aofsoru.com

VIII-XIII. Yüzyıllar Türk Edebiyatı Dersi 1. Ünite Özet

Köktürk Dönemi Türk Edebiyatı

Giriş: Köktürk Tarihi

Bugünkü bilgilerimize göre tarihte Türk adıyla kurulan ilk Türk devleti olan Köktürkler, 552 yılında bağımsızlıklarını ilan etmişler, kısa sürede bölgenin güçlü ülkelerinden biri olmuşlardır. Bu devletin ismi olan Köktürk, bu zamandan kalan yazıtlarda sadece bir yerde geçmektedir. Kağanlığın kurucusu Bumin Kağan, İl Kağan unvanını alır. Köktürk yazıtlarında Bumin Kağan olarak geçen kağanın adı Çin kaynaklarında Tumen’dir . Kağanlığın kuruluşundan sonra önce Bumin Kağan’ın, 553 yılında ise oğlu Kara Kağan’ın vefat etmesiyle Bumin Kağan’ın diğer oğlu Mukan, Kağan olmuş ve onun zamanında Köktürkler iyice güçlenmiştir. Köktürk Kağanlığı Mukan Kağan zamanında doğuda Kore’ye, batıda Karadeniz’e kadar yaşayan halkları ve kuzeydeki Kırgız Türklerini kendisine bağlar ve devletin sınırlarını genişletir. Mukan Kağan zamanında Ak Hun (Eftalit) Devleti’ni de ortadan kaldıran (557) Köktürkler, Batı Türkistan’ı tamamen ele geçirirler ve İpek Yoluna hâkim olurlar. Sınırları gittikçe genişleyen Kağanlık, yönetimi kolaylaştırmak için doğu ve batı olarak tanzim edilmiştir. Doğuda Mukan Kağan askeri ve siyasi faaliyetlerine devam etmiş, başkent Ötüken ve civarında (bugünkü Mogolistan) hükümranlık sergilemiştir. Devletin batı tarafında ise Bumin Kağan’ın kardeşi İstemi Yabgu, İpek Yolu üzerinde egemenlik kurarak bölgedeki Sasani Devleti ile mücadele etmiştir.

572 yılında vefat eden Mukan Kağan’dan sonra tahta kardeşi Taspar Kağan geçmiştir. Taspar Kağan da Çin ile mücadeleye devam etmekle birlikte, Çin ile dinî / kültürel teması göz ardı etmemiştir. Bu temasın sonucunda Taspar Kağan’ın Budizm ile ilgilendigi ve Ötüken’e bir Budist tapınak yaptırdığı, Nirvana Sutra adlı Budist metni Türkçeye çevirttigi tahmin edilmekte, Türklerin Budizm ile ilk temaslarından birinin bu zamanda gerçekleştiği düşünülmektedir. Taspar Kağan’ın vefatından sonra ülkede baş gösteren iç çekişmeler sonucunda Köktürk Kağanlığının batısını idare eden İstemi Yabgu’nun oğlu Tardu, bağımsızlığını ilân etmiş, böylece Köktürk Devleti doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu Köktürk Kağanlığının başına Işbara Kağan, Batı Köktürk Kağanlığının başına ise Tardu geçmiştir.

Doğu Köktürk Kağanlığı, Işbara Kağan zamanında zayıflamaya ve gerilemeye başlamıştır. Işbara Kağan’ın ölümünden sonra tahta çıkan Tulan Kağan (588-600) kağanlığı toparlamaya, Doğu ve Batı Köktürk Kağanlıkları arasındaki ilişkiyi düzeltmeye çabalasa da Kağanlık daha da güçsüz hâle gelmiştir. Doğu Köktürk Kağanlığının son kağanı olan İl Kağan (621-630) zamanında bir taraftan Çin entrikaları, diger taraftan da ülkede beliren ekonomik güçlükler, ağır kış koşulları ve iç isyanlar sonucunda İl Kağan tutuklanarak Çin’in başkentine götürülmüş ve böylece Doğu Köktürk Kağanlığı, 630 yılında Çin’in egemenliğini kabul ederek ortadan kalkmıştır.

576 yılında İstemi Kağan’ın ölümünden sonra bağımsızlığını ilan eden Batı Köktürkler (582-659), kağanlıklarının ilk yıllarında bir taraftan Doğu Köktürkler ile mücadele etmişler, diğer taraftan da İstemi Kağan’ın dış politikası doğrultusunda ülkenin sınırlarını genişletmişlerdir. Batı Köktürklerin ilk kağanı Tardu (582- 603) zamanında Çin’e karşı üstünlük elde edilmiş olsa da Çin’in entrikaları ile ayaklanan Tölesler’den kaçmak zorunda kalmış, 603 yılında Tuyühunlar’a sığınmıştır.

Tardu’dan sonra gelen kağanlar da büyük bir başarı elde edememişlerdir. 651 yılında tahta çıkan son Batı Köktürk kağanı Aşina Holu, 659’da Çin’e esir düştükten sonra Batı Köktürkler de Çin’in hâkimiyetini kabul etmişlerdir. Böylece Doğu ve Batı Köktürk Kağanlığına bağlı Türkler, Çin hâkimiyeti altında yaşamaya başlamışlardır.

Köktürkler Çin hâkimiyetinden kurtulmak için birçok teşebbüste bulunmuşlar; ancak başarılı olamamışlardır. 681 yılının sonlarında Kutlug şad ve yanındakiler tekrar isyan etmişler, Çogay dağlarının kuzey eteklerine gelmişler, Togla ırmağının yakınlarında Dokuz Oğuzları yenerek tekrar Ötüken’e hâkim olmuşlardır. Böylece 682 yılında devleti tekrar kuran Kutlug şad, Çin’e tutsak olan Türkleri devletin çatısı altına toplamış ve İlteriş Kağan unvanını almıştır. Yardımcısı Bilge Tonyukuk, devletin kurulmasında ve daha sonra izlenen siyasî ve askerî politikalarda her zaman İlteriş Kağan’ın yanında olmuş, Türk Kağanlığının yeniden tesis edilmesine büyük katkı sağlamıştır.

İlteriş Kağan’ın 692 yılında ölümünden sonra, oğulları Bilge ve Köl Tigin’in yaşları küçük olduğu için kardeşi Kapgan Kağan tahta çıkmış, Kapgan Kağan zamanında Türk birliği sağlanmış, ülkenin sınırları epey genişlemiştir.

692 yılında tahta çıkan Kapgan Kağan, 716 yılında Bayırkular ile yapılan savaşta tuzağa düşürülerek öldürülür. Kapgan Kağan’ın ölümünden sonra oglu İni İl, kağanlığını ilan etse de yaşları küçük olduğu için daha önce Kağan olamamış olan Bilge Kağan ve Köl Tigin, İni İl Kağan’ı tahttan indirirler. Böylece Bilge Kağan 716 yılında Köktürk Kağanı, kardeşi Köl Tigin ise komutan olur. 731 yılında Köl Tigin’in vefat etmesi ile büyük acılar yaşayan Bilge Kağan, Çin’den getirttiği sanatkârların da yardımıyla kardeşi Köl Tigin için büyük bir bark içinde yazıt diktirir. 734 yılında Bilge Kağan da vefat eder ve bu defa oğlu Tengri Kağan, babası Bilge Kağan için benzer bir yazıt diktirir.

Köl Tigin ve Bilge Kağan’dan sonra Köktürk Kağanlığı, ülkede baş gösteren iç isyanlar sonucunda zayıflar. Köktürk Kağanlığına baglı yaşayan Uygur, Karluk ve Yağmalar, 744 yılında çıkardıkları isyan ile Köktürk Kağanlığına son verirler.

Köktürk Edebiyatı

Türk dilinin bilinen ilk metinleri, Köktürk Kağanlığının ikinci döneminden ve çoğunlukla 8. yüzyıldan kalmadır. Hunlar zamanında ve Köktürk Kağanlığının birinci döneminde Türk dili ile yazılmış bir metnin varlığı bugün için muğlaktır. Öte yandan Köktürk Kağanlığının ikinci döneminden kalan yazıtların dili, Türk yazı dilinin gelişmişliğini ve böylece Türk dilinin Hunlar ve Köktürk Kağanlığının birinci döneminde de yazı dili olarak kullanılmış olabilecegini göstermektedir.

Hunlar döneminde Türkçe

Hunlar zamanından kalan bir Türkçe metin olmamakla birlikte Çin yıllıklarındaki Hunca kaydıyla verilen kişi, unvan ve yer adları Türk dilinin kayda geçirilmiş ilk örneklerinden kabul edilebilir. Çin yıllıklarında Hunca kaydıyla geçen sözcüklerden bazıları şunlardır:

çeng-li “gök” (Köktürkçede tengri ), ku-tu “ogul” (Köktürkçede kut ), yen-çi/yem-çi “hükümdar eşi” (Köktürkçede ebçi ), tieh-fah “demir” (Köktürkçede temir ), wo-lu-to “karargâh” (Köktürkçede ordu ).

Çin yıllıklarında Hunların dışında Tabgaç dönemine (M.S. 338-557) ait bazı Türkçe sözcükler de geçmektedir: pi-teçen “yazıcı” (Köktürkçede bitigçi ), hu-la-çen “süvari” (Köktürkçede atlıg ), teu-lu “töre” (Köktürkçede törü ).

Çin yıllıklarında M.S. 329’da geçen bir olayı anlatan Hunca iki cümle ise sü:ke talıka? / bugukgı tuta? “(Düşman) ordusunu çıkartın, liderini yakalayın” şeklinde anlamlandırılabilir.

Birinci Köktürk Kağanlığı döneminde Türkçe

Bugüne kadar Köktürk Kağanlıgının birinci döneminde (552-630) Türk dili ile kaydedilmiş herhangi bir metne ulaşılamamıştır. Bununla birlikte, Türk yazı dilinin o dönemde de var olduğunu gösteren bazı kayıtlar şunlardır:

İstemi Yabgu’nun 567 yılında İstanbul’a elçilik heyeti gönderdiği ve bu heyetin Bizans imparatoruna mektup götürdüğü Bizans kaynaklarında kayıtlıdır. “İskit harfleriyle” yazıldığı belirtilen bu mektup, eğer Türkçe ise, Türklerin 6. yüzyılda Birinci Köktürk Kağanlığı döneminde en azından resmî yazışmalarda Türkçeyi kullandıklarını göstermektedir.

Köktürk Kağanlığının birinci dönemine ait yazınsal faaliyetler içerisinde en önemli olanı, 582 yılında Taspar Kağan zamanında dikilmiş olan Bugut yazıtıdır. Bugut yazıtı Sogdça ve Sanskritçe metinlerden oluşmaktadır. Yazıtın üç tarafı Soğdca, bir tarafı ise Sanskritçedir. Başka bir ifadeyle yazıt, Türk diliyle kaleme alınmamıştır.

Yine bu dönemde Budizm’den etkilenen Köktürklerin Budist öğretiye ait eserleri Türkçeye çevirdikleri ya da çevirttikleri bilinmektedir. Taspar Kağan zamanında, 575 yılında Nirvana Sutra adlı metnin de Türk diline çevrildiği bilinmektedir.

Türk Runik Harfli Yazıtlar

Türkler, 7. yüzyıldan 12.-13. yüzyıllara kadar “runik” alfabe ile çok sayıda yazıt dikmiştir. Bu alfabe, İskandinavya’da kullanılan alfabeye benzerliğinden dolayı, yazıtları çözen ve okuyan kişi olan W. Thomsen tarafından “runik” olarak adlandırılmış, daha sonra “runik alfabe” adı yaygınlaşmıştır.

Türk runik harfli yazıtlar; Moğolistan, Türkistan, Sibirya ve Doğu Avrupa cografyasına yayılmıştır. Türklerden kalan yazıtların bir kısmı, bizzat devleti yönetenler tarafından diktirilen daha hacimli ve heybetli, bir kısmı ise alfabenin Türk milleti arasında yaygınlık kazanmasıyla yazılmış daha küçük yazıtlardır. Daha çok “didaktik” olan hacimli yazıtların, hem şeklen hem de içerik bakımından diğer küçük yazıtlardan farklı olduğu görülmektedir.

Türk runik harfli yazıtlar arasında bilhassa Köktürk ve Uygur Kağanlığı yazıtlarından bazıları, iç duvarlarına resimler çizilmiş ve dışına heykeller dikilmiş bir bark içinde yer almaktadır.

Yazıtlarda, yazı yazma eylemi, yazılan malzemelerin adları ve yazıtların yazılış amaçları biti-, ur- ve tokı - gibi Türkçe sözcüklerle ifade edilmiştir. Yazıtlarda Türk runik harfli metinler için bitig taş ve bä?gü taş adlarının kullanıldığı görülmektedir.

Runik yazıtlar, ait oldukları yer ve siyasî teşekküle göre dört grupta toplanabilir:

  1. Köktürk Kağanlığı Yazıtları,
  2. Uygur Kağanlığı Yazıtları,
  3. Yenisey Yazıtları,
  4. Diğer Yazıtlar

Köktürk Kağanlığı yazıtları

Köktürkçenin en önemli eserleri olan Bilge Kağan ve Köl Tigin yazıtı, Moğolistan’daki Orhun ırmağının yakınında bulunmaktadır. Üçüncü önemli yazıt olan Tonyukuk Yazıtı ise Ulan-Bator’un yaklaşık 40 km doğusunda Bayan Tsokto adı verilen bölgededir. Diğer eski Türk runik harfli metinler de Mogolistan’ın Arhangai, Bulgan, Dundgovi, Töv, Hövsgöl vilayetlerinde bulunmaktadır. Köktürk Kağanlıgının ikinci döneminden kalan Köktürk Yazıtları şunlardır:

Çoyr yazıtı (687-692): Adını bulunduğu Çoyr bölgesinden alan yazıt, bugünkü bilgilerimiz ışığında en eski Türk yazıtıdır. Yazıtta bir Köktürk erinin İlteriş Kağan’a katılması anlatılır.

Hoytu Tamir yazıtları: Moğolistan’da Tamir Irmağının kuzeyinde bulunan kayalara fırça ve boya ile yazılmış olan Hoytu Tamir yazıtları 34 parçadan oluşmaktadır.

Ongin (Isbara Tamgan Tarkan) yazıtı (719-720): Bilge Işbara Tamgan Tarkan ve babası İl İtmiş Yabgu’nun, İlteriş Kağan ve Bilge Kağan dönemlerinde yaptıkları hizmetlerin ve savaşların anlatıldığı yazıt 19 satırdır.

Köl İç Çor (İhe-Hüşötü) yazıtı (720-725): Mogolistan’ın Töv eyaletinde bulunan yazıt 29 satırdan oluşur. Tarduş Lideri Köl İç Çor’un mücadelerini anlatmaktadır.

İhe-Aşete (Altun Tamgan Tarkan) yazıtı (724): Altun Tamgan Tarkan yazıtı adıyla da anılan İhe-Aşete yazıtı, 10 satırdan oluimaktadır. Altun Tamgan Tarkan adına dikilmiştir.

Tonyukuk yazıtı: Köktürk Kağanlığının bilge veziri Tonyukuk’a ait yazıtın hangi yıllarda dikildiği kesin olarak bilinmemektedir. Tonyukuk yazıtı, kimi araştırmacılara göre 720-726 yılları arasında, kimi araştırmacılara göre ise 732-734 yılları arasında dikilmiştir

Tonyukuk yazıtını diktiren Tonyukuk’un kendisidir. Yazıt metninin sahibi de Tonyukuk’tur. Çin’de doğan, Köktürklerin 682 yılında İlteriş Kağan önderliğinde başarıya ulaşan isyanda önemli bir görev yüklenen, İlteriş Kağan zamanında vezir ve başkomutan olan Tonyukuk, Türk kültürünün ilk düşünürlerindendir. Tonyukuk aynı zamanda Türk hatıra edebiyatının ilk temsilcisi ve ilk Türk tarihçisidir.

Tonyukuk yazıtı iki taştan oluşmaktadır. Bu iki taşta toplam 62 satır bulunmaktadır. Tonyukuk yazıtında Türk milletinin Çin’e başkaldırarak esaretten kurtuluşu, Oğuz, Kırgız, Türgiş ve Çinlilerle yapılan savaşlar ile Tonyukuk’un milleti için yaptığı hizmetler anlatılır.

Yazıtta Türk milletine önemli öğütler de verilmektedir. Tonyukuk, 682 yılındaki isyandan başlayarak vefatına kadar devlet yönetimindeki faaliyetlerini atasözleri ya da veciz sözlerle oldukça canlı ve akıcı bir şekilde dile getirmiştir. Tonyukuk bütün yazıtta bizzat rol aldığı olayları anlatmıştır.

Köl Tigin yazıtı: Köl Tigin, 682 yılında devleti tekrar dirilten İlteriş Kağan’ın oğlu ve Bilge Kağan’ın kardeşidir. 27 Şubat 731 tarihinde vefat etmiş, kardeşi Bilge Kağan 21 Ağustos 732 tarihinde Köl Tigin yazıtını diktirmiştir. Köl Tigin yazıtının yazarı Bilge Kağan, yazıcısı ise yeğenleri Yollug Tigin’dir. Yüksekliği dört metreye yaklaşan Köl Tigin yazıtının üç yüzü Türkçe, diğer yüzü Çincedir. Bir kaplumbağa kaidesi üzerine oturtulan yazıt 71 satırdan oluşmaktadır.

Köktürk devletinin birinci dönemindeki ihtişamlı günlerin, devletin tekrar dirildiği zamana ait olayların ve Köl Tigin zamanındaki kahramanlıkların anlatıldığı Köl Tigin yazıtı, Türk edebiyatının sanatkârane üslûpla yazılmış ilk eseri olarak kabul edilmektedir. Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları, Türk hitabet dilinin en güzel örneklerindendir. Köl Tigin yazıtı, aliterasyonlu ifadeleri, atasözleri, açık ve etkileyici dili ile hem çağının hem de Türk edebiyatının en seçkin örneklerinden biridir.

Bilge Kağan yazıtı: Bilge Kağan’ın ölümünden sonra 24 Eylül 735 tarihinde oglu Te?ri Kağan tarafından diktirilen Bilge Kağan yazıtında anlatılan olaylar ile Köl Tigin anıtındaki olaylar hemen hemen aynıdır. Bilge Kağan yazıtında fazladan Köl Tigin’in vefatından sonraki olaylar yer almaktadır. Bilge Kağan yazıtı, kardeşinin yazıtına göre daha fazla yıpranmış vaziyettedir. Yazıtın batı yüzünde yer alan, okunabilen altı satırlık kısmın, metnin yazarı Te?ri Kağan’a ait olduğu tahmin edilmektedir. Yazıtın bu yerindeki ifadelerin oldukça hüzünlü olduğu; bu anlamda Te?ri Kağan’ın babasının ölümünden sonraki duygularını ifade ettigi anlaşılmaktadır.

İhe-Nur Yazıtı: İhe-Nur yazıtı 6 satırlık küçük bir yazıttır. 730 civarında dikildiği tahmin edilmektedir

Hangiday Yazıtı: Moğolistan’daki Hangiday kayası üzerine yazılmış 4 satırlık bir yazıttır.

Uygur Kağanlığı Yazıtları

Köktürk yazıtlarında Tokuz Oguz olarak adlandırılan Uygurların, Karluk, Yagma ve Basmıl Türkleriyle ittifakından sonra Köktürk Kağanlığına son vermesiyle aynı bölgede Bozkır Uygur Kağanlığı ya da Ötüken Uygur Kağanlıgı olarak adlandırılan yeni bir devlet kurulmuştur. Uygurlar da Köktürkler gibi bugünkü Moğolistan bozkırında taş ya da kayalar üzerine runik harflerle yazıt dikmişlerdir. Uygur Kağanlığının Kırgızlar tarafından yıkıldığı 840 yılına kadar dikilmiş yazıtlar şunlardır:

Terh (Taryat) yazıtı: Adını yakınında bulunduğu ırmaktan alan yazıt dört parçadan oluşmaktadır. Ötüken Uygur Kağanlığı (M.S. 745-840) döneminde 753 yılında İl İtmiş Bilge Kağan (Moyun Çor) tarafından diktirilmiş olan yazıtta, Moyun Çor ile babası Kül Bilge’nin savaşları anlatılmaktadır. Bazı satırları Şine-Usu yazıtı ile aynıdır. Yazıtın yazıcısı Bilge Kutlug Tarkan Se?ün’dür .

Tes yazıtı: Tes nehrinin yukarı kısmında bulunan Tes yazıtı, 750 yılında ikinci Uygur kağanı Te?ride Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan / Moyun Çor tarafından diktirilmiştir. 22 satırlık yazıtta Uygurların atalarından bahsedilir.

Şine-Usu yazıtı: Moğolistan’ın Şine-Usu vadisinde bulunan yazıt, 760 yılında Te?ride Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan (Moyun Çor) adına diktirilmiştir. Uygur yazıtlarının en büyüğü olan yazıt, 51 satırdan oluşur ve bazı satırları Taryat yazıtı ile aynıdır. Şine-Usu yazıtında 740-759 yılları arasındaki özellikle Uygurların Köktürklerle yaptıkları savaşlar; Karluklarla, Sekiz Oğuzlarla, Dokuz Tatarlarla, Kırgızlarla, Çikler ve Basmıllarla yaptıkları mücadeleler ve Uygur kağanlığının kuruluşu anlatılmaktadır.

Somon-Sevrey yazıtı: Moğolistan’ın Somon-Sevrey mevkiinde bulunan yazıtta Bögü Kağan’ın 762’de Çin’e yaptığı seferlerden bahsedilir. Yazıtta 7 satırın yanı sıra 7 satırlık Soğdça bir metin daha vardır.

Suci yazıtı: Boyla Kutlug Yargan adına diktirilmiştir. Yazıtın tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, Terh, Şine-Usu yazıtları gibi Uygur Kağanlığı dönemine ait olduğu düşünülmektedir.

Karabalgasun Yazıtları: Uygurların başkenti Karabalgasun civarında bulunan ve üç parçadan oluşan Karabalgasun yazıtlarından Birinci Karabalgasun olarak adlandırılan yazıt, 5 satırdan oluşur. İkinci Karabalgasun yazıtı 12 satırdan oluşur. Aynı bölgede bulunan Üçüncü Karabalgasun yazıtı tahminen 810 yıllarında dikilmiştir. 9 parça halinde olan yazıtta Türkçenin yanısıra Sogdça ve Çince metinler de vardır

Ar Hanan (Ar Hanin) Yazıtı: Adını Moğolistan’da bulunduğu dağdan alan yazıt, üç parça hâlindedir. Yazıtta toplam 140 harf bulunmaktadır.

Bunlar dışında Uygur Kağanlığından kalan ve Gürbelçin yazıtı , Somon-Tes yazıtı ve Mutrın Temdeg yazıtı olarak bilinen üç yazıt daha vardır.

Yenisey Yazıtları

Yenisey yazıtları, adını Güney Sibirya’da bugünkü Hakas ve Tuva Cumhuriyetleri içinde kalan Yenisey nehrinden alır. Bu yazıtların sayıları 150’yi bulmaktadır.

Yenisey yazıtlarının Kırgızlara ait olduğu düşünülmektedir. Ancak bazı yazıtlardaki ifadelerden, farklı Türk boylarına ait yazıtların da olduğu sonucu çıkmaktadır.

Bu yazıtlarda kullanılan eski Türk runik alfabesinin yazılış şekillerinden ve yazının standart bir biçim taşımamasından dolayı, yazıtların tarihi de tartışılır olmuştur. Kimi araştırmacılar, Yenisey yazıtlarındaki alfabenin daha ilkel olduğu düşüncesindedir. Bu nedenle kimileri Yenisey yazıtlarının, Orhun bölgesinde yazılan diğer yazıtlardan daha önce, yaklaşık 6. veya 7. yüzyılda yazılmış olabileceğini düşünürken, kimileri Yenisey yazıtlarını 9. yüzyıla tarihlendirmektedir.

Diğer yazıtlar

Yukarıdaki tasnifte yer alan ve belli bir karakter taşıdıkları için aynı grupta değerlendirilen yazıtların dışında başka yazıtlar da vardır. Bunlar Moğolistan’da bulunan ve hangi dönemde yazıldığı bilinmeyen Moğolistan yazıtları; kimi araştırmacılarca Kırgızlara, kimi araştırmacılarca Türgişlere ait olduğu düşünülen Talas yazıtları ile Kazakistan ve Özbekistan’daki yazıtlar; Dağlık Altay Cumhuriyeti yazıtları; Kuzey Kafkasya yazıtları; Kırım, Balkanlar ve Macaristan’da bulunan yazıtlar olarak sıralanabilir.

Yazıtların Sözvarlığı ve Edebi Değeri

Türk runik harfli metinlerin büyük bir kısmı devleti yöneten kağanlar ya da yönetici sınıf tarafından diktirildiği için genellikle siyasî ve askerî konularla ilgili sözcükleri ihtiva etmektedir. Yazıtlarda bu kavram alanlarıyla ilgili sü?üs - “savaşmak”, akıt - “akın etmek, saldırmak”, sanç - “batırmak”, süle - “ordu sevk etmek”, taşık - “isyan etmek”, içik - “tâbi olmak” vb. pek çok kelime vardır. Yazıtlarda, bunu dışında tabiat, hayvanlar, renkler, akrabalık, sayılar, sosyal yaşam ve manevî hayatla ilgili çok sayıda sözcük yer almaktadır.

Köktürkçenin sözvarlığı ve edebi boyutu incelendiğinde, soyut kavramlardaki zenginlik, eşanlamlılık, çokanlamlılık, ileri ögeler, anlatıma güç katan söz sanatları, biçem ve anlatım özellikleri göze çarpmaktadır.

İkilemeler: İkilemeler, eş/yakın ya da karşıt anlamlı kelimelerin birlikte kullanılmasıdır. İkilemeler, anlatımın daha güçlü, daha güzel ve etkili olmasını sağlamaktadır. Örn. açsık tosık “açlık tokluk”; iş küç “iş güç, hizmet”; yabız yablak “kötü”.

Koşutluklar: Bengü taşlarda verilen örneklere göre koşutluk iki şekilde kullanılmıştır. Koşutluk, eşit ögeli birimlerle ya da birleşik sıra cümleler ile sağlanmaktadır. Yazıtların dilindeki bu hususlar, yazıtların anlatımını güzelleştirmektedir. Örn. kağanı alp ermiş, ayguçısı bilge ermiş “Hakanı alp imiş, sözcüsü akıllı/bilgili imiş”.

Deyimler: Köktürk Türkçesinde başlıgıg yüküntür - “başlıya baş eğdirmek”; közi kaşı yablak bol - “gözü, kaşı kötü olmak; üzüntüden perişan olmak” vb. pek çok deyim bulunmakta ve bunlar anlatımı zenginleştirmektedir.

Benzetmeler: Köktürk Türkçesinde, yagımız tegre oçuk teg erti, biz aş teg ertimiz “Düşmanlarımız çevremizde ocak gibi idi, biz de ortadaki aş gibiydik” cümlesinde olduğu gibi, benzetmeler de sıklıkla kullanılmaktadır.


Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email