aofsoru.com

Sosyal Hizmet Kuramları 1 Dersi 7. Ünite Özet

Sosyal Hizmet Uygulaması-I: Temel Yaklaşımlar

Giriş

Ortaya çıktığı zamandan bu yana, sosyal hizmet mesleği toplumsal yapı değişiklerinin ortaya çıkardığı dezavantajlı durumlardan etkilenen bireylerin bu durumlarla basa çıkabilmelerine yönelik stratejiler geliştirmeleri, kendi yaşamlarına yön verebilmeleri ve kendi yaşamları üzer- inde kontrol sahibi olabilmeleri yönünde birtakım uygulamalar gerçekleştirmektedir. Sosyal hizmet uzmanlarının uygulamaları o an bulunulan zamanın ve toplumun yapısal özelliklerine ve koşullara göre şekillenmektedir. Sosyal hizmet uzmanları 1960’lı yıllardan önce psikodinamik yaklaşımların etkisinde kalmıştır. 1960’lı yıllardan sonra ise bireyin sorunları ve gereksinimler değerlendirilirken çevresel unsurlar da dikkate alınmış ve sosyal hizmet uygulamalarında sistem ve ekolojik sistem yaklaşımları etkisini göstermeye başlamıştır. Bu bölümde sosyal hizmet uzmanlarının meslek uygulamalarda yararlandıkları yaklaşımlara yer verilecektir.

Sistem Yaklaşımı

1960’lı yıllarda sosyal hizmet müdahalelerindeki medikal model yerini “çevresi içinde birey’’ yaklaşımına bırakmaya başlamıştır. Sistem yaklaşımı, psikodinamik yaklaşımın yetersizliği ile gündeme gelmiştir ve “sosyal’’ e vurgu yapmaktadır (Payne, 1997). Sistem teorisi, insan veya toplum davranışlarının parçalarıyla ilgilenmekten ziyade “bütün’’ le ilgilenmektedir. Bir sistem, birbiriyle i- lişkili parçaların oluşturduğu bir bütündür.

Genel sistemler teorisine göre, sistemler ve alt sistemler arasındaki karşılıklı ilişkilerden dolayı sistem içeresindeki değişim herkesi çeşitli seklilerde etkileyecektir. Sistemler çeşitli seviyelerde ve pek çok biçimlerde bulunurlar: bir birey, bir aile, bir topluluk ve hatta evren gibi. İnsan; diğer alt sistemleri etkileyen bir alt sistemlerden ibaret olarak düşünülmüştür. Van Bertalanffy 1950’lerde sistem teorisini ilk kez sosyal bilimlere uyarlamıştır. 1960’lı yıllardan beri sosyal hizmet mesleği, insan davranışlarını değerlendirmede temel olarak sistem yaklaşımını kullanmaktadır. Sistem yaklaşımının sosyal hizmet uygulamalarına yansımaları Pincus ve Minahan’ın 1970’lerdek çalışmalarına dayanmaktadır.

Sistem Yaklaşımı ile İlgili Temel Kavramlar

Sistemler teorisinin net bir şekilde anlaşılması için teoride yaygın olarak kullanılan terimleri tanımlamak önemlidir. Bir sistem, tanımlanabilir sınırları ve etkileşim parçaları olan herhangi bir birimdir. Bu parçalar, fiziki; sosyal; ekonomik; veya sonsuz sayıda gerçek etkileşim içinde bağlı kavramlar, fiziksel varlıklar, ideolojiler ve teorilerden herhangi biri olabilir (Maguire, 2002). Sistem yaklaşımının temel kavramları, bütüncüllük, ilişki ve dengedir. Bu kavramlar birbirleriyle ilişkilidir. Odak sistem, müracaatçı ve sosyal hizmet uzmanlarını ilgisini çeken düzeylerdir. İlgilenilecek olan sistem veya alt sistemlerin belirlenmesine yardımcı olur.

Sınır, bir sistemin ya da alt sistemin sonlandığı ve başka bir sistem ya da alt sistemin başladığı yeri tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.

Amaç, bir sistemin varlık nedendir. Amaç sistemlerin yönelimlerin ve önceliklerin belirlemesine yardımcı olur. Sistemin gelişim boyutu değişme süreci le ilgilidir. Tüm sistemler gelişim aşamalarından geçerler. Durum bu şekilde olmazsa sistem kendi var olan enerjisini kullanamaz ve işlevlerini yerine getiremez. Sonuçta entropi durumu gerçekleşir. Negatif entropi ise enerjinin veremli bir şeklide kullanılması ve sistemin çevresinden yeni enerji alması anlamına gelir. Gelişim süreklidir ve sistemler sürekli değişirler.

Sistem yaklaşımı parçalar arasındaki etkileşim ve diğer parçalar arasındaki ilişkiye odaklanır. Yapısal olarak her sistem bir alt sistemden oluşur, aynı zamanda kendisi de bir alt sistemin parçasıdır.

Sistemin kuralları ve normları vardır. Kurallar, insanların tutumlarına, inançlarına, duygularına, görünümlerine ve beklenen, izin verilen ve yasaklanan davranışlarına rehberlik eder ve onları belirler. Kurallara uyanlar ödüllendiler, uymayanlar se cezalandırılır. Normlar, davranışları ve görünümü düzenler ve bu yolla bir sosyal sistem ya da durumu bir diğerinden ayırmaya yardımcı olan fark edilebilir kalıplar oluşturur, içtekileri ve dıştakileri ayıran sınırların tanımlanmasına ve sürdürülmesine yardımcı olur.

İnsanlar kültürlerindeki kuralları içselleştirme eğilimindedir, bu nedenle bir sistemden başka bir sisteme hareket ettiğinde bu kuralları yanlarında taşır.

İletişim: Sosyal sistemlerdeki üyeler, bilgi alışverişi için çeşitli yollara ve araçlara gereksinim duyar. iletişim düşünceler, duyguları ve bilgiyi ifade etmek ve anlamak için kullanılan her türlü sözel, sözel olmayan ve teknolojik süreçler ifade etmektedir.

Örgütler, ödül için para ya da unvan verir, cezalandırmak için de belirli bir statü ve konumu ger alır. Toplumlar istenmeyen davranışları kontrol etmek için sansür uygulayabilir, para cezası verebilir ve cezaevine gönderebilir.

Güç, yasamın her yanının bir parçasıdır ve gücün incelenmese sosyal sistemlerde ana süreçtir. Farklı güç türler vardır. Bu sistemler küçük sistemlerin büyüme ve güçlenme fırsatlarına ulaşmasını sağlayabilir ya da engelleyebilir. Güç, çeşitli büyüklükteki sistemler arasındaki ilişkiyi analiz etmek için anahtar bir kavramdır.

Yaşayan sistemler hedeflerine erişmek ve yaşamlarını sürdürebilmek için bilgi, enerji ve kaynakları işlemek zorundadır (Maguire, 2002). Sosyal hizmet uzmanları sistemik işlemleri ele alırken girdi, akım, çıktı ve ger bildirimler dikkate almalıdır.

Girdi, diğer sistemlerden alınan enerji, bilgi ya da iletişim akısıdır ve sisteme etki eden herhangi bir dışsal olaya, bilgeye ve enerjiye karşılık gelmektedir.

Çıktı ise bir sistemden çevreye ya da diğer sistemlere yayılan enerji, bilgi ya da iletişimdir.

Bir sistemin çıktısı, girdiyi hızlandırıyorsa o sistemin dengesi tehdit altındadır. Bir başka ifadeyle, çıkan enerji miktarı gren enerji miktarından daha fazla ise aile sisteminde gerilim ortaya çıkabilir ve ailenin işlevselliği bozulabilir.

Sosyal hizmet mesleği birey, aile, grup ve topluluk gibi sistemler ve bu sistemler arasındaki etkileşime odaklanır. Sistem yaklaşımı, sistemlerin işleyişin, sistemler arasındaki bilgi alışıverişinin ve işlevsizlik durumundaki sistemler sosyal hizmet uzmanlarının bütüncül bir şeklide değerlendirebilmesi için bir bakış sağlar.

Bireyin yaşamında sistemler oldukça önemli bir etkiye sahiptir. Bireyin yaşamında önemli bir etkiye sahip üç tür sistem bulunmaktadır. Bunlar;

  1. Arkadaş, aile ve komsulardan oluşan doğal sistemler
  2. Meslek ve toplum örgütler gibi formel sistemler
  3. Hükümet, hastane ve okul gibi toplumsal sistemlerdir (Pincus ve Minahan, 1973).

Sistem yaklaşımı, birey ve içinde bulunduğu durumu bir bütün olarak ele alıp değerlendirmeye yardımcı olmaktadır.

Ekolojik Sistem Yaklaşımı

German ve Gitterman’ın sosyal hizmet uygulaması olan “yaşam model” ekolojik sistem yaklaşımının formülüdür. Ekolojik sistem yaklaşımı, genel sistem kuramının bir parçasıdır. Ekolojik yaklaşım, bireyler ve çevreler arasındaki etkileşimin doğasını anlamayı vurgular.

1930’lu yıllarda sosyal hizmet mesleğinde psikodinamik kuramların etkisi ağırlıklı olarak görülmüştür. Freud tarafından geliştirilen medikal modelde müracaatçı hasta olarak nitelendirilir ve bireyin sorunları değerlendirilirken çevre faktörü göz önünde bulundurulmaz. Medikal model 1960’lı yıllara kadar etkilerini sürdürmüş ve bu yıllarda medikal model sorgulanmaya başlanmıştır.

Ekolojik yaklaşım, doğa bilimlerinden uyarlanarak insan davranışını açıklamaya çalışmaktadır. Ekolojik sistem yaklaşımı sistem yaklaşımını kabul eder ancak insanlar ve etkileşimde bulunduğu sistemleri tanımlarken ekolojik perspektiften yararlanır.

Çevresi İçinde Birey

Ekolojik yaklaşım, bireyi, içinde bulunduğu çevre ile birlikte değerlendiren ve ele alan bir yaklaşımdır. Ekolojik yaklaşım çevresi içinde birey vurgusu yapmaktadır. Çevresi içende birey vurgusuna göre, bireyler çok sayıda sistemle etkileşim içeresindedirler.

Ekolojik yaklaşıma göre insan ile çevrenin özellikleri birbirleriyle uyum içinde olmalıdır. Sorun olarak değerlendirilen bir uyumsuzluğun ortadan kaldırılması için bireyin işlevlerini tanımlamaya imkân veren davranışları, bireyin içinde yasadığı çevre ve bireyin sorun tanımlaması olmak üzere konunun detaylandırılması gerekmektedir.

Çevre ile etkileşim, bireyin gelişmesi ve yeteneklerini kullanması bakımından ona fırsatlar oluşturduğu gibi engelleyici de olabilir.

Bireylere ilişkin değerlendirilecek konular su şekilde ele alınabilir:

  • Bireyin gelişim dönemleri, ego işlevleri, kişilik özellikleri, sorun çözme biçimi ve başarılı olduğu durumlar,
  • Aile yaşamında yer alan gelişim dönemleri, karşılaşılan güçlükler, sorun çözme biçimi, başarılan ve başarılamayan hususlar,
  • Ana-babanın kişilik özellikleri, evlilik ilişkileri, çocuklarıyla ilişkileri ile bu konudaki görevlerini yerine getirme biçimleri,
  • Aile sistemindeki iletişim biçimleri, roller, yetki paylaşımı, aile içi kurallar, sınırlar, gereksinmeleri karşılama ve sorun çözme biçimi,
  • Bireyin dahil olduğu diğer sistemlerin özellikleri,
  • Bireyin ve ailenin yaşadığı sosyal çevrenin özellikleri, sosyal değerler, rol beklentiler ve çevrede mevcut olan hizmet ve kaynakların değerlendirilmesi gerekir (Turan, 2009).

Sosyal hizmet uygulamalarında temel hedef, bireyin ve onun refahıdır. Ekolojik yaklaşım ve sistem yaklaşımı ile sosyal hizmet uygulamalarında bireyin sorunu çözülürken, çevresel faktörler ve sisteminin etkisi hep göz önünde bulundurulur (Duyan, 2010).

Ekolojik Değerlendirme

Ekolojik model, sosyal hizmet uzmanlarının bireyi çevresi içinde bir bütün olarak değerlendirmesine ve inceleme yapmasına olanak sağlamaktadır. Her birey fiziksel, duyuşsal, bilişsel, tinsel ve sosyal boyutlarda olmak üzere yedi ekolojik düzeyin her birinde değerlendirilir. Bu düzeylerin her biri birbiriyle ilişkilidir.

Sosyal hizmet uzmanlarının ekolojik değerlendirmede göz önünde bulundurması gereken düzeyler su şekilde belertilmektedir (Derezotes, 2000)

  • Biogenetik faktörler
  • Ailevi faktörler
  • Kültürel faktörler
  • Çevresel faktörler
  • Öz bakım kalıpları
  • Gelişim ve sağlığın güncel göstergeleri

Ekolojik yaklaşım sosyal hizmette; insanın çevre ile olan etkileşimine vurgu yapması, insanların farklı durumlar karsısında uyum sağlamasına yarayacak davranışları belirlemesi, insanların fiziksel ve sosyal çevreler ile yasadıkları sosyal grupların etkisini açıklaması, genelci uygulama için bilgi temel oluşturması ve insan sistemin açıklaması ve kavramsallaştırması gibi nedenlerle benimsenmiştir.

Ekolojik Kavramlar

Kirst-Ashman ve Hull (1999) ekolojik kavramları su şekilde tanımlamışlardır: Sistem, belli bir işlevi yerine getirmek üzere bir araya gelmiş etkileşim içindeki elemanlar kümesedir. Birey de bir sistemdir ve dolayısıyla yaşamını devam ettirebilmesi için diğer sistemlerle etki- leşim içinde olması gerekmektedir. Aileler, gruplar, kuruluşlar, eğitim sistem sosyal sistemlere örnek olarak gösterilebilir. Sosyal çevre, insanı çevreleyen koşulları, durumları ve insan etkileşimler kapsamaktadır. Sosyal çevreyi akraba, aile, arkadaş, komsu ve iş yerindeki - ilişkiler oluşturur. Enerji, birey ve çevresi arasındaki aktif katılım yoluyla ortaya çıkar. Enerji, girdi ya da çıktı biçiminde olabilir. Girdi, insanın yaşamına giren ve bu yasama ilave katan bir tür enerjidir. Çıktı ise, insanların yaşamından çıkan ve onlardan ayrılan bir tür enerjidir.

Kesişme, birey ve çevresi arasındaki etkileşimin yer aldığı esas noktadır.

Sistem ve Ekolojik Sistem Arasındaki Benzerlikler

Sistem ve ekolojik sistem yaklaşımları sistemleri vurgular ve sistemler arasındaki etkileşimlere odaklanır,

  • Girdi ve çıktı gibi birtakım terimleri benzerlik gösterir,
  • Her iki yaklaşım da sosyal hizmet uzmanlarının dünyaya bakışında onlara bakış açısı sağlar,
  • Her iki yaklaşım da insanlar ve diğer sistemler arasındaki etkileşimin gelişmesine yardımcı olurlar,
  • Genelci uygulama için yararlı bir çerçeve sağlar (Baykara Acar ve Acar, 2002).

Sistem ve Ekolojik Sistem Yaklaşımı Arasındaki Farklılıklar

Ekolojik yaklaşım, yaşayan dinamik etkileşimlerle ilgilidir; vurgu aktif katılımdadır. Bununla birlikte sistem kuramı se daha geniş bir perspektife sahiptir; cansız varlıkları da kapsar.

Her iki yaklaşım arasındaki bir diğer fark ise terimlerdeki vurgudur. Ekolojik yaklaşım birey ve çevrenin buluştuğu noktaya odaklanır. Sistem yaklaşımı se bir sistemdeki alt sistemlerin sınırlarını ve bir sistemdeki dengenin sürekliğini vurgular (Baykara Acar ve Acar, 2002).

Güçlendirme Yaklaşımı

Güçlendirme yaklaşımı Solomon öncülüğünde ortaya çıkan bir yaklaşımdır. Uzunca bir süre sosyal hizmet mesleği müracaatçıların işlevsel olmayan yönlerine odaklanmıştır. Güçlendirme yaklaşımı, problemlerden ziyade bireyin güçlerine ve güçlü yönlerine odaklanmaktadır. Güçlendirme, güç kökünden gelmektedir. Kelime anlamı, var olan bir şey bir durumu daha güçlü hâle getirmektir. Bu kavram sosyal bilimlerde daha derin bir anlam ifade etmektedir. Güçlendirme, insanların, örgütlerin veya toplumların kendi yaşamları üzerinde kontrol sahibi olabilmeleri olarak tanımlanmaktadır.

Güçlendirme İlkeleri

Tüm dünyada adaletsizlik ve yoksulluktan kaynaklanan sorunların artması, bireylerin güçsüzlük duygusu yasamalarına neden olmaktadır. Bir başka deyişle sosyal hizmet mesleği, bireyin kendi yasamı üzerinde kontrol sahibi olmasını ve güç hissini geliştirmesine yardımcı olmayı amaçlamaktadır (Sheafor ve Horejsi, 2003). Bireylerin kendilerinde potansiyel olarak var olan güçlerin ortaya çıkarılması için bir rehbere ihtiyaç vardır. Güçlendirme yaklaşımındaki temel ilke sosyal hizmet uzmanlarının müracaatçılarla işbirliği içinde çalışmaları, her bireyin güçler olduğunun farkına varmaları, müracaatçıların güç ve sorumluluğu paylaşma yollarını bulmalarıdır.

Güçlendirme Yaklaşımının Boyutları

Sosyal hizmet uzmanları uygulamalarında müracaatçıların güçlerin dikkate almalılardır ve onların güçlerine odaklanarak karşılaştıkları güçlüklerin üstesinden gelmelerine yardımcı olmalılardır. Bir kavram olarak güçlendirmenin kişisel, kişilerarası ve sosyo-politik olmak üzere üç boyutu bulunmaktadır.

Kişisel güç, bireylerin kentlerini algılayış sekliyle ilgilidir.

Kişilerarası güç, insanların diğer insanlarla ilişiklerindeki statüsünü belirleme bakımından son derece önemledir Sosyo-politik güç çerçevesinde güçsüzlük, baskı ve kurbanı suçlama gibi kavramlar ön plana çıkmaktadır.

Güçlendirme Müdahalesi

Değerlendirme, sorun ve hedeflenen amaç ile ilgili olarak müracaatçı le birlikte yapılan bir eylemdir. Güçlendirme uygulaması karşılaşılan sorunun kişisel, kişilerarası ve politik boyutları ile ilgili faktörler dikkate alarak yürütülmektedir. Güçlendirme uygulamasında müracaatçı ve sosyal hizmet uzmanı diyalektik bir sürece girer ve bu süreçte sorunu formüle etmek, sorunu daha y anlamak için yapılacak eylemler gözden geçirmek ve stratejiler planlamak için bir ortak gibi hareket eder.

Sosyal hizmet uzmanları, müracaatçıların kentlerini güçsüz hissetmesine neden olan faktörler değerlendirebilmesine, bu doğrultuda öğrenme seçeneklerini geliştirmense ve gücünü kazanmaya yarayacak kaynakları keşfedebilmesine de yardımcı olmalıdır.

Baskı Karşıtı Uygulamalar ve Radikal Yaklaşım

Sosyal hizmette baskı karşıtı uygulamanın genel çerçevesini kapsamlı bir şekilde ortaya koyan Darymple be Burke’dr. Sosyal hizmet mesleğinde baskı karşıtı uygulama, her türlü eşitsizliğe meydan okumaktadır. Baskı karşıtı uygulama özgürleştirici yaklaşımlardan birdir (Payne, 1997). Baskı karşıtı uygulamalar, baskı altındaki müracaatçıların özgürleşmesini amaçlayan radikal, yapısal, ırkçılık karşıtı gibi birtakım sosyal hizmet yaklaşımlarını içine alan bir uygulama çerçevesidir. Radikal kelimesi, büyük ve köklü değişiklikler içeren her türlü şey anlamına gelmektedir. Sosyalist görüşler bu yıllarda sosyal hizmet etkilemiştir (Payne, 1997):

  • Sosyalist görüş, bireylerin yaşamlarında var olan sorunların bireyin kendisinden kaynaklanmadığını; sosyal ve yapısal olduğunu kabul etmektedir.
  • Bu görüşe göre eşitsizlik toplumun bir parçası değildir ve eşitsizliği gidermenin yolu sosyal eylemdir.
  • Bu düşünceye göre değişmenin odağı, politik aksiyon ve sosyal değişimdir.
  • Sadece önemli sosyal değişmeler kapitalizmden kaynaklanan problemleri çözebilir.
  • Rojek sosyal hizmetin Marksist bakış açısını ilerici, üretken ve çatışan pozisyon olarak üçe ayırmaktadır:
    • İlerici pozisyon: Sosyal hizmet uzmanı aynı zamanda değişim ajanıdır ve toplumda değişim yaratmak ve bilinç yükseltmek gibi roller vardır.
    • Üretken pozisyon: Sosyal hizmet bir sınıf kontrolü aracıdır.
    • Çatışan pozisyon: Sosyal hizmet uzmanı hem bir toplum ajanı hem de çatışan sınıfa bilgi aktaran konumundadır (akt. Payne, 1997).

Uzun yıllar sosyal sorunlar psikolojik nedenlerle bağdaştırılmıştır. Bu durum se bireyin suçlanmasına neden olmuştur.

Sosyal Hizmet Mesleğinde Baskı Karşıttı ve Radikal Yansımalar

1930’lu yıllarda ortaya çıkan büyük buhran sonucunda bireylerin sorunlarının sadece bireyin kendisinden kaynaklanmadığı, çevresel faktörlerin de etkili olduğu görüsü etkisini göstermeye başlamıştır. Dominelli (2002) baskı karşıtı uygulamayı “müracaatçılarla birlikte yürütülen toplumsal sınıfları ve yapısal eşitsizlikleri vurgulayan bir sosyal hizmet formu’’ olarak tanımlamaktadır. Sosyal hizmet mesleği baskı karşıtı uygulamalar yaparken sosyal adaletin sağlanması için devletin içinde ve bazen de devletin karsısında bir duruş sergilemektedir. Baskı karşıtı uygulama, sosyal hizmet uygulamalarının müracaatçı adına yapılmasının müracaatçıyı güçsüzleştireceğine olan inançla, mümkün olduğunca bundan kaçınmak gerektiğini savunmaktadır.

Çatışma Yaklaşımı

Çatışma fikri en genel anlamı ile ilk olarak Karl Marx’ta görülmektedir. Marx, toplumsal örgütlenmenin üretim ve mülkiyet ilişkilerine dayanmakta olduğunu ifade etmektedir. Marx’a göre, dünya tarihin başlangıcı özel mülkiyet ve bunlarla birlikte sınıflar çelişkisi bulunmayan bir cağ vardır ki bu da ilkel komünizmdir. Marx, komünist toplumda devlet, sınır, sınıf ve mülkiyetin olmayacağını belirtmiştir. Çatışma teorisi toplumların tarihsel süreç - içerisinde bir çatışma içinde olduğu ve toplumsal düzenin de bu çatışmanın sonucu olduğu düşüncesinden yola çıkar. Çatışmalar insan hayatının doğal bir parçasıdır. Sürekli devam eden çatışmanın bir sonucu olarak sosyal değişim toplumların geleceğini etkilemektedir.

Ralph Dahrendorf ve Çatışma Yaklaşımı

Toplum, çatışma kuramına göre, ahenkli parçalardan değil çatışma hâlindeki parçalardan meydana gelmiştir. Değişmenin dinamiği de bu parçalar arasındaki çatışmada yatar. Dahrendorf, toplumun uyumlu ve bütünleşmiş bir yapı özelliği taşıdığını ileri sürenlere karsı, toplumun berberleriyle çatışan birim ve unsurlardan kurulu olduğunu ve sosyal deşmenin çatışan unsurların itici gücü le ortaya çıktığını ileri sürmektedir. Çatışma yaklaşımının katkısı toplumsal değişme yönünden güç ve yönetme kavramlarının ortaya konulmasıdır.

Yaklaşımlara Örnek Teşkil Edebilecek Bir Vaka Örneği

Görüş: Benim İlk İzlenimlerim

Bu benim yen durumlar altında gittiğim ilk seyahatti. MSW derecem kazandıktan sonra Amerikan yerlileri arasında yaşamaya geldim ve o zamandan beri sosyal hizmet uygulamaları yapıyorum.

Çevre Haritası Çıkarma

Ofislerin bulunduğu yeri tahmin etmek zor olmadı. Arabamı park ettim ve yürümeye başladım bu esnada çevredeki insanlar bana bakıyorlardı.

İlk Vakam

İlk vaka bana gönderildi. Eş istismarı şüphesiyle gözaltına alınan 27 yaşındaki bir kişi0 John Red Fox. Rapor, Fox’un alkol kullandığını ve eşini tehdit ettiğini içeriyordu. John öncelikle alkol tedavisi için hastaneye gönderildi. John 27 yasında ve 14 yasında liseden ayrılmış. O ve es Mary (22 yasında), 3 çocuğa sahip. John ve Mary evlilikler için periyodik olarak bir danışmanlık hizmet almışlar. Öncelikle kendimi tanıttım. Beni karşılayan kadın Mary’i görmek istediğimi anladı. Mary, John ile evlilikte problemler yaşadıklarından bahsetti. Mary çocukken üvey kardeşinin istismarına maruz kalmış; ayrıca üvey babasının da fiziksel ve cinsel istismarı söz konusu.

Değerlendirme

Görüşmeden edindiğim bilgeler ışığında, önceliklerim ve müdahale plan ve stratejilerimi belirledim. Red Fox ailesinin birçok problemle karşı karşıya olduğu çok açıktı.

Red Fox ailesinde farklı bileşenler çözmeye karar verdim. Öncelikle olarak aşağıda verdiğim problemler tanımladım:

  1. John’un alkol problem ve Mary’e karsı olan tehditkâr davranışları ve çocukların durumu,
  2. Mary’nin alkol problem, Mary’nin çocukken karşılaştığı cinsel ve fiziksel istismar,
  3. İşsizliğin aileyi yoksulluğun eşiğine getirmesi,
  4. Fetal alkol sendromu, fiziksel ve cinsel istismardan dolayı çocukların davranışları ile ilgili özel durumlar var. Çocuklar hiperaktif ve öğrenme güçlükler olabilir,
  5. Alenin, iş bulma, eğitim gibi hizmetlere ulaşma yeteneği sınırlı. Kaldıkları yerin uzaklığı ve ulaşım imkânlarından yoksun olma, izole olmalarına neden olmaktadır.

Amaçları Planlama

Ofisimde otururken Red Fox ailense nasıl ulaşabileceğimi düşündüm. John ve Mary le daha önce bir çalışma yapılmıştı fakat bu yapılan çalışmalar iyi bir netice vermemişti. Öncellikle çocuklara ulaşabilmeyi düşsündüm. Kuruma geldiğim hafta sunum yapan bir memuru hatırladım. Sunum yapan birkaç kişiyle iletişime geçtim ve çalışmamı daha bütüncül bir alanda pekiştirmek istedim.

Müdahale

Bu programa ailenin yaklaşımının nasıl olabileceğini düşsündüm. Ben, John ve Mary’nn bu planlama sürecine katılmaya haklarının olduğunu düşündüm. Kamp programına bu üç çocuğu dahil etmek için çocukların okullarına da sorup okul sistemin de dahil etmeyi düşündüm. John ve Mary’nin programa katılımlarını güçlendirmek için çocuklar hakkında onlarla görüştüm. Mary, John ve çocuklar yaz boyunca bu aktivitelere katıldı. Emin olmamakla beraber John ve Mary’nin evleklerindeki anlaşmazlıklara ilişkin bir gösterge kalmamıştı.

Değerlendirme

Bu aileyle çalışma süreci boyunca, başarıyı neyin oluşturduğunu tanımlamaya çalıştım. Ailenin çabalarını, geçmişte uygulanan tedavi stratejilerini ve kendi çabalarımı değerlendirdim. Bu çalışma olumlu olarak sonuçlandı. John ve Mary katılımlarını sürdürdüler. John sorumluluk duygusu kazanmak ve dürüst bir insan olmak - için çabaladı. Mary kış ayları boyunca da çalışmalarını sürdürdü. Mary birçok geleneksel dans için güzel kostümler üretme amacıyla birkaç ebeveyn ve çocuk ile çalışmalar yaptı. John ve Mary yarım kalan eğimlerine de devam ettiler ve yüksekokula başladılar.

Çalışmalar çok zordu fakat onlar eğitmenlerinden iyi bir destek aldılar. Çocuklar da bu yıl okulda daha az problem yaşadılar fakat dikkat ve gözlemin devam etmesi gerekecek. Ben bu çalışmada birkaç ilgi çekici değişkenle karşılaştım:

  • Bu yerdeki hizmet alanlarını saptama,
  • Geleneksel ve geleneksel olmayan müdahaleleri kullanma,
  • İnsanların yaşamlarının spiritüel yönlerine müdahale etme ve bunları değerlendirme,
  • Bütüncül bir anlayış geliştirme.

Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email