aofsoru.com

İktisadi Büyüme Dersi 1. Ünite Özet

İktisadi Büyüme Kavramı

İktisadi Büyümenin Tanımı

İktisadi büyüme, bir ülkenin genellikle bir yıl içinde üretim kapasitesinde veya reel gayrisafi yurtiçi hasılasında görülen ve sayısal olarak ölçülebilen reel artışlardır. Reel artış , fiyat değişmelerinin etkisi giderildikten sonraki artış oranıdır. Kişi başına gelir açısından bakıldığında büyüme, hem bir toplumdaki ekonomik faaliyetlerin ölçeğinde meydana gelen artışı hem de kişi başına gelir artışını ifade etmektedir. Kişi başına reel gelir veya hasılada meydana gelen artışın büyüme olarak nitelendirilebilmesi için, bu artışın geçici olmaması, yani sürekli olması gerekir. Dolayısıyla iktisadi büyüme kısa dönemli statik bir olgu değil, uzun dönemli dinamik bir olgudur.

Ekonominin üretim düzeyini gösteren bir diğer kavram da üretim imkânları eğrisidir. Üretim imkânları eğrisi, mevcut üretim faktörleri ve üretim teknolojisi veri iken belirli bir dönemde ekonominin maksimum düzeyde üretebileceği çeşitli çıktı(ürün) bileşimlerini gösteren eğridir. İktisadi büyüme veya kişi başına düşen millî gelirdeki yıllık artış oranı, bir ülkedeki üretim imkânlarının ne kadar arttığını ve dolayısıyla üretim imkânları eğrisinin bir önceki yıla göre ne kadar sağa kaydığını ifade etmektedir. Üretim olanakları eğrisi yardımıyla iktisadi büyümenin açıklanması durumunda, üretim imkânları eğrisinin sağa kayması iktisadi büyümeyi temsil eder.

Bir ülkenin iktisadi büyümesi iki şekilde meydana gelir.

  • Birincisi, tam istihdamın altında kullanılan iktisadi kaynakların daha verimli kullanılmaya başlanması yoluyla büyümenin gerçekleştirilmesi;
  • İkincisi, tam istihdamda kullanılan kaynak miktarına yenilerinin eklenmesi yoluyla üretimin gerçekleştirilmesidir. Tam istihdam, bir ekonomide mevcut tüm üretim faktörlerinin tam olarak kullanılmasıdır.

İktisadi Büyümenin Ölçülmesi

Gayrisafi Millî Hâsıla (GSMH), belirli bir ülkede belirli bir dönemde üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin değerinin toplamıdır. Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ise bir ülkede belirli bir dönemde yurtiçinde üretilen nihai malların ve hizmetlerin piyasa değerlerinin toplamıdır. Nihai mal ve hizmet, belirli bir zaman aralığında nihai (son) kullanıcısı tarafından satın alınan bir üründür. Bu durumda GSYH’nin bir kısmı diğer ülke vatandaşlarınca üretilmiş olabileceği gibi, GSMH’nin bir kısmı da ülkenin diğer ülkelerde yerleşik vatandaşlarınca üretilmiş olabilir. Bu iki kavram sadece kapsadığı coğrafi alan bakımından farklılık gösterir.

Ekonomik performansın asıl ölçüsü olarak GSMH değil, GSYH kullanılmaktadır. Bunun üç temel nedeni vardır. İlki uluslararası ekonomik entegrasyonun yoğunlaşması, ekonomik sınırların siyasal sınırları tanımamasıdır. İkincisi GSYH’nin ölçümünün daha kolay olmasıdır. Üçüncüsü ise ekonominin istihdam yaratma gücünü GSYH’nin daha iyi temsil ediyor olmasıdır.

GSYH = GSMH - Net dış faktör geliri

Dış âlem faktör gelirleri; işçi dövizleri, müteşebbis gelirleri, kar transferleri, dış borç faiz ödemeleri ile faiz gelirlerinden oluşur. Net dış faktör gelirleri ise ülkeye giren ve çıkan faktör gelirleri arasındaki farktır.

GSYH;

  • Nominal ve
  • Reel olmak üzere iki şekilde hesaplanmaktadır.

Nominal GSYH, belirli bir yıl da üretilmiş olan nihai mal ve hizmetlerin o yılın fiyatları ile olan değeridir. Yıldan yıla üretim miktarının değişmesi ve piyasa fiyatlarının değişmesi nominal GSYH’yi değiştirecektir. Üretimde hiçbir değişiklik olmasa bile fiyatlarda meydana gelebilecek artış millî geliri belli bir oranda artırmış olacaktır.

Reel GSYH, farklı dönemlerde üretilen mal ve hizmetlerin aynı fiyatlarla değerlendirerek, dönemler arasında fiziki üretimin değişimini ölçme imkânı verir. Reel GSYH hesaplanırken nominal GSYH’den fiyat değişikliklerinin arındırılması ve bu yolla hasıladaki fiyat artışlarının etkisini gidererek, gerçek veya fiziki üretimdeki dönemler arası değişmeleri görmeyi sağlar.

Cari fiyatlarla ölçülen GSYH’yi sabit fiyatlarla ifade edilen reel değişkenlere dönüştürmede bir fiyat endeksi türü olan GSYH deflatöründen yararlanılmaktadır. GSYH deflatörü, nominal GSYH’nin reel GSYH’ye oranıdır. Yani bir ülke vatandaşları tarafından üretilen tüm mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişmeyi ölçmektedir. Deflatör ise belli bir yılda geçerli olan fiyatların baz yılın fiyatlarına oranını gösterir.

GSYH ; üretim yöntemi, harcama yöntemi ve gelir yöntemi olmak üzere üç farklı yöntemle hesaplanmaktadır. Bu üç yöntemle bulunan GSYH değerlerinin tanım gereği birbirine eşit olması gerekir.

Üretim Yöntemi : Bir ekonomide bir yıl içerisinde tüm firmaların ürettikleri tüm mal ve hizmetlerin miktarları ile bunların fiyatları çarpılarak hesaplanmaktadır. Ekonomi tarım, sanayi ve hizmetler olarak üç ana sektöre ve bunlarda alt sektörlere ayrılarak her bir sektörde yaratılan katma değerler hesaplanır.

Harcama Yöntemi: Faktör sahiplerinin üretilen mal ve hizmetlere yaptıkları harcamaların toplamından oluşmaktadır. Buna göre harcamalar, özel tüketim harcamaları, özel yatırım harcamaları, kamu cari ve yatırım harcamaları ile ihracat-ithalat fazlasından oluşmaktadır.

Gelir Yöntemi : Bu yöntemde üretime katılan faktör sahiplerinin üretimden aldıkları ücretler, faizler, kârlar ve kiraların toplanması suretiyle GSYH’ye ulaşılır. Reel GSYH hesaplanırken ölçülemeyen faaliyetler de vardır. Bunlar;

  • Piyasalara yansımayan üretim,
  • Nüfustaki değişmeler,
  • Kayıt dışı iktisadi faaliyet,
  • Boş zaman ve
  • Dışsallıklardır.

Kayıt dışı iktisadi faaliyet, vergiler ve düzenlemelerden kaçınmak için veya üretilen mal ve hizmetlerin yasa dışı olması nedeniyle hükümetin denetiminden bilinçli olarak saklanan iktisadi faaliyetlerdir.

Bir yıldan diğer bir yıla büyüme oranı ya da büyüme hızı;

g t == (Reel GSYH t - Reel GSYH t-1 ) / Reel GSYH t-1

formülü ile hesaplanır. Bulunan değer 100 ile çarparak büyüme oranını yüzde cinsinden ifade edilebilir. Büyüme hızı, kısa dönem, uzun dönem ve geleceğe ilişkin büyüme hızı olarak hesaplanabilir.

Büyüme kümülatif (birikimli) bir süreçtir. Ekonomi her yıl sabit bir oranda büyürse (g), üretimin kaç yıl (n) içinde ikiye katlanacağı, 70 sayısı büyüme hızına bölünerek (70/g) hesaplanabilir. Bu hesaplama yöntemine ‘ 70 kuralı’ denilmektedir. Ancak sabit büyüme hızının % 5’den büyük olduğu durumda, üretimin iki katına çıkma süresi n = 70/g formülü yerine n = 72/g formülü kullanılarak daha doğru biçimde hesaplanacaktır.

Geleceğe yönelik büyüme hızı, kalkınma planlarında ve daha çok geleceğe yönelik tahminler yapılırken kullanılır. Bu hesaplama yönteminde büyümeyi belirleyen üç unsur bulunmaktadır:

  • g = Büyüme hızı,
  • k = Sermaye/hasıla oranı,
  • s = Marjinal tasarruf eğilimi iken;

Büyüme hızı; g = s/k olarak ifade edilir.

Ekonomik refahın ölçütü olarak millî muhasebe kavramlarından elde edilen kişi başına GSYH ve kişi başına millî gelir gibi kavramlar kullanılır. Bir dönemin reel GSYH’si ülke nüfusuna bölünerek kişi başına düşen reel GSYH elde edilir. Ülkelerin ekonomik refah açısından amaçları kişi başına düşen gelirin sürekli arttırılmasıdır. Kişi başına değerlerin esas alınmasıyla ülkenin zaman içerisinde nüfusunun değişmesinden kaynaklanabilecek yanılgılar ortadan kalkacak ve farklı nüfus büyüklüğüne sahip ülkelerin karşılaştırılması mümkün olacaktır.

Ülkelerin amacı, sadece ekonominin büyümesini sağlamak değil, aynı zamanda bireylerin kişi başına düşen maddi refah düzeylerini büyütmektir. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerin kişi başına düşen reel GSYH’lerini yakalayabilmek için, gelişmiş ülkelerden daha yüksek bir reel GSYH artışını gerçekleştirmeleri gerekmektedir.

Fakat kişi başına düşen reel GSYH, sadece bir ortalamayı ifade eder ve ortalamaların ait olduğu kitlelerin bütününü temsil etmedeki tüm sakıncalarını taşır. Ekonomik refah açısından gelir dağılımı da dikkate alınmalıdır. Kişi başına düşen gelir ölçütünü refah artışını ölçmede kullanmak bizi yanlış sonuçlara götürecektir.

Ekonomik refahın uluslararası düzeyde karşılaştırmaları yapılırken ülkelerin belirli bir yıldaki dolar cinsinden kişi başına düşen GSYH’leri kullanılmaktadır. Ancak ülke millî paralarının yıldan yıla dolar karşısında çoğu zaman önemli değişmelere uğraması, kişi başına düşen GSYH rakamlarının ülkelerarasında karşılaştırılmasında çok güvenilir sonuçlar vermemektedir.

Satınalma gücü paritesi (SGP), ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak, farklı para birimlerinin satınalma gücünü etkileyen bir değişim oranıdır. SGP, belirli bir mal ve hizmet sepetinin satın alınabilmesi için gereken ulusal para tutarlarının oranı şeklinde hesaplanmaktadır.

Bir ülkenin SGP’ye göre kişi başına düşen GSMH’sini bulabilmek için, öncelikle ulusal fiyatlarla hesaplanmış ülke GSMH’sini, SGP değerine böleriz. Çıkan sonuç bize, SGP cinsinden GSMH değerini verecektir. SGP’ye göre hesaplanan GSMH değerini ülke nüfusuna böldüğümüzde ise SGP’ye göre kişi başına düşen GSMH değerini hesaplamış oluruz.

Döviz kuru paranın satın alabileceği döviz (ABD doları, euro vb.) miktarını gösterir. SGP ise paranın satın alabileceği mal ve hizmetin miktarını gösterir.

Ülkeler arası sağlıklı refah karşılaştırması yapabilmek için bir ülkede ekonomik ölçütleri geliştirmenin yanı sıra, o ülkenin sosyal refah ölçütlerinin de geliştirilmesi gerekmektedir. iktisadi büyüme ve insani gelişme arasında ilişki kurulması gereğini doğrultusunda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından her yıl dünya ülkelerine ait İnsani Gelişme Raporu hazırlanmaktadır. Bu raporda ülkeler arasındaki sosyoekonomik gelişmişlik düzeylerini karşılaştırmak için İnsani Gelişme İndeksi (İGİ) adı verilen bir indeks geliştirilmiştir. Bu indeks; insani gelişmeyi, gelirin yanı sıra eğitim ve sağlığa ilişkin göstergeleri de dikkate alarak ölçmeyi hedeflemektedir.

İGİ değeri, 0 ile 1 arasında değişmektedir. İndeks değerinin 1’e yaklaşması, insani gelişme performansının iyileştiğini göstermektedir. İGİ bağlamında ülkeler düşük, orta, yüksek ve çok yüksek insani gelişmeye sahip ülkeler olarak kategorilere ayrılır. 1990 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından her yıl yayımlanan insani gelişme raporları, iktisadi büyüme ve üretime dayalı göstergelerden farklı olarak, insanların sağlıklı bir yaşam, gelir ve eğitim olanaklarına sahip olup olmadıklarını göstermekte ve ülkeleri de bu çerçevede karşılaştırmaktadır.

İktisadi Büyümenin Özellikleri, Türleri ve Nitelikleri

İktisadi büyümenin belirgin özellikleri şöyle sıralanabilir:

  • İktisadi büyüme rakamla ifade edilebilen yani kantitatif bir olgudur.
  • İktisadi büyüme uzun döneme dayalı bir olgudur.
  • İktisadi büyüme nominal değil, reel (gerçek) bir artışı ifade eder.
  • İkame yatırımlarının iktisadi büyüme ile ilgisi yoktur.
  • İktisadi büyümenin gelir dağılımını iyileştirici bir özelliği yoktur.

İktisadi büyüme türlerini dokuz grupta toplamak mümkündür:

  • Spontane Büyüme
  • Planlı Büyüme
  • Kapalı Büyüme
  • Açık Büyüme
  • Durgun Büyüme
  • Üstel Büyüme
  • Biyolojik Büyüme
  • Dengeli Büyüme
  • Dengesiz Büyüme

Birleşmiş Milletlerin İnsani Kalkınma Raporu kaçınılması gereken beş kötü büyüme çeşidini şu şekilde sıralamaktadır: İşsiz büyüme, acımasız büyüme, sessiz büyüme, köksüz büyüme ve geleceksiz büyüme.

Yukarı da sayılan bu endişe verici unsurları taşımayan bir büyüme tanımı içsel büyüme teorisyenleri tarafından yapılmıştır. İyi büyüme olarak takdim edilen bu yaklaşım, insan refahını, diğer bir deyişle beşeri gelişmeyi temel amaç olarak almaktadır. Bu yaklaşıma göre iyi büyüme; İstihdamı teşvik eden, Bireye kendi kaderi üzerinde kara verme ve denetleme şansı veren, Refah artışını adil biçimde dağıtan, Toplumsal iş birliği ve uyumu sağlayan, Beşeri gelişmenin geleceğini koruyacak özelliklere sahip olandır.

İktisadi büyümenin ekonomide ve toplumda yarattığı İlk etki GSYH içinde tarım sektörünün payı azalırken sanayi sektörünün payının artmasıdır. Ayrıca sanayi sektörüne doğru bir işgücü akımı yaşanmakta kentleşme hareketi hızlanmaktadır. Kentleşme hızlandıkça geleneksel davranışlar yerini yeni davranış biçimlerine bırakmaktadır. Tarımda çalışan faal nüfus oranı azalırken sanayide çalışan faal nüfus oranı artmaktadır. Gelirlerin artması insanların tüketim kalıplarını değiştirmektedir. Ekonomide yeni teknolojilerle donatılmış, bilgi ve becerisi artmış bir üretici sınıfın doğmasına neden olmaktadır. Gelir dağılımı üzerinde de etkili olmaktadır. Büyümeyle birlikte yeni mesleklerin ve kalifiye elemanların geliri artarken geleneksel mesleklerde çalışanların gelirleri azalmaktadır. Verimlilik ve üretim artmaktadır. Diğer yandan çevre kirliliği, hava kirliliği, kötü ve çarpık kentleşme gibi çeşitli sorunlara da neden olmaktadır.

Sürdürülebilir Büyüme

Ekonomilerde önemli olan sürdürülebilir büyümeyi sağlayabilmektir. Sürdürülebilir büyüme, fiyat istikrarının bozulmadığı, ekonomik göstergeler ile makroekonomik dengelerin uyumlu olduğu, potansiyel büyüme seviyesine yakın büyüme oranlarının kalıcı olarak sağlandığı iktisadi büyümeyi ifade eder. Sürdürülebilir ve yüksek bir büyümeyi sağlayabilmek için gerekli unsurlar geniş kapsamlıdır.

Büyüme ve Kalkınma

Bir ülkede yaşayan insanların refah düzeylerinin arttırılmasının yanında söz konusu ekonomide iktisadi ve sosyokültürel yapıyı değiştirme gayretleri varsa o zaman büyümeden değil, ekonomik kalkınmadan bahsedilecektir. Kalkınma, bir toplumda ekonomik toplumsal ve siyasal alanda arzu edilen her türlü değişme ve gelişmedir. Görüldüğü üzere, kalkınma nicel değişmelerin yanında nitel değişmeleri de kapsamaktadır.

İktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma kavramlarının dile getirdiği asıl önemli nokta, ekonomide işgücünün, doğal kaynakların, teknik seviyenin ve diğer faktörlerin bir yıldan diğerine kişi başına daha fazla bir reel gelir sağlayacak şekilde artma ve genişlemesidir.

İktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma arasındaki farklılıklar şu şekilde ortaya konabilir; İlk olarak büyüme zengin ülkeler için geçerliyken kalkınma fakir ülkeler için geçerlidir. İkincisi büyüme genellikle içsel değişkenlerin etkisiyle gerçekleşen bir süreç, kalkınma ise dışsal değişkenlerin uyardığı bir süreç olarak kabul edilir. Üçüncüsü kalkınmanın daha geniş kapsamlı olup büyümeyi de içerir. Dördüncü olarak büyüme, iktisat teorisi, kalkınma ise daha çok iktisat politikası kapsamında yer alır. Son olarak İktisadi büyüme ve kalkınmanın birbirini tamamlama ya da etkileme boyutu da vardır.

Kalkınma ve büyüme arasındaki ilişki karmaşıktır. Büyüme ile birlikte kalkınmanın da sağlanacağı düşünülse de kişi başına gelir kalkınmayı sağlamak ve ölçmek için iyi bir gösterge değildir. GSMH ile kalkınma ilişkisi artan gelirin nasıl dağıldığı ve kullanıldığı ile de ilgilidir.

Gelir dağılımının ölçüsü olarak kullanılan Lorenz Eğrisi, gelir dağılımındaki eşitsizliği grafiksel olarak göstermede kullanılır. Eğrinin dikey ekseninde hane halklarının elde ettikleri gelirin birikimli yüzde payları, yatay ekseninde ise hane halkları nüfusunun birikimli yüzde payları yer alır.

Gelir dağılımında eşitsizliğin olması durumunda, nüfusun en az gelire sahip % 20’si toplam gelirin % 20’sinden daha azını alırken nüfusun en yüksek gelirli % 20’si toplam gelirin % 20’den daha fazlasını alacaktır. Bu yüzden fiili gelir bölüşümünü gösteren Lorenz eğrisi daima mutlak eşitlik eğrisinin altında yer alır.

Lorenz eğrisi Gini Katsayısının hesaplanmasında da kullanılmaktadır. Gini katsayısı, Gelir dağılımı adaletini ölçmede kullanılan bir ölçüdür ve 0 ile 1 arasında değer alır. 0 değeri tam eşitliği, 1 değeri tam eşitsizliği göstermektedir. Gini katsayısının, sıfıra yaklaşması gelir dağılımının daha adil olduğu, bire yaklaşması ise gelir dağılımının adaletsiz olduğu anlamına gelmektedir.


Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email