aofsoru.com

Kamu Yönetimi Dersi 2. Ünite Özet

Yönetim İlkeleri

Giriş

Kamu yönetiminin örgütlenişi, isleyişi ve sorumluluğuna ilişkin ilke ve kurallar yönetim ilkeleri olarak adlandırılır. 1980 yılının başından itibaren iki temel değişiklik dikkatimizi çekmektedir. Birinci değişiklik, kamu yönetiminin performansı ile ilgilidir. Kamu yönetiminde görülen verimsizlik, hantallık, israf, kırtasiyecilik, ihtiyaca uygun hizmet sunmama gibi olumsuzluklar, kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmuştur ve hâlen olmaktadır. İkinci değişiklik, kamu yönetiminin sorumluluk anlayışıyla ilgilidir. Kamusal yetkilerin ve kaynaklarının kullanımında zaman zaman yaşanan olumsuzluklar ve kötü yönetim uygulamaları, kamu yönetiminin toplumla ilişkilerinin gözden geçirilmesi ve yeniden yapılanması sonucunu doğurmuştur. Kamu yönetiminin topluma karşı daha çok sorumluluk anlayışı içinde çalışması, hesap vermesi, kamu yararını gözetmesi, şeffaf ve dürüst olması, vatandaş merkezli bir politika izlemesi istenmektedir.

Kamu Yönetimine Egemen Olan İlkeler

Kamu yönetiminin ilkeleri denildiğinde örgütlenme, planlama, bütçeleme, karar verme, yönlendirme, koordinasyon ve denetim gibi yönetim surecinin geleneksel ilkeleri yanında hesap verebilirlik, saydamlık, katılımcılık, etkinlik ve verimlilik, yasallık ve tarafsızlık gibi yönetimin isleyişi, performansı ve sorumluluğu ile ilgili ilkelerin tümüdür. Kamu yönetimine ilişkin ilkelerin bir kısmı örgütlenme, bir kısmı da kamu yönetiminin isleyişi ve sorumluğuyla ilgilidir. Kamu yönetiminde örgütlenme, kamu hizmetleri için gerekli olan araç ve kaynakları bir düzende toplamak, yetki, görev ve sorumlulukları belirleyerek bir yapı oluşturmak demektir. Bunun için önce amaçlar belirlenir. Daha sonra yetki ve görevler sayılır. Bunları yerine getirecek organlar, birimler, makamlar ve kaynaklar tanımlanır. Her devlet, merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkelerini şekillendirirken sosyal, ekonomik, kültürel, siyasi ve tarihî şartlarını dikkate almakta ve bunlara bağlı yapılanmaya gitmektedir.

Merkezden Yönetim; Tanımı, Çeşitleri ve Özellikleri

Kamu hizmetleri, “genel” ve “yerel” nitelikte olmak üzere ikiye ayrılabilir. Faydası ülke geneline yayılmış¸ ve bu ölçekte bölünemez olan hizmetlere genel kamu hizmetleri denilir. Ulusal güvenlik, diplomasi, ekonomi ve mali politikalar, çevre, eğitim ve sağlık politikaları gibi hizmetler, merkezden yönetime göre örgütlenir. Merkezden yönetim, birlik ve bütünlüğü sağlamak amacıyla belirli bazı hizmetlere ilişkin karar ve faaliyetlerin merkezî hükûmet ve onun hiyerarşik yapısı içinde yer alan örgütlerce yürütülmesi demektir. Merkezden yönetim ilkesi, siyasi ve idari olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Siyasi merkeziyetçiliğe göre örgütlenmiş¸ devlete “üniter devlet” denilir. Türkiye, Fransa ve Japonya üniter devlet biçimine birer örnektir. İdari bakımdan merkezden yönetim ise daha dar bir anlamı ifade eder. Kamu hizmetlerine ilişkin politikaların belirlenmesi ve kararların alınması yetkisi merkezî organlarda toplandığı gibi bunların yürütülmesine ilişkin inisiyatif de bu organların elindedir.

Merkezden Yönetimin Özellikleri; İdari merkezden yönetimin özellikleri şöyle özetlenebilir: Kamu hizmetlerine ilişkin politika belirleme, karar alma ve yürütme yetkisi merkezî bir organın ya da organların elinde toplanmıştır. Böylece kamusal mal ve hizmetler, başkentteki bir organ tarafından planlanmakta ve yönetilmektedir. Merkezî organ, söz konusu hizmetlere ilişkin faaliyetleri bölge veya il düzeyindeki kuruluşları aracılığıyla yürütür. Merkezî yönetimin kendi hiyerarşik yapısı içinde taşra kuruluşu/kuruluşları vardır. Bu kuruluşların görevleri, merkezden gelen emir ve talimatları uygulamaktır. Kamu hizmetlerinin finansmanı ve harcamaların yapılmasına ilişkin işler merkezden yönetilir. Merkezî yönetim birimlerinde görev alacak personelin atanması işlemi, merkez tarafından yürütülür.

Merkezden Yönetimin Yararları; Merkezden yönetim ilkesi, bütün ülkelerde çeşitli alanlarda uygulandığına göre bazı hizmetlerin yürütülmesinde önemli birtakım avantajlara sahiptir.

  1. Merkezden yönetim, merkezî hükûmetin siyasi ve idari bakımdan güçlenmesine imkân sağlar ve yönetimde birlik ve bütünlüğün gerçekleşmesine yardımcı olur.
  2. Merkezden yönetim, ekonomik ve sosyal kalkınmanın bölgeler arasında dengeli bir şekilde yürütülmesini ve kamu hizmetlerinin belirli bir standartta ülke düzeyinde sunulmasını sağlayabilir.
  3. Merkezden yönetimde idarenin tarafsızlığı daha fazla temin edilebilir. Kamu görevlilerinin bölgesel etkiler altında kalmadan merkezin denetim ve gözetimi altın- da tarafsız hizmet yürütmeleri gerçekleştirilebilir.
  4. Merkezden yönetim, ülke düzeyinde kaynakların daha rasyonel ve planlı kullanılmasıyla hizmet maliyetlerinin düşmesini sağlayabilir.
  5. Milli savunma ve diplomasi gibi hizmetler, yerinden yönetime göre örgütlenemez. Bunların faydası ülke geneline yayılmıştır ve bölünemez niteliktedir.

Merkezden Yönetimin Sakıncaları; Kamu hizmetlerinin kararlaştırılması, planlanması ve yürütülmesi konularına ilişkin yetki ve sorumlulukların aşırı bir şekilde merkezîleştirilmesi önemli bazı sorunları ve sakıncaları beraberinde getirir.

  1. Merkezden yönetim, kamu hizmetlerinde gecikmeye ve kırtasiyeciliğe neden olabilir. Karar alma yetkisi merkezde toplandığı için alınan kararların ilgili birimlere aktarılması ve bunların izlenmesi sureci, idari katmanları ve işlemleri artırır.
  2. Merkezden yönetim, hizmetlerin yerel ihtiyaçlara uygun olmaması sonucunu doğurabilir.
  3. Taşrada görev yapan memurlara kendi alanlarında fazla bir inisiyatif tanınmaz.
  4. Merkezî yönetimin, günlük ve rutin islerin içine girmesi, aşırı derecede hizmetle yükümlü olması sonucunu doğurur. Merkezî yönetimin hizmet yükünün artması, temel fonksiyonların yürütülmesine engel olur, etkinliği azalabilir, hantallık artabilir.
  5. Merkezden yönetim, halkın kamu hizmetlerine karşı ilgisini ve katılımını azaltabilir. Halk kendini ilgilendiren konularda görüşü alınmadığından pasif kalmakta ve giderek her şeyi merkezî yönetimden ve dolayısıyla devletten bekler hâle gelmektedir.

Merkezden yönetimin yumuşatılmış¸ bir biçimidir. Bu sistemde merkezî yönetimin, karar alma ve yürütmeye ilişkin bazı yetkileri, kendi hiyerarşik yapısı içinde yer alan alt birimlerin başındaki yöneticilere kanunla aktarılmaktadır. Yetki genişliği sayesinde merkezî örgütlerin iş yükünün bir kısmı alt birimlere ve başkent dışındaki kuruluşlara aktarılmaktadır. Etki genişliği, merkezî yönetimin üstlendiği fonksiyonların daha verimli ve etkin bir şekilde yürütülmesi amacıyla geliştirilmiştir. Bu yetki sayesinde taşradaki yöneticiler, hizmetlerin verimli ve etkin yürütülmesi amacı çerçevesinde yerel sorunların çözümü konusunda mahalli şartları dikkate alarak esnek bir uygulama gerçekleştirir. Çünkü merkezî yönetimin taşıra yöneticileri, yerel şartları daha iyi tanıma üstünlüğüne sahiptir. Yetki genişliğine sahip yönetici, merkezî yönetimin hiyerarşik yapısı içinde yer alır.

Yetki Devri ve İmza Yetkisi; Yetkinin kimin tarafından kullanılacağı da yine yasalarda belirtilir. Yöneticiler, ne türden ve hangi konuda bir yetkiyle donatılmışlarsa ancak onu kullanabilir. Bakan, genel müdür, vali ve belediye başkanı gibi yöneticiler, sınırlarını yazılı olarak açıkça belirlemek şartıyla yetkilerinden bir kısmını yardımcılarına ya da diğer astlarına devredebilirler. Yetki devrinde yasalar, bazen hangi konuda ve ne tür yetkilerin hangi makamlara devredilebileceğini belirtir. Yetki devrinde esas yetkinin sahibi her zaman yetkisini geri alabilir. Yetki devri işlemi ile karar alma ve buna ilişkin sorumluluk, yetki devredilene geçmektedir

Yerinden Yönetim: Tanımı, Çeşitleri ve Özellikleri

Siyasi Yerinden Yönetim; Siyasi yerinden yönetim, siyasi gücün merkezî yönetim ile bölgesel yönetim üniteleri arasında bölüşümüdür. Bu sistemde siyasi otorite merkezde toplanmamış¸, çeşitli birimler arasında paylaşılmıştır. Siyasi yerinden yönetim ilkesiyle ortaya çıkan il, cumhuriyet, kanton ve eyalet gibi bölgesel Yönetim üniteleri, egemenliğin bir parçasına sahiptir. Bölgesel yönetim ünitelerine yasama ve yürütme konularında bazı yetkiler verilmektedir. Siyasi yerinden yönetim, federal devlet sistemini ortaya çıkarmıştır. Federalizm , üniter devlet sisteminden farklı ve onun zıddı bir siyasi sistemi temsil eder. Üniter devlet sisteminde vatandaşlarla ulusal parlamento arasına giren egemenlik gücüne sahip başka birimler bulunmamaktadır. Federalizmin örgütsel ifadesi çok merkezliliktir. Eyaletler de merkezî hükûmet gibi, anayasal çerçevede otoritesini doğrudan halktan alır. Eyaletler, yapısal olarak merkezî hükûmetin müdahalesine karşı korunmuştur.

İdari Yerinden Yönetim; İdari yerinden yönetim, yerel nitelikteki kamu hizmetleriyle iktisadi, ticari, kültürel ve teknik bazı fonksiyonların merkezî yönetimin hiyerarşik yapısı dışındaki kamu tüzel kişiliklerince yürütülmesidir. Bu kamu tüzel kişileri ya belli bir coğrafi bölgede yaşayan halkı ya da eğitim, ticaret, sanayi, kültür gibi belirli bazı hizmetleri temsil ederler.

Yerinden Yönetimin Temel Özellikleri

  1. İdari yerinden yönetim ilkesiyle ortaya çıkan kuruluşlar, özerk bir statüye sahiptirler. Özerklik, ilgili kuruluşun yasalarla belirlenen çerçevede idari ve mali alanda serbest hareket edebilmesidir. Ancak özerklik, bağımsızlık ve dokunulmazlık anlamına gelmez.
  2. Merkezden yönetimde, hizmetten yararlananlar, hizmete ilişkin konulardaki kararlara katılamadıkları ve daha çok pasif bir durumda oldukları halde, idari yerinden yönetimle aktif ve katılımcı bir duruma geçmektedirler.
  3. İdari yerinden yönetim kuruluşlarının müstakil tüzel kişilikleri bulunmaktadır. Tüzel kişilik, özerkliğin temel koşuludur.
  4. İdari yerinden yönetim kuruluşlarının kendilerine ait bütçeleri vardır. Bütçe, mali özerkliğin bir sonucudur.
  5. İdari yönden yerinden yönetim kuruluşları, kendi organları tarafından yönetilirler. Bu organlar genellikle seçimle belirlenir.
  6. Merkezî yönetimle yerinden yönetim kuruluşları arasındaki ilişkim idari vesayet ilişkisidir.
  7. İdari yerinden yönetim kuruluşları, ya doğrudan kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.

Yerinden Yönetimin Yararları; İdari yerinden yönetim ilkesi, bütün ülkelerde geniş¸ bir alanda uygulanmaktadır. Hizmetlerin etkinliği, verimliliği, ihtiyaca uygunluğu, yönetime katılma gibi konularda önemli avantajlar sağlamaktadır.

  1. İdari yerinden yönetim ilkesi, demokratik değerlerin geliştirilmesine, halkın yönetime katılmasına geniş¸ bir alanda olanak sağlamakta ve bu konulardaki bilgi ve deneyimin ilerletilmesine ortam hazırlamaktadır.
  2. İdari yerinden yönetim, hizmetlerin yerel ihtiyaçlara ve koşullara uygun olarak yürütülmesini sağlamaktadır.
  3. Hizmetlere ilişkin karar ve yürütme işlevleri, yerinden yönetim ilkesiyle yerel yönetim birimlerine geçtiği için hizmetlerde gecikme ortadan kalkar, kırtasiyecilik azalır ve dolayısıyla verimlilik ve etkinlik artar.
  4. Yerel hizmetlerin yerinden yönetim kuruluşlarınca yürütülmesi, söz konusu hizmetler nedeniyle merkezî yönetimin yükü hafiflemiş olur.

Yerinden Yönetimin Sakıncaları

Yerinden yönetim ilkesi, önemli birtakım yararlarının yanında, çok geniş¸ olarak uygulanması halinde bazı olumsuzlukları beraberinde getirebilir.

  1. Ülkede, bölgeler bakımından kamu hizmetlerinin dengeli ve eşit olarak sunulamaması riskini taşır.
  2. Ülkede, birlik ve bütünlüğün bozulmasına zemin hazırlayabilir.
  3. Yerinden yönetim birimlerinde ölçek sorunlarının yaşanması ve hizmetlerde olumsuz dışsallıkların ortaya çıkması olasıdır.

Yerinden Yönetimin Çeşitleri

Fonksiyonel Yerinden Yönetim; Fonksiyonel yerinden yönetim, belirli bazı işlevlerin merkezî yönetimden alınarak özerk kurumlara aktarılmasıdır. Burada, belirli bazı kamusal fonksiyonlar özerk bir statüye kavuşturulmakta ve bunları yürütecek örgütler oluşturulmaktadır. Böylece merkezî yönetimin hizmet yükü¨ , daha teknik ve uzmanlaşmış¸ birimlere transfer edilmiş¸ olmaktadır. Bununla söz konusu fonksiyonların daha rasyonel, çabuk ve verimli yürütülmesi amaçlanmaktadır. Ülkemizde fonksiyonel yerinden yönetim ilkesinin ortaya çıkardığı kuruluşların başında üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri, ticaret ve sanayi odaları, barolar, tabipler birliği, mimar ve mühendise odaları gibi kurumlar gelmektedir.

Coğrafi Yerinden Yönetim; Coğrafi ya da mekân yerinden yönetim, idari bazı görevlerin yürütülmesi yetkisinin, merkezî yönetime bağlı olmayan ve karar organları seçmenlerin oylarıyla belirlenen bölge, il, belediye veya koy gibi faaliyetleri belirli bir coğrafi alanla sınırlı olan yönetimlere verilmesidir. Coğrafi yerinden yönetim, bir bölge, il, belediye ya da köy halkının yerel nitelikteki hizmetlerini, kendi organları vasıtasıyla kararlaştırmasını ve yürütmesini amaçlamaktadır. Yerel yönetimler bu ilkenin bir sonucudur. Coğrafi yerinden yönetimde karar alma ve yürütme sorumluluğu, karar organları yerel olarak demokratik usullere göre seçilmiş il, belediye ve köy gibi yerel yönetimlere verilir. Bu sistemde yöre halkının temsilcilerine, mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak için karar alma ve yürütme yetkisi tanınır. Fonksiyonel yerinden yönetimde ise belirli bir işlev ya da fonksiyonları yürütecek bir örgüt oluşturulmaktadır. Özerklik, hizmetle ilgili kişilere ya da bölgeye değil, bizatihi eğitim, bilim, kültür gibi fonksiyonun kendisine verilmektedir.

Desantralizasyon, merkezî yönetimden yerel yönetimlere doğru yetki, görev ve kaynak aktarımını ifade eder. Bu anlamda desantralizasyon, merkezî yönetim- yerel yönetim ilişkilerinde anahtar bir kavramdır. Modern anlamda desantralizasyon ise merkezî yönetimin elindeki planlama, karar verme ve kamu gelirlerinin toplanması gibi idari yetkilerin bir kısmının, taşra kuruluşlarına, yerel yönetimlere, federe birimlere, yarı-özerk kamu kurumlarına, meslek kuruluşlarına ve idarenin dışındaki gönüllü örgütlere aktarılmasıdır. Desantralizasyon, merkezî yönetimin yükünün hafifletilmesi, yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşların ve bireylerin güçlendirilmesi, karar mekanizmalarının halka yakınlaştırılması ve idari kapasitenin verimli ve etkin değerlendirilmesine yönelik siyasi ve idari bir hedeftir. Modern anlamda desantralizasyon, “iç desantralizasyon” ve “dış desantralizasyon” olarak iki biçimde ele alınabilir. İç desantralizasyon, bir örgütün üst basamaklarında toplanan yetkilerin alt birimlere aktarılması, personelin yetkilendirilmesi sürecidir. Dış desantralizasyon ise merkezî yönetimden yerel yönetim birimlerine, gönüllü kuruluşlara, piyasa mekanizmasına doğru yetki ve görevlerin aktarılması surecini anlatır.

Saydamlık; Yönetimde saydamlık, kamu yönetiminin yönetilenler eliyle denetlenmesinin önemli araçlarındandır. Saydamlığın çeşitli unsurları bulunmaktadır. Birinci unsuru, kişilerin resmî bilgi ve belgelere ulaşabilme hakkıdır. Yönetim faaliyetlerinin izlenebilmesi, her türlü belge ve bilginin yönetimden gerektiğinde alınabilmesi bu kapsamdadır. Yönetimde saydamlık, kurumların ihale süreçlerini, faaliyet ve denetim raporlarını, işlem süreçlerini, hizmet standartlarını uygun yöntemlerle kamuoyunun bilgisine sunmasını da içerir. Yargı denetiminin dışında kalan işlemler; devlet sırrı, ülkenin ekonomik çıkarları ve istihbarata ilişkin belge ve bilgiler, idari ve adli soruşturmaya ilişkin bilgi ve belgeler, özel hayatın gizliliği, haberleşmenin gizliliği, ticari sır, kurum içi düzenlemeler ile kurum içi görüş¸ bilgi notu ve tavsiyeler, bilgi edinme hakkının istisnalarıdır.

Hesap Verebilirlik; yönetimde alınan kararları, yapılan işleri ve harcamaları açıklama, nedenlerini izah etme ve gerekçelendirme zorunluluğu olarak tanımlanabilir. Kamu yetkisi ve kaynağını kullanan herkesin, bu yetki ve kaynak kullanımı nedeniyle, idari, mali, hukuki, etik ve performans gibi konularda ilgili makamlara hesap vermeleri gerekir. “Kime karşı hesap verme” sorusunun cevabı da yöneticilerin hesap verdikleri kişileri ve makamları anlatır. Bu kişiler ve makamlar, üst yöneticiler, seçilmiş¸ siyasiler, mahkemeler, Sayıştay, müfettişler ve profesyonel kuruluşlardır. Yönetsel hesap verebilirlik, kamu görevlilerinin üst yöneticilere karşı düzeni, belirli periyotlarla veya günlük olarak yaptıkları işler konusunda hesap vermelerini ifade eder. Kamu yöneticileri ve görevlileri, mevzuatın, kurum politikalarının, direktiflerin ve hizmet standartlarının uygulanması konusunda üst yöneticilere karşı sorumludur.

Katılımcılık; Katılım kavramının siyasal ve yönetsel olmak üzere iki biçimi bulunmaktadır. Siyasal katılım, bireylerin ve grupların ulusal ve yerel düzeyde siyasal yöneticilerini seçmek ve yöneticileri kendi istek ve çıkarları doğrultusunda karar almalarını sağlamaya yönelik gösterdikleri her türlü davranış ve eylemi ifade eder.

Verimlilik ve Etkinlik; Verimlilik, bir mal ve hizmetin üretimi ile ilgili girdilerle çıktılar arasındaki ilişkiyi belirtir. Verimlilik, bir işi mümkün olan en az kaynak/girdi kullanarak başarmaktır ya da mevcut kaynaklarla daha çok mal ve hizmet üretmektir. Bir iş yapılırken birim maliyetin hesaplanması ve işin en düşük maliyetle yerine getirilmesi, verimlilik kavramıyla ifade edilir.

Etkinlik ise bir iş veya program/proje konusunda saptanan hedeflerin başarılmasıdır. Etkinlik, doğru hedefler koyup bunları başarmakla ilgilidir ve sonuç ¸ odaklı bir kavramdır.Etkinlik, aynı zamanda önceden standartların belirlenmesini, harekete geçme, örgütleme, kaynakları belirli amaçlara yönlendirme yeteneğini de ifade eder

Etik ve Dürüstlük; Etik, genel anlamıyla iyi-kötü, doğruyanlış ile ilgili değerler, ilkeler ve kurallar demektir. Kamu yönetiminde etik, kamu görevlilerinin kamu kaynak ve yetkilerini kullanırken uymaları gereken tarafsızlık, saydamlık, dürüstlük, hesap verebilirlik ve kamu yararını gözetme gibi değerler, ilkeler ve kurallar bütünüdür. Bütün ülkelerde etik düzenlemelerin temel amacı, etik davranış¸ ilkelerine bağlı/saygılı bir kurum kültürü oluşturmaktır. Bunun da üç ¸ unsuru bulunmaktadır. Birincisi, kurumdaki kararların etik davranış¸ ilkelerine uygun olarak alınması; ikincisi, üst düzey yönetimin etik sorumluluk ve dürüstlük içinde faaliyetlerin yürütülmesini sağlaması, yani etik liderlik rolü ve üçüncü olarak halkın güvenini kazanmış¸ etik uygulamaların mevcudiyetidir.

Anayasa’da Yönetim İlkeleri

Kamu yönetimi ilkeleri, esas itibarıyla hukuksal olmaktan daha çok, yönetim anlayışı, politikaları ve hizmet gerekleriyle ilgili bir konu olmasına rağmen anayasalarımıza da girmiştir.

Yönetimin Bütünlüğü

Anayasa’nın kamu yönetiminin örgütlenmesi ve faaliyetleriyle ilgili ilkelerinden birincisi, yönetimin bütünlüğüdür. 1982 Anayasası’na göre idare, kuruluş¸ ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir” (md.123). Yönetimin bütünlüğü¨ ilkesi, çeşitli yönetim ilkeleriyle örgütlenen ve farklı statülere sahip olan kamu kurumları arasında birlik ve uyumu sağlamayı amaçlamaktadır. Merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkeleri, değişik örgüt yapıları, farklı görev ve yetkiler itibarıyla ilk bakışta kamu yönetimi kurumları arasında parçalı bir görünüm varmış¸ gibi bir manzara ortaya koyabilir. Onlar arasındaki farklılık, örgüt, görev ve yetki ayırımı bakımındandır.

Yasal Yönetim; Anayasa’da yer alan yönetim ilkelerinden ikincisi, “yasal yönetim” ya da “kanuni idare” ilkesidir. Bu ilke, aynı zamanda hukuk devleti anlayışının bir gereğidir. Anayasa’da kamu yönetimi ya da idarenin, kuruluş¸ ve görevlerinin kanunla düzenlenmesi öngörülmektedir.

Merkezden Yönetim ve Yerinden Yönetim; Anayasa’da kamu yönetiminin kuruluş¸ ve görevleriyle ilgili üçüncü ilke, merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkeleridir. Anayasa, “İdarenin kuruluş¸ ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.” demek suretiyle her iki ilkeye birlikte yer vermiştir.

Yetki Genişliği; Anayasa’da belirtilen dördüncü ilke yetki genişliğidir. Yetki genişliği ilkesi Anayasa’da illerin idaresi için söz konusu edilmiştir. Bu ilke, daha önce de belirtildiği gibi merkeziyetçiliğin olumsuzluklarını hafifletmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Yetki genişliği ilkesi, illerin idaresinde söz konusu olduğu gibi, bölge kuruluşları için de geçerlidir.


Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email