anlık tahriklerin sonucudur. Her iki durumda da saldırganlık ve şiddete başvurmanın temel sebeplerinden biri bireyin ulaşmaya çalıştığı bir hedef konusunda kendini engellenmiş hissetmesidir. Saldırgan davranışların kökenlerini öğrenmek için sorulan “saldırganlık doğuştan mı gelir, yoksa sonradan mı öğrenilir” sorusunun yanıtı “her ikisi de”dir.

İşbirliği ve Yardım: İşbirliği bireylerin ve grupların refahını arttıran, toplumların gelişmesi için hayati önem taşıyan bir olgudur. İnsanların başkalarına güvenmesi, onların üzerlerine düşeni yapacağından şüphe duymaması işbirliğini arttıran kilit faktörlerdendir.

Yardım Davranışı: Bir başkasına faydası dokunacak bir davranışta bulunmaya yardım etmek denir. Herkes toplumsal normları öğrense hayırseverliğin, cömertliğin, iyilikseverliğin arzulanası şeyler olduğunu bilse bile, herkes eşit düzeyde yardım davranışında bulunmaz. Bireysel faktörler ve kişilik özellikleri de yardım davranışını belirlemede rol oynar. Yardım davranışında en net fark yaratan etmenlerden biri empatidir.

Empati, “bir anlığına kendini başkasıyla karıştırma”, “kendini başkasının yerine koyup onun hissettiklerini hissedebilme” gibi şekillerde tanımlanır. Empati düzeyi yüksek insanlar yardıma ihtiyacı olan birini gördüklerinde eyleme geçmeye çok daha yatkındırlar.

Gruplar arası İlişkiler: Hayatlarımızı birbirinin içine geçmiş küçük ve büyük gruplar içinde sürdürürüz. Aile, arkadaş çevresi, doğduğumuz şehir, doğduğumuz ülke, desteklediğimiz siyasi parti, mesleğimiz, üyesi olduğumuz dernek, hep kimliğimizi tanımlayan gruplardandır. Bu gruplardan kimilerinin içine doğarız, kimilerini ise bilinçli olarak seçeriz. Her durumda bir gruba ait olmak ve bu grupla kendini özdeşleştirmek bir “biz” ve “onlar” algısı yaratır. İnsanlar, “biz”i (iç grup) “onlar”a (dış grup) tercih ederler. İç grup kayırmacılığı, ve dış gruba yönelik düşmanlık büyük ölçüde benliğimizi değerli görme ihtiyacımızın bir sonucudur. Bireylerin kendi gruplarının üyelerine olumlu özellikler atfetmeleri ve onları dış gruba tercih etmeleri asgari grup etkisi olarak adlandırılmaktadır. Bununla birlikte gelen bir başka yaygın eğilim ise dış grup üyelerinin kendi içlerindeki benzerliği abartmaktır. Buna dış grubun homojenliği yanılgısı denir.

Önyargı: Bireyler hakkında yalnızca grup üyeliklerine bakılarak oluşturulmuş ve genellikle olumsuz tutumlara önyargı denir. Buradaki kritik unsur, önyargının hedefi olan kişinin kendine yönelen tepkiyi belirleyecek şahsi bir şey yapmamış olması, yalnızca belli bir gruba mensup bulunmasıdır. Önyargılar birer tutumdur ve her tutum gibi bilişsel, duygusal ve davranışsal boyutları vardır. Grup üyelerinin beslediği özelliklere dair inançlar önyargının bilişsel boyutunu oluştururlar ki bunlara kalıp yargı da deriz. Kalıp yargılar, en basit anlamıyla bireylerin zihinlerinde gruplar hakkında var olan şemalardır.


Yaz Okulu Sınavı
4 Eylül 2021 Cumartesi