aofsoru.com

Türkiye´nin Toplumsal Yapısı Dersi 4. Ünite Özet

Türkiye’De Ekonomi

Giriş

Toplumsal yapıları etkileyen en önemli kurumlardan biri ekonomi kurumudur. Ekonomide yaşanan değişmeler siyaset, aile, eğitim, kültür vb. çok farklı alanlarda önemli etkilerde bulunmaktadır.

Ekonomik Sistemler

Ekonomik sistemler, bir toplumda ekonomi ilişkilerinin temel önceliklerini ortaya koyup, ekonomik ilişkileri düzenleyen sistemlerdir.

Piyasa Ekonomisi

Piyasa ekonomisi ekonomik ilişkilerde piyasanın belirleyiciliğini öne çıkaran ekonomik sistemdir. Bu sistemde ekonomide belirleyici olan unsur, piyasa koşullarıdır. Piyasa ekonomisi belirli özelliklere sahiptir. Bu özelliklerden öne çıkanlar şunlardır:

  • Özel Mülkiyet
  • Girişim Özgürlüğü
  • Serbest Fiyat Politikası

Piyasa ekonomisinde devlet özel sektörün faaliyette bulunduğu alanlarda rakip olarak faaliyette bulunamaz. Devlet piyasanın adil rekabet şartlarında işleyebileceği temel kuralları koyar ve bu kuralları denetler. Adil rekabeti engelleyebilecek durumlara müdahale eder. Devlet, kamu yararı olan ve özel sektörün yatırım yapmadığı alanlarda faaliyette bulunur.

Sosyalist Ekonomi

Özellikle kapitalizmin ve sanayileşmenin yaygınlaşması sürecinde piyasa ekonomisi, ülkelerde kesimler arasında var olan eşitsizlikleri arttırdı. 1800’lü yıllar sanayileşmiş ülkelerde açlık, sefalet, yoksulluğun çok yaygın olduğu yıllardı. Sosyal bilimlerin en önemli isimlerinden Marx, işçi sınıfının bir araya gelerek işverenlere karşı savaş açacağını ve bu savaşı kazanarak yeni bir sistemin kurulacağını düşünüyordu.

Sosyalist ekonomik sistem, piyasa ekonomisinin ortaya çıkardığı sorunların giderilmesine yönelik ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda piyasa ekonomisinin dayandığı ilkeleri ortadan kaldırır, farklılıklar ortaya koyar. Sosyalist ekonomik sisteminin dayandığı temel unsurlar özel mülkiyetin olmaması ve merkezi planlamadır. Sosyalist ekonomi sosyalizmle yönetilen, otoriter iktidarların olduğu yapılarda yaygın olarak öne çıkan ekonomik sistemdir. Sosyalist ekonomilerin önemli bir sorunu, verimlilik kavramını dikkate almamalarıdır. Merkezi planlama, bürokratik bir yapılanmaya sahip olduğu için karar alma süreçleri ağır işlemekte ve değişimler çok yavaş gerçekleşmekteydi. Sosyalist ekonomilerin diğer bir sorununu da çalışan verimliliğindeki düşüşler oluşturdu. Çalışanlar aynı ücreti almaktaydı ve çalışan verimliliği önem kazanmıyordu.

Karma Ekonomi

Karma ekonomi, ekonomik ilişkilerde devletin ve özel sektörün de birlikte yer aldığı ekonomik sistemdir. Karma ekonomilerin bazı özellikleri söz konusudur:

  • Devlet ekonomide aktif olarak yer alır.
  • Devlet, ekonomik ilişkilerin yönünü belirler, rehberlik eder.
  • Özel mülkiyet söz konusudur.
  • Belirleyici olan güç devlettir.
  • Özellikle gelişme sürecinde devlete yakın olma, zenginleşmenin en önemli kaynaklarından biri olarak öne çıkar.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Kalan Ekonomik Miras

Osmanlı İmparatorluğu’nun güç kazanmasında askeri alandaki başarıları, yeni toprakların fethi, fetih edilen yerlerden elde edilen ganimet ve vergiler etkiliydi. Bunun yanında iç ihtiyaca cevap verebilecek bir tarımsal üretim, iyi bir toprak düzeni, tarıma dayalı gelirlerin yüksekliği de ekonomik istikrar açısından önemliydi. Avrupa’da ve sonrasında Amerika’da 1770’li yıllardan itibaren sanayileşme süreci hız kazandı. Toprağın yerine sermaye, tarımsal üretimin yerine imalât üretimi önem kazandı. Sanayileşme sürecinde teknolojide yaşanan gelişmeler, sanayileşmiş ülkelere askerî alanda önemli bir güç sağladı. Sanayileşmiş ülkeler, daha güçlü, daha hızlı silahlara sahip oldular.

1800’lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğu geçmişteki güçlü günlerine dönmek için farklı alanlarda yenilikler yapıyor ve sanayileşme sürecinin öne çıkan Batılı ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye çalışıyordu. Bu ilişki zaman zaman çok dezavantajlı ticaret anlaşmalarına da yol açıyordu. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ve 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanında gayrimüslimlere yönelik çok sayıda hakkın verilmesinin arka planında yabancı ülkelerin de önemli etkisi bulunmaktaydı. Bu bağlamda 1800’lü yıllarda İmparatorluk’ta gayrimüslim bir burjuvazi kesimi bulunmakta, ticarette ağırlıklı rol oynamaktaydı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Osmanlı’dan kalan dış borçlar, Cumhuriyet yönetimi için önemli bir yük getirdi. Üretken alanlara yönlendirilebilecek kaynaklar, dış borç ödemesine ayrıldı. Genel olarak değerlendirildiğinde Cumhuriyet’e geçiş sürecinde Osmanlı’dan devralınan ekonomik mirasın özellikleri şunlardır:

  • Osmanlı’dan kalan büyük bir dış borç,
  • Azınlıkların çok büyük bir bölümünün ülkeden ayrılması sonrasında ticaret, zanaat, girişim kültüründe önemli eksiklik,
  • Millî bir burjuvazinin yokluğu,
  • Özel sektörde birikim eksikliği,
  • Tarıma dayalı bir yapı,
  • Eğitimli nüfusun azlığı,
  • Sanayinin zayıflığı,
  • Çok az sayıda sanayi işletmesinin bulunması.

Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ekonomi

Cumhuriyet’ten günümüze izlenen ekonomi politikaları, belirli dönemlere göre farklılıklar göstermektedir.

1923-1950 Yılları Arasında Türkiye’de Ekonomi

1923-1950 yılları arasında izlenen ekonomi politikaları, devletin baskın ve ağırlıkta olduğu karma ekonomi politikaları olarak nitelendirilebilir. Devlet eliyle siyaset ve ekonominin şekillendirilmesi Cumhuriyet kadrolarının da temel politikalarından birini oluşturdu. Bu dönemde devletin ağırlıkta olduğu ekonomi politikalarının izlenmesinin dönemin şartlarından kaynaklanan birkaç önemli nedeni bulunmaktaydı. Bu nedenler:

  • Dönemin devlet zihniyeti, ekonomik kalkınma ve modernleşmenin devlet eliyle gerçekleştirilebileceği düşüncesindeydi.
  • Güçlü bir özel sektör yoktu. Özel sektörün elindeki sermaye birikimi yetersizdi.
  • Bankacılık ve finans sistemi de güçlü değildi.
  • Devlet, kendi belirleyiciliğinde bir ekonomik kalkınmayla, kaynakların verimsiz alana yönelmesini engellemek istiyordu.

İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat-4 Mart 1923)

Kongrenin temel amacı, ekonomiyle ilgili sorunları ortaya koymak, izlenecek ekonomi politikalarını belirlemektir. İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlardan bazıları şunlardır:

  • Aşar vergisinin kaldırılması (köylülerin ürettikleri üründen alınan vergi),
  • Koruyucu gümrük tarifelerinin kabulü ve bu konuda dış müdahalelerin reddi,
  • Bir ana ticaret bankasının kurulması,
  • Kambiyo merkezleri, özellikle nakit ve tahviller borsalarının millileştirilmesi, büyük ticaret merkezlerinde hisse senedi ve tahvil borsalarının açılması,
  • Kendi limanlarımızda kabotaj hakkı tanınması,
  • Sanayiyi Teşvik Kanunu’nun günün ihtiyaçlarını karşılar hale getirilmesi ve beş yıl sonra 25 yıl süreyle uzatılması,
  • Her yıl sergiler açılması,
  • Sanayi Bankası’nın kurulması,
  • İşgücünün sekiz saat çalışması,
  • Haftada bir gün çalışanlara tatil imkânı verilmesi,
  • İş kazalarına uğrayanların hayatlarının işverenler ve kurumlar tarafından güvence altına alınması,
  • Sendika hakkının tanınması.

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı-1934

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı 1933 yılında hazırlanır ve 1934 yılında uygulamaya konulur. Plan ile hammaddesi ülkede yetişen ve kolayca ulaşılabilecek sanayilerin kurulması hedeflenmiştir. Birinci beş yıllık sanayi planında hedefler doğrultusunda beş ana sanayii sektörüne ağırlık verilmiştir. Bunlar; dokuma, maden, selüloz, seramik ve kimya.

İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı-1938

İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nda öne çıkarılan sanayi sektörleri; madencilik, maden kömürü ocakları, elektrik santralleri, yakacak sanayi ve ticareti, toprak sanayi, gıda maddeleri sanayi ve ticareti, kimya sanayi, mihaniki sanayi ve denizciliktir.

1950-1960 Yılları Arasında Türkiye’de Ekonomi

14 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleşen genel seçimlerde iktidar değişikliği olmuş, yaklaşık 27 yıldır iktidarda olan Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı kaybetmiş, Demokrat Parti iktidara gelmiştir. Değişikliğin ekonomi politikaları üzerinde önemli etkileri olmuştur. İki parti de birbirinden farklı ekonomi zihniyetine sahiptir. CHP devletçi ekonomi politikalarını benimsemekte ve devlet eliyle kalkınmayı öne çıkarmaktadır. Demokrat Parti ise liberal ekonomileri benimsemekte, ekonomide devletin ağırlığının azaltılıp özel sektörün öne çıkarılmasını hedeflemektedir.

Demokrat Parti, iktidarının ilk yıllarında ekonomide liberasyonu artıracak yönde adımlar atar. Eylül 1950’de ithalat %60-%65 oranında serbestleştirilir, fiyat kontrolleri kaldırılır. Yabancı sermayeyi teşvik edecek düzenlemeler yapılır. Bu bağlamda 1954 yılında 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çıkarılır. Türkiye ABD’den ve uluslararası finans kuruluşlardan önemli miktarda dış borç alır. Dış borçlar, yatırımlarda kullanılır. Bu dönemde de Marshall yardımı alınır ve alınan yardım ağırlıklı olarak tarım sektöründe makineleşmenin arttırılmasında ve karayolları yapımında kullanılır. Dönemde temel (dokuma, giyim, gıda, içki-tütün) ya da dayanıksız tüketim mallarının ithal edilmesi yerine, Türkiye’de yerli üretimi gerçekleştirildi. 1950 yılında Dünya Bankası’nın desteği ve T.C. Hükümeti, T.C. Merkez Bankası ve ticaret bankalarının işbirliği ile Türkiye’nin ilk özel yatırım ve kalkınma bankası olan “Türkiye Sınai Kalkınma Bankası” özel sanayiye iç ve dış kredi sağlamak amacıyla kurulur.

1961-1980 Yılları Arasında Türkiye’de Ekonomi

27 Mayıs 1960 tarihindeki darbenin ardından ülke yönetiminde Milli Birlik Komitesi (MBK) belirleyici hâle gelir. 1961-1980 dönemi ekonomi politikalarını tanımlayan kavramlardan biri “planlı ekonomi” dönemidir. Bu dönemin öne çıkacak unsurlarından biri “kalkınma planları”dır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) 30 Eylül 1960 tarihinde kurulur (Haziran 2011’de kapatılır). Amaçlarından biri hükümetçe kabul edilen hedefleri gerçekleştirecek uzun ve kısa vadeli planlar hazırlamaktı. Türkiye’de 1963 yılından itibaren 5 yıllık süreli “kalkınma planları” hazırlanmış ve uygulamaya konulmuştur. Birinci 5 Yıllık Kalkınma Planı 1963- 1968 yılları arasını kapsamaktadır.

Dönemin öne çıkan sanayi anlayışı “ithal ikâmeci sanayi” anlayışıydı. Yurt dışından ithal edilen malları ithal etme yerine, yerli sanayiyi teşvik ederek Türkiye’de üretmek amaçlanıyordu. Enerji, bilgi, teknoloji, hammaddede sürekli dışa bağımlı döviz harcayan, kalite açısından yurt dışındaki markalarla rekabet edemeyeceği için döviz getiremeyen bir sanayileşme modeli söz konusudur. Bu sanayileşme modeli 1970’li yıllarda krize girer. 1973 yılında 20. yüzyıldaki en büyük ekonomik krizlerden biri olan “Dünya Petrol Krizi” yaşanır. 1974 yılında Türkiye garantör devlet olduğu Kıbrıs’ta, Kıbrıslı Türklere yönelik yapılan katliam boyutuna varan eylemleri durdurmak için, Kıbrıs Barış Harekâtını düzenler. Siyasal krizlerle, ekonomik krizler birleştiğinde Türkiye açısından ekonomik tablo korkunç hâle gelir.

1980-1991 Dönemi Ekonomi Politikaları

Cumhuriyet tarihinin ekonomideki en köklü değişimleri 1980 yılından itibaren yaşanır. 1980 yılı başında Türkiye’de ekonomik ve toplumsal durum incelendiğinde çok önemli sorunların bulunduğu görülmektedir. Birçok mal piyasada bulunmamaktadır. Benzin, mazot, gaz, fueloil, yağ, şeker, pirinç, kahve, deterjan, ampul vb. birçok ürün karaborsa olmuş durumdadır. Birçok fabrika ise kapasitelerinin çok daha altında üretim yapmaktadırlar. Mevcut dış borçlar ödenememekte, yeni dış borç ve dış kredi alınmada büyük zorluklar yaşanmaktadır. Ekonomide büyük bir kriz durumu söz konusudur. Turgut Özal bu dönemde ekibiyle birlikte Türk ekonomisinde kırılma noktasını oluşturacak olan 24 Ocak Kararlarını hazırlar. 24 Ocak Kararları, Cumhuriyet tarihinin piyasa ekonomisine geçiş yönündeki en keskin değişimi ifade eden politikaları içerir. 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlardan bazıları şunlardır:

  • Devalüasyon yapılarak 1 dolar 47 liradan 70 liraya getirilir.
  • KİT’lerde üretilen, maliyetinin ve piyasa fiyatının altında satılan çok sayıda ürün ve hizmete büyük oranda yapılan zamlar sonraki süreçte birçok malın fiyatını arttırarak, zam furyasını tetikleyecektir.
  • KİT politikaları yeniden gözden geçirilir.
  • Özel sektörün ürettiği mallar üzerindeki fiyat denetimi kaldırılır.
  • Birçok sektörde ihracata yönelik ürünlerin önündeki engeller kaldırılır ve ihracata teşvikler getirilir.
  • Yabancı sermaye girişine yönelik kolaylıklar getirilir.
  • İthalata yönelik kolaylıklar getirilir.

24 Ocak 1980 Kararları sonrasında uygulanan politikalarla, ekonomideki kısa dönemli sorunlar aşıldı. Kuyruk ve karaborsalar ortadan kalktı. Siyasal gerilimler, ideolojik çatışmalar, silahlı eylemler ise devam ediyordu. Ordu, 12 Eylül 1980 yılında darbe yaparak yönetime el koyar. Meclis kapatılır. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi, ülke yönetiminde temel belirleyici yapı olur.

1980’li yıllarda serbest fiyat, serbest faiz ve serbest döviz politikalarına geçilmiştir. Bu gelişmeler, adım adım süreç içerisinde gerçekleştirilmiştir. 6 Kasım 1983 sonrasında Başbakan olan Turgut Özal, ihracata vergi iadesi uygulamasını yürürlüğe koyarak, yeni bir ihracat hamlesi başlatmayı hedefler. Bu uygulamayla ihracat gelirleri arttırılarak, ülkeye döviz kazandırılması amaçlanır. Politika başarılı da olur. 1980’li yıllarda ihracat ve ithalatta serbestleşmeye gidilir. Özellikle ithalat konusunda önemli değişiklikler gerçekleştirilir. 1980’li yıllarda ithal edilen ürünler kademeli olarak serbestleştirilir. KİT’lerin özelleştirilmesi ve devlete ait olan bazı tesislerin gelirlerinin satılması da ekonomi politikası olarak uygulanmıştır. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), 26 Aralık 1985’te kurulup 3 Ocak 1986 tarihinde faaliyete başladı. 1990 yılına geldiğinde ise Türkiye önemli bir değişim yaşamıştır. Küresel bir dünyanın parçası olunmuş, ithalat ve ihracattaki kısıtlamalar kalkmış, altyapı yatırımlarında önemli ilerlemeler sağlanmış, özel televizyonların kurulduğu ve zengin çeşitlilikte bir medyanın oluştuğu, yabancı sermaye yaygınlaşmıştır.

1991-2002 Dönemi Ekonomi Politikaları

1991-2002 döneminde yedi hükümet kurulmuştur. Bu durum siyasette istikrarsızlıklar anlamına gelmektedir. Bu dönem kurulan hükümetlerin iki önemli özelliği bulunmaktadır:

  1. Kurulan, koalisyon hükümetleri genelde farklı ideolojiye sahip partilerden oluşmaktadır. Bu bağlamda ortak bir ekonomi politikaları bulunmamaktadır.
  2. Gerek koalisyon gerekse dışarıdan destekle kurulan azınlık hükümetinin yönetme gücü zayıftır.

Bu dönemde enflasyon üç haneli rakamlara yükselir. KİT’ler büyük zararlar vermektedir. Faizler artmış, döviz darboğazı ortaya çıkmış, makro dengeler bozulmuştur. İthalat oranları ihracattan çok daha yüksektir. Bankacılık sisteminde önemli sorunlar yaşanmaktadır. Bütün bu etkenler nedeniyle 1994 yılında ekonomide büyük bir kriz ortaya çıkar. 1991 yılında seçilen Koalisyon Hükümeti döneminde, son 20 yılın en büyük ekonomik krizlerinden biri yaşanır. Kemal Derviş tarafından hazırlanan politika, Türk ekonomisi için sıkı ekonomik tedbirlerin de izlenmesini gerektirmekte, uluslararası finans kurumlarının da beklentileriyle uyum göstermektedir. Ekonomik tedbirler kamu harcamalarının kısılması, maaş ve ücret artışlarının sınırlanması, vergi artışları vb. siyasal maliyet doğurabilecek kararlar da içermektedir. Bunun sonucunda halk, yaşanan büyük ekonomik krizin faturasını iktidardaki üç partiye kesmiştir. 2002 yılında gerçekleşen genel seçimlerde hükümetteki üç parti de meclis dışında kalmıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında Ekonomi (2002-...)

AK Parti iktidara geldiği ilk dönem “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”nı uygulayacak ve uluslararası kurumlarla işbirliği içinde bir ekonomi politikası izleyecektir. Türkiye, çok uzun dönem IMF, Dünya Bankası vb. finans kurumlarıyla değişik anlaşmalar imzalayarak ve belirli dönemlerde ekonomiyle ilgili dış kurumlara bağımlı da hareket ederek ekonomi politikalarını yürütmüştür. Dış borçların yüksek olduğu ve yeni dış borç, yabancı kaynak desteği arandığında da Dünya Bankası ve IMF onayının önemli olduğu süreçlerde, IMF ve Dünya Bankası Türkiye’deki ekonomi politikalarını yönlendirir hâle gelmiştir. Ekonomi politikalarındaki başarılar, AK Parti’nin Cumhuriyet Dönemi’nde en uzun süre tek başına iktidar olmasında önemli rol oynadı. Günümüzde ekonomik alanda önemli bazı sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunlardan bazıları şunlardır:

  • Sanayiye ve hizmetlere dayalı büyümenin yavaşlaması,
  • İnşaat ve konut yapımına dayalı büyümeye ağırlık verilmesi,
  • İstihdam yaratacak sektörlerde yatırım sıkıntısı nedeniyle işsizliğin artması,
  • İç ve dış borçlanmadaki artış,
  • Cari açık (ithalatın ihracatı geçtiği durumlarda oluşan açık/dış ticaret açığı) artışı nedeniyle ekonominin kırılgan hâle gelmesidir.

Cumhuriyet’in ilanından 1980’li yıllara kadar devletin ağırlıkta olduğu/ baskın olduğu karma ekonomik sistem ön plana çıkarken, 1980’li yıllardan itibaren piyasanın belirleyici olduğu ekonomi politikaları öne çıkmaktadır. Bu süreçte Türkiye’de devlette ekonomide belirleyiciliğini korumaktadır. Bu bağlamda piyasanın ağırlıkta olduğu ama devletin/kamunun da ekonomide zaman zaman üretici fonksiyonlarda da bulunduğu karma ekonomi modeli günümüzde varlığını devam ettirmektedir.


Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email