aofsoru.com

İcra İflas Hukuku Dersi 8. Ünite Özet

Konkordato, Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırma, İptal Davaları Ve İcra Ve İflas Suçları

Konkordato

Konkordato, dürüst bir borçlunun, belli bir zaman dilimi içerisindeki tüm adî borçlarını, öngörülen nitelikli çoğunlukla alacaklıları tarafından kabul edilmiş ve yetkili makamca tasdik edilmiş olan teklifi doğrultusunda ve kendisi için elverişli şartlar çerçevesinde ödemesini mümkün kılan, borçluya tanınmış bir hukukî imkândır.

Konkordato, icra veya iflâs takibi gibi gerçek anlamda bir takip yolu değildir. Çünkü konkordato, alacaklıların ne cüz’i ne de küllî olarak borçluyu takip etmesini sağlayan bir prosedürdür. Bilakis konkordato, borçlunun muhtemel takiplerden de kurtulmasını sağlamaya yönelen, özellikle iflâsların önüne geçmeyi amaçlayan bir müessesedir. Ayrıca konkordato talep edebilmek için, iflâsta olduğu gibi borçlunun sıfatı da önemli değildir. İflâsa tâbi olsun olmasın herkes, şartları oluştuğunda konkordato talep edebilir.

Konkordato, yapılış tarzına göre, tenzilat (yüzde) konkordatosu, vade konkordatosu ve karma konkordato şeklinde üçe ayrılmaktadır. Şayet konkordato ile alacaklılar alacaklarının belirli bir yüzdesinden feragat ederlerse, bu, tenzilat (yüzde) konkordatosudur. Buna karşılık, borçlunun borçlarını tam olarak ödemekle birlikte, borçların vadesinin yeniden düzenlenerek daha sonraki bir tarihe ertelenmesine veya taksitlere bağlanmasına vade konkordatosu denilmektedir. Son olarak konkordato ile hem alacaklıların alacaklarının bir kısmından feragat hem de kalan miktarın yeni bir vadede ödenmesi sağlanıyorsa karma konkordatodan söz edilebilir.

Konkordatonun zamanı bakımından ise, iflâsın açılması kararı esas alınmaktadır. Buna göre, iflâs dışı ve iflâs içi konkordato ayrımı yapılmalıdır. İflâsa tâbi olsun olmasın, bir borçlunun konkordato talebi, iflâs dışı konkordatodur. İflâsa tâbi olmayan şahıslar için konkordato her halükârda iflâs dışıdır. Eğer borçlu iflâsa tâbi kimselerden ise, henüz iflâs etmeden önce, konkordato teklif eder ve bu teklifi kabul edilirse iflâstan kurtulur. Bu yönüyle iflâs dışı konkordatonun, iflâs etmeden önce iflâsı önleyici niteliği vardır. Borçlu iflâsa tâbi kimselerden olup da iflâs etmişse, iflâstan kurtulmak için konkordato teklif edebilir. Teklif edilen konkordato kabul ve tasdik edilirse, borçlu hakkındaki iflâs, hüküm ve sonuçlarıyla ortadan kalkar. Bu tür konkordato iflâs içi konkordatodur.

Konkordato, yapılış amacına göre de ikiye ayrılmaktadır. Buna göre, borçların tasfiyesine yönelik konkordato ve malvarlığının tasfiyesine yönelik konkordato türlerinden söz edilebilir. Birincisi bakımından amaç, borçlunun borçlarını tasfiye edip malvarlığının elinde kalması ve işlerine devam edebilmesidir. Bu konkordato iflâs dışı ve iflâs içi konkordato olarak ikiye ayrılır. Ayrıca vade, tenzilat ve karma konkordato da bu konkordato çerçevesinde mümkündür. İkinci tür ise, malvarlığının terki suretiyle konkordatodur. Bu konkordatoda temel prosedür adi konkordato ile aynı olmakla beraber, alınan kararlar ve konkordatonun tasdikinden sonra tasfiye aşamasının bulunması noktalarında farklar mevcuttur.

Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda alacaklılara, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarruf etmek veya bu malların tamamını ya da bir kısmını üçüncü kişiye devretmek yetkisi verilir.

İflâs Dışı Konkordato (Adî Konkordato)

Konkordato için, öncelikle borçlunun veya iflâs isteyebilecek alacaklılardan birinin asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurup bir konkordato projesi vererek borçları ne surette ödemeyi teklif ettiğini belirtmesi gerekir.

Asliye ticaret mahkemesi, konkordato talebi ile birlikte eklenmesi gereken belgelerin eksiksiz mevcut olduğunu tespit ederse, borçluya derhal üç aylık bir geçici mühlet kararı verir ve bir veya üç geçici konkordato komiseri tayin eder. Geçici mühlet süresi, borçlunun veya geçici komiserin talebiyle iki ay daha uzatılabilir.

Asliye ticaret mahkemesi geçici mühlet içinde borçluya kesin mühlet verip vermeyeceğini karara bağlayacaktır. Geçici komiser, mahkemeye geçici mühletin sonunda bir rapor sunar. Mahkemece konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir. Asliye ticaret mahkemesi kesin mühlet kararıyla birlikte komiser atanmasına da karar verecektir. Yeni bir görevlendirme yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı takdirde, geçici komiser görevine devam eder. Ayrıca mahkemece, kesin mühlet kararıyla birlikte alacaklılar kurulu da oluşturulabilir. Bir yıllık kesin mühlet, süre bitmeden önce, konkordato komiseri veya borçlunun talebiyle altı aya kadar uzatılabilir.

Komiser, alacaklıları toplantıya çağırır ve alacaklılar yapılacak oylama sonucu konkordatonun kabul edilip edilmeyeceği hakkında karar verir.

Alacaklıların konkordatoyu kabulü üzerine, konkordato ticaret mahkemesinin tasdikine sunulur. Ticaret mahkemesi, konkordatoyu tasdik ederse, konkordato hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başlar. Borçlu, borçlarını konkordato çerçevesinde ödemeye başlar; şayet tenzilat konkordatosu söz konusu ise belli oranda borçlarından kurtulur.

İflâs İçi Konkordato

İflâsına karar verilmiş bir kimse de karar verilen bu iflâstan kurtulmak, iflâsın kaldırılmasını sağlamak konkordato teklif edebilir. Bu durumda yukarıda incelediğimizden farklı olarak, konkordato, borçlunun iflâsına engel olmamak şeklinde bir amaçla değil; iflâsa karar verilmiş bir durumda, bu kararın kaldırılmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

İflâs içi konkordatoda, iflâs dışı konkordatodan farklı olarak;

  • Konkordato mühleti yoktur,
  • Konkordato komiseri tayin edilmez,
  • Konkordato teklifi ikinci alacaklılar toplantısında incelenir.

Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırma

Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma, malî durumu bozulmuş olan (muaccel para borçlarını ödeyemeyecek durumda olan veya mevcut ve alacakları borçlarını karşılamaya yetmeyen veyahut bu hallerden birine düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalması kuvvetle muhtemel olan) bir sermaye şirketi veya kooperatifin, alacaklıları ile bir yeniden yapılandırma projesi çerçevesinde anlaşması temeline dayalı olarak iflâstan kurtulması ve faaliyetlerine devam edebilmesine imkân tanıyan bir iyileştirme yöntemidir. Bu kurum, her ne kadar Kanunda, konkordato hükümlerini izleyen maddelerde düzenlenmiş ise de konkordatonun bir türü olmadığı gibi, küllî bir takip ve tasfiye usulü de değildir.

Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma, sadece borçlu bir şirketin borçlarının yeniden yapılandırılması, yani yeni faiz oranları ve yeni ödeme vadeleri belirlenmesinden ibaret olmayıp, şirketin (veya kooperatifin) yapısal ve finansal yönden yeniden yapılandırılmasını da içerir.

Borçlu tarafından hazırlanacak ve onay için asliye ticaret mahkemesine sunulacak yeniden yapılandırma projesi, şu hususları içermelidir:

  • Projeden etkilenen alacaklıların tâbi olacağı koşullar ve benzer alacaklara sahip olan alacaklılar arasında eşitliğin ne şekilde sağlanacağı
  • Projenin, borçlunun taraf olduğu sözleşmelere etkisi
  • Projenin, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisine etkisi
  • Borçların yeniden yapılandırılması için gerekli görülüyorsa, borçlunun kredi gibi finansman kaynaklarına başvurup başvurmayacağı
  • Borçlunun işletmesinin kısmen ya da tamamen devri, diğer şirket veya şirketlerle birleşmesi, sermaye yapısının veya ana sözleşmesinin değiştirilmesi, borçlu işletmenin yönetiminde yer alacak kişilerin belirlenmesi, borçların vadelerinin uzatılması, faiz oranlarının değiştirilmesi, menkul kıymet ihracı gibi projenin uygulanabilirliğini sağlayabilecek yöntemler
  • Tasdik kararından sonra projenin uygulanmasının kim tarafından ve nasıl denetleneceği
  • Projeyi reddeden alacaklının alacağının, bu alacaklı projede kendi sınıfı için öngörülen haktan daha azını açıkça kabul etmediği sürece, nitelik itibarıyla benzerlik gösteren alacaklarla eşit muameleye tâbi olacağı

İcra ve İflas Hukukunda İptal Davaları

Haciz yoluyla takiplerde hacizden, iflâs yoluyla takiplerde ise iflâsın açılmasından önce borçlunun mal ve hakları üzerinde bir sınırlama bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak, uygulamada da rastlandığı üzere bazen borçlular, mallarına haciz konulması veya iflâs kararı verilmesi ihtimali bulunan durumlarda, çoğu kez alacaklılarından mal kaçırmak için veya bu niyet olmasa bile şüpheli bir takım işlemlerle tasarruflarda bulunurlar. Örneğin, borçlunun eşine veya çocuklarına ya da yakınlarına bağışlamalarda bulunması, muvazaalı satışlar yapması gibi.

Borçluların bu tasarrufları, herhangi bir kısıtlama söz konusu olmadığından geçerlidir. Bu tasarruflar, yaptıkları takiplerle borçlunun başka mallarından alacaklarını alabildikleri ölçüde alacaklıları ilgilendirmez. Ancak, borçlunun başka mallarından alacaklarını karşılayamayan alacaklılara, bu tasarruflardan zarar gördükleri taktirde, onları korumak amacıyla, kanun koyucu tarafından iptal davası açma imkânı tanınmıştır.

Borçlunun, özellikle kötü niyetli davranışlarla alacaklılarından mal kaçırmasına engel olmak için, kanun koyucu, geçici hukukî koruma olarak ihtiyatî haczi kabul etmiştir. İhtiyatî haciz kararı alınmamış olduğundan, borçlu tarafından alacaklıların zararına işlemler yapılmış ise, borçlunun malvarlığından çıkardığı mallar, adeta borçluya aitmiş gibi tekrar alacaklıların alacaklarını elde etmesine sunulması için iptal davası açma imkânı tanınmıştır.

İptal davasıyla, borçlunun üçüncü kişiyle yapmış olduğu ve alacaklısına zarar veren, kanun tarafında da uygun bulunmayan bir takım işlemler, iptal edilir. Aslında burada işlem tamamen geçersiz kılınmamaktadır. Şöyle ki, iptal davasını kazanan alacaklı, dava konusu malı borçlunun malıymış gibi haczettirip sattırır ve satış bedelinden alacağını alır. Şayet satıştan bir para artarsa, bu para da, işlem tamamen geçersiz sayılmadığından borçluya değil; üçüncü kişiye verilecektir.

İptal konusu tasarruflar aslında borçluyla üçüncü kişi arasında geçerliliğini korumaktadır. Bu sebeple, malın borçlunun olduğu, halen onun mülkiyetinde bulunduğu şeklindeki iddialar iptal davasının değil; istihkak davasının konusunu oluşturur. Şayet açılmış bir istihkak davası bulunuyorsa, bunun yanında iptal davasının şartları da oluşmuşsa, alacaklı iptal davasını, karşılık dava olarak veya savunma olarak ileri sürebilir.

İptal davası, genel mahkemelerde açılan bir eda davası niteliğindedir. İptal davasını açma hakkı, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi ile düşer. Bu süre hak düşürücü bir süredir.

İptal davasının konusu, iptale tâbi tasarrufun konusu olan ve üçüncü kişiye devredilmiş bulunan mal veya hak üzerinde davacının cebrî icra yoluyla hakkını alma yetkisinin verilmesidir. Üçüncü kişi malı elinden çıkarmışsa, davanın konusu o malın değeri nisbetinde tazminat talep etmektir.

İptal davasının davacı tarafında, hacizde, elinde geçici veya kesin aciz vesikası olan alacaklı; iflâsta, iflâs idaresi yer alır. Ancak iflâs idaresi, bu yetkiyi dava açmak isteyen alacaklıya devredebilir. İptal davasının davalı tarafında hacizde, borçlu ile lehine tasarrufta bulunulan üçüncü kişi (mecburî dava arkadaşı olarak); iflâsta sadece lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi yer alır. İptal davası iyi niyetli kişilerin haklarını ihlâl etmez.

İcra ve İflâs Suçları

Modern takip hukuku borçlunun malvarlığı üzerinde gerçekleştirilmektedir. Kural olarak, borçlunun şahsı üzerinde herhangi bir cebir uygulanmaz. Ancak, özellikle takip prosedürünün sağlıklı işlemesini sağlamak, borçlunun ve üçüncü şahısların kötü niyetli davranışlarına engel olmak gibi zorunlu sebeplerle, takip hukukunun özelliklerinden kaynaklanan birtakım suçlar düzenlenmiştir. Bu çerçevede İcra ve İflâs Kanununun on altıncı babı cezaî hükümlere ayrılmıştır. İcra ve iflâs hukukunu ilgilendiren suçların çoğu İcra ve İflâs Kanununda düzenlenmesine rağmen, Türk Ceza

Kanununda da icra ve iflâs hukukunu ilgilendiren suçlar bulunmaktadır. Örneğin, hileli veya taksirli iflâs ve muhafaza görevini kötüye kullanma gibi.

İcra ve İflâs Kanununda 5358 sayılı Kanun (31.05.2005 tarihli) ile yapılan değişiklikle icra suçlarının cezaları yeniden düzenlenmiş ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri ile uyumlu hale getirilmiştir. Ayrıca, İcra ve İflâs Kanunu’nun “Konkordato komiserinin sorumluluğu” başlıklı 334/a, “Kendisine teslim edilen malları vermeyenler hakkındaki cezalar” başlıklı 336/a, “Ceza kararnamesi:” başlıklı 352/a ile tecil ve paraya çevirme yasağını düzenleyen 352/b maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.


Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email