aofsoru.com

İslam Hukukuna Giriş Dersi 3. Ünite Özet

İslam Hukuk Ekolleri

Giriş

Hz. Peygamber’in vefatının ardından, gerek nassların aktarılması gerekse ictihad ve fetva aracılığıyla hukuki faaliyeti yönlendiren sahabe nesli, özellikle Hz. Ömer sonrası dönemde çeşitli bölgelere dağılarak kurdukları ilim halkaları ile hukukta ekolleşmenin temellerini atmıştır.

Müctehid imamlar dönemi olarak anılan zaman diliminde, çeşitli hukukçular etrafında “mezhep” adıyla andığımız yeni bir ekolleşme kendini göstermiştir. Söz konusu dönemde ortaya çıkan ekollerin bir kısmı varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Meşhur “dört mezhep” bu grupta yer almaktadır.

İslâm Hukukçularının İhtilaf Sebepleri

İslâm Hukuku’nda temel amaç, mükelleflerin fiillerine yönelik düzenlemelerde ilahi iradeye uyulmasıdır. Bu amaca ise “şer’î deliller” adı verilen kaynaklar aracılığıyla ulaşılır. İlahi irade bazı konularda, görüş ayrılığına imkan vermeyecek derecede, belirgin bir biçimde ortaya konmuştur. Mükelleflerin fiilleri ile ilgili düzenlemelerin çoğunda ise ilahi irade aynı açıklık ve belirginlikte tezahür etmemektedir. Fıkıh doktrininde oldukça geniş yer tutan bu alan ictihada izin verilen alanı oluşturmaktadır. İhtilaf, diğer bir deyişle bakış açılarının ve görüşlerin farklı olması da içtihadın sübjektif yönü dikkate alındığında neredeyse kaçınılmaz bir durumdur.

Bu olgunun farklı noktalardaki beliriş tarzlarını şöyle sıralamak mümkündür:

  1. Nasların metinlerinin farklı şekilde anlaşılması, hükümde görüş ayrılıklarına yol açmıştır. Burada ağırlıklı olarak dilin yapısı ve özellikleri devreye girmektedir. Anlayış farklarında dilin doğasından kaynaklanan iştirak, hakikat, mecaz vb. faktörlerin yanında nasların anlaşılmasına yönelik metodolojik ayrılıklar da etkili olmuştur.
  2. Sünnetle ilgili malzemenin tespiti de birtakım ihtilaflara yol açmıştır. Bazı hukukçuların kriterlerine göre hüküm istinbatında kullanılabilecek nitelikte olan hadisler, diğerlerinin kriterlerine göre aynı güçte görülmeyebiliyordu.

    İslâm hukukçularının tamamı sünnetin bağlayıcı bir hukuk kaynağı olduğu konusunda birleşmiştir. Görüş ayrılığı ve ihtilaflar herhangi bir konuyla ilgili rivayetlerin Hz. Peygamber’e ait olup olmadığının tespiti ile ilgilidir. Görüş ayrılıkları benimsenen ilkelerin somut durumlara uygulanmasından kaynaklanmıştır.
  3. İslâm hukukçularının Medine uygulaması, sahabe kavli, kıyas, istihsan, maslahat, sedd-i zerâî vb. tali delil ve yöntemlerin kaynak değeri konusunda farklı düşünmeleri de ictihad farklılıklarına neden oluyordu. Bunun yanında delillerin öncelik sırası, çatışma (teâruz) durumunda izlenecek yöntem, genel içerikli ifadelerin tahsisi, bazı hükümleri yürürlükten kaldırma (nesh) vb. hususlardaki metodolojik ayrılıklar da ihtilaf sebebi olarak dikkate alınmalıdır.
  4. İslâm hukukçularının farklı hukuki nosyonlara sahip olmaları, kimi nassların illetleri ve kimi hükümlerin amaçları hakkında farklı sonuçlara varmalarına sebep oluyor, bu da ister istemez ictihad farklılığını gerektiriyordu.
  5. İslâm hukukçularının bulundukları sosyal çevrelerin farklı olması ictihad farklılıklarını da beraberinde getirmiştir. Maslahatın (hukukun benimsediği yarar) elde edilme biçimi, sosyal çevrelere göre farklılık arz etmektedir. Literatürde bu durumu ifade etmek için, “şartların ve çevrenin farkından kaynaklanan ihtilaf” (İhtilafü’z-zamân) ve “delil ve yöntem farklılığından kaynaklanan ihtilaf” (İhtilafü’lburhân) ayrımı yapılmıştır.
  6. Diğer bir faktör de siyasi yönelim farklılıklarının fıkhi eğilimler üzerindeki etkisidir. Dört halife döneminin sonlarında meydana gelen siyasi karışıklıkların akabinde ileride “Ehl-i sünnet ve’lcemaat” olarak anılacak olan büyük çoğunluğun yanında “Hariciler” ve “Şiîler” olarak anılan iki grup daha ortaya çıkmıştır.

İslâm Hukuk Ekollerinin Sınıflandırılması

İslâm hukuk ekollerinin sınıflandırılmasında kriter olarak, bu ekollerin irtibatlı olduğu ana grup ve ekollerin günümüzde mensuplarının bulunup bulunmaması dikkate alınmaktadır.

Yaşayan Sünni Hukuk Ekolleri

Hanefî Ekolü

Kurucusu: Hanefi ekolü Kufe’nin önde gelen hukukçusu, re’y ekolüyle adı özdeşleşmiş bir müctehid olan Ebu Hanife Numan b. Sabit etrafında şekillenmiştir. Ekole adını veren Ebu Hanife, “İmam-ı A’zam” (en büyük imam) adıyla anılmaktadır.

Gerek kelami meselelerle ilgilenmesi neticesinde gelişen akıl yürütme yeteneği, gerekse ticari faaliyetleri sırasında edindiği sosyal hayata ilişkin tecrübe ve birikim Ebu Hanife’nin hukuk nosyonuna katkı sağlamıştır. Ebu Hanife’nin hukuki meselelerde kullandığı kaynakları Kitâb, Sünnet, icmâ, genel anlamıyla sahabe kavli, kıyas ve istihsan olarak sıralayabiliriz.

Ebu Hanife kıyası etkin bir biçimde kullanması, kıyasın hedeflenen neticeye ulaştırmadığı durumlarda ise istihsanı devreye sokması ile tanınmaktadır. Ebu Hanife’nin hukuk anlayışı ile ilgili dikkate değer bir başka yön ise “hiyel” meselesidir. Arzu edilmeyen sonuçların, yine hukuk içerisinde kalarak ve hukukun imkânları ile aşılması şeklinde ifade edebileceğimiz hiyel uygulamaları ile ilgili Ebu Hanife’den birçok örnek nakledilmiştir.

Hayatını kendi ticari faaliyetleriyle kazanan Ebu Hanife herhangi bir kamu görevi kabul etmemiş hatta bu nedenle baskı da görmüştür.

Ona atfedilen eserler; el-Fıkhu’l-ekber, el-Fıkhu’l-ebsat, el-Vasıyye, el-Âlim ve’l-müteallim, Risâle ilâ Osman elBettî gibi daha ziyade akaid içerikli risaleler ile kendisinden rivayet edilen hadisleri içeren Musnedü Ebî Hanîfe adlı derlemedir.

Öğrencileri ve Literatür: Önde gelen dört öğrencisi Ebu Yusuf Yakub b. İbrahim, Muhammed b. Hasen eşŞeybânî, Züfer b. Hüzeyl ve Hasen b. Ziyad’dır. Literatürde Ebu Hanife ve Ebu Yusuf için “şeyhayn”, Ebu Yusuf ve Muhammed için “imameyn” ya da “sahibeyn”, Ebu Hanife ve Muhammed için ise “tarafeyn” ifadeleri kullanılmaktadır.

Ebu Yusuf’un bize kadar intikal eden eserleri başlıca Kitabü’l-âsâr, Kitâbü’l-harâc, İhtilâfu Ebî Hanife ve İbn Ebî Leylâ, er-Red alâ siyeri’l-Evzâî’den oluşmaktadır.

Hanefi ekolünün görüşlerinin tedvininde en önemli rolü Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî’nin üstlendiği görülmektedir. Şeybânî’nin Hanefi doktrinin aktarılmasına yönelik önemli eserleri başlıca iki grupta toplanabilir:

  1. “Zahirü’r-rivâye” ya da “Mesâilü’l-usûl” adıyla anılan eserler, el-Asl ya da el-Mebsût, elCâmiü’l-kebîr, el-Câmiu’s-sağîr, es-Siyerü’lkebîr, es-Siyerü’s-sağîr ve ez-Ziyâdât olmak üzere altı tanedir.
  2. “Nâdiru’r-rivaye” ya da “Mesâilü’n-nevâdir” adıyla anılan eserler, Keysâniyyât, Harûniyyât, Cürcâniyyât, Rakkiyyât ve Ziyâdâtü’zziyâdât adlı eserlerdir.

Sonraki kuşaklarda yetişen Hanefi alimler içerisinde Tahâvî ve Kerhi’nin el-Muhtasar adlı eserleri oldukça ilgi görmüştür.

Hanefi hukukçular arasında “dört metin” (mütûn-ı erbaa) adıyla anılan şu eserler de muteber kabul edilmiştir:

  1. Abdullah el-Mavsılî; el-Muhtâr ve şerhi olan elİhtiyâr.
  2. Tacüşşerîa Mahmud b. Sadruşşerîa el-Mahbûbî; el-Vikâye.
  3. İbnu’s-Sââtî; Mecmau’l-bahreyn.
  4. Hafızüddin en-Nesefî; Kenzü’d-dekâik.

Hanefi literatürü içerisinde üçüncü bir ana başlığı da “Vâkıât”, “Fetâvâ” ya da “Nevâzil” kapsamındaki eserler oluşturmaktadır. Ebu’l-Leys es-Semerkandî’nin enNevâzil adlı eseri, bu türün ilk örnekleri içerisinde sayılabilir.

Yayıldığı Coğrafya: Abbasiler ve Osmanlılar zamanında resmi mezhep olarak kabul edilmesi Hanefi ekolünün etkinliğini bu devletlerin hâkimiyet sahasına yaymıştır. Umumiyetle Türk Coğrafyasında ve Türkler aracılığıyla Müslümanlaşmış olan bölgelerde Hanefi ekolü oldukça yaygındır.

Malikî Ekolü

Kurucusu: Maliki ekolü, İmam Malik adıyla tanınan Malik b. Enes el-Esbahî etrafında şekillenmiştir. Hac amacıyla Mekke’ye gitmenin haricinde ömrü boyunca Medine’den ayrılmadığı nakledilmektedir. İmam Malik ilim hayatına, Medine’nin fıkıh ve hadis alanında seçkin isimlerinden ders alarak başlamıştır.

Fıkıhta başlıca hocası Rebîa b. Ebî Abdirrahman’dır. Hadis konusunda Nâfî, İbn Şihab ez-Zührî, Ebu’z-Zinâd ve Yahya b. Said el-Ensârî gibi hocalardan yararlanmıştır. Hocaları içerisinde on üç yıl boyunca derslerine devam ettiği Abdurrahman b. Hürmüz’ün ayrı bir yeri vardır.

Geç dönem Maliki fakihleri, İmam Malik’in içtihadında kullandığı kaynakları Kitâb, Sünnet, İcmâ, Medinelilerin uygulaması, kıyas, sahabe kavli, mürsel maslahat, örf ve âdet, sedd-i zerâyi, istihsan ve ıstıshab şeklinde tespit etmişlerdir.

İmam Malik’in Muvattâ adlı eseri â hukuk tarihi açısından oldukça önemlidir. Bu eserin fıkıh ve hadis sahasında tedvin edilmiş ilk eserlerden olduğu görülmektedir. Bu eserin güvenilir ravilerinden birisi Hanefi hukukçu Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî’dir. Malikiler arasında daha çok tutulan diğer bir ravi ise Yahya b. Yahya elLeysî olmuştur.

Öğrencileri ve Literatür: Özellikle Kuzey Afrika ülkeleri ve Mısır’dan gelen öğrencileri hocalarının görüşlerini bu ülkelerde yaymak için gayret sarf etmişlerdir. Bu öğrencileri arasında Abdurrahman b. el-Kasım, Abdullah b. Vehb, Eşheb b. Abdilaziz, Abdullah b. Abdilhakem, Asbağ b. Ferec ve Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem anılabilir. İmam Malik’in görüşlerinin aktarılmasında, Muvattâ’dan sonra en önemli kaynak olarak elMüdevvenetü’l-Kübrâ kabul edilebilir.

Yayıldığı Coğrafya: Maliki mezhebi önce Hicaz bölgesinde yayılmış, daha sonra Kuzey Afrika ülkeleri ve Endülüs’te yaygınlaşmıştır.

Şafiî Ekolü

Kurucusu: Şâfiî ekolünün kurucusu Muhammed b. İdris eş-Şâfiîdir. İlim hayatına Mekke’de Müslim b. Halid’den aldığı derslerle başlamıştır. Daha sonra İmam Malik’in derslerine devam etmiş ve ondan Muvattâ’yı okumuştur.

Irak’taki görüşleri için “mezheb-i kadîm” (eski mezhep), Mısır’daki görüşleri için de “mezheb-i cedîd” (yeni mezhep) ifadesi kullanılmaktadır.

Önce Kitâb ve Sünnet’e başvururdu. Ahad haber bile olsa kendi deyimiyle “sabit” olan sünnete karşı çıkmazdı. Şâfiî, Hanefilerin kullandığı istihsanı ise açık bir dille ve sert bir şekilde reddetmiştir. Bunun yanında mürsel maslahat ve Medinelilerin ameli gibi delillere başvuru kaynakları içerisinde yer vermediği görülmektedir.

Eserlerin bizzat kaleme almış ya da öğrencilerine dikte ettirmiş olması, hukuki görüşleri ile ilgili birinci el bilgiye ulaşma imkânı sağlamıştır. Meşhur er-Risâle adlı eserini Irak’ta yazmış, ancak daha sonra Mısır’da yeniden düzenlemiştir. Fıkıh usulü alanında er-Risâle, Şâfiî’nin fıkıh usulünün müdevvini olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Mukayeseli bir hukuk kitabı niteliğinde olan eseri ise son kısmında bulunan Cimâu’l-ilm ve İbtâlü’listihsan gibi bölümleri metodolojik tartışmalar ihtiva eden “el-Ümm”dür. Diğer bir eseri de İhtilâfü’l-hadis’tir.

Öğrencileri ve Literatür: Irak’taki mezheb-i kadimini nakleden öğrencileri arasında Zaferani ve Kerâbisi dikkat çekmektedir. Mısır’daki öğrencileri içerisinde Harmele b. Yahya, Buvaytî, İsmail el-Müzeni ve el-Ümm’ü rivayet eden Rebî b. Süleyman el-Murâdî önde gelen isimlerdendir. Özellikle Nevevi’nin Minhâc’ı geç dönemlerde bir çok Şâfiî alim tarafından şerh edilmiştir.

Yayıldığı Coğrafya: Şâfiî mezhebi günümüzde Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan, İran, Hindistan, Filipinler, Sri Lanka, Malezya ve Endonezya gibi ülkelerde yayılmıştır. Mısır’da Eyyubiler’in desteği ile bir dönem resmi mezhep statüsünü kazanmıştır. Ülkemizde de Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde önemli sayıda Şâfiî mezhebi mensubu bulunmaktadır.

Hanbelî Ekolü

Bu ekolün temsilcisi İmam Ahmed b. Hanbel eşŞeybânîdir. Şâfiî’nin Bağdat’da olduğu dönemde ondan fıkıh okumuştur. Ahmed b. Hanbel’in baskın olan yönü hadisçiliktir. Nitekim kırk bin kadar hadis ihtiva eden elMüsned adlı eseri, temel kaynaklar arasında yer almaktadır. Bunun yanında hadis konusunda kaleme aldığı Kitabü’l-ilel ve marifeti’r-rical adlı çalışması da önemlidir.

Ahmed b. Hanbel, farazi fıkıhtan hoşlanmaz, meydana gelmemiş olaylarla ilgili hüküm yürütmezdi. Nas ve eser merkezli, nakle dayalı bir fıkıh anlayışı benimsemiş, kıyası son çare olarak görmüştür.

Öğrencileri ve Literatür: Ahmed b. Hanbel’in hukuki görüşlerini rivayet eden öğrencilerinin başında oğulları Salih ve Abdullah gelmektedir. Fıkhi görüşlerini el- Camî adlı müstakil bir eserde toplayarak tedvin eden, bir sonraki kuşaktan Ebu Bekr el-Hallâl olmuştur. Bunun yanında meşhur el-Muhtasar yazarı Ebu’l-Kasım Ömer b. elHuseyn el-Hırakî (ö. 334/945) de anılmalıdır.

Yayıldığı Coğrafya: Önce Bağdat’da, daha sonra Irak’ın dışına taşarak Hicaz, Suriye ve Mısır gibi ülkelerde taraftar bulmuştur. Günümüzde Suudi Arabistan’nın resmi mezhebi olan Hanbelîliğin, Kuveyt ve körfez ülkelerinde de mensupları bulunmaktadır.

Yaşamayan Sünni Hukuk Ekolleri

Sünni İslâm hukuk ekollerinin çoğu günümüze kadar varlığını sürdürememiş, zamanla taraftarlarını yitirmiştir.

Evzâî Ekolü

Bu ekol Ebu Amr Abdurrahman B. Amr el-Evzâî’ye nispet edilmektedir. İbn Kuteybe gibi müellifler Evzâî’yi re’yciler arasında gösterse de daha ziyade hadis taraftarı olduğu görülmektedir. Ancak kendisinden nakledilen fıkhi meselelerden hareketle re’y ve kıyası da kullandığı ifade edilebilir.

Sevrî Ekolü

Ebu Abdullah Süfyan b. Said es-Sevri, hadis taraftarları arasında yer alan bir müctehiddir. Re’ye karşı olduğu için Ebu Hanife ile arasının pek de iyi olmadığı ileri sürülmektedir.

Leys Ekolü

El-Leys b. Sa’d, Medine’de kendisini yetiştirdikten sonra Mısır’a gitmiş ve Mısırlıların hukukçusu olmuştur. Şâfiî, Leys’in Malik’ten daha güçlü bir hukukçu olduğunu, ancak öğrencilerinin onun görüşlerini yayamadıklarını ifade etmiştir.

Taberî Ekolü

Bu ekol ünlü tefsirci ve tarihçi İbn Cerir et-Taberî’ye nispet edilmektedir. Taberi, Şâfiî, Maliki ve Irak fıkhını öğrenmiş, daha sonra kendine mahsus bir fıkıh anlayışı geliştirmiştir.

Zahirî Ekolü

Bu ekolün kurucusu Ebu Süleyman Davud b. Ali elIsbehânî ez-Zâhirîdir. Önceleri Şâfiî mezhebine mensup olan Davud ez-Zahirî daha sonra müstakil bir fıkıh anlayışı geliştirmiştir. Kendisine neden Şâfiî mezhebini bıraktığı sorulduğunda, Şâfiî’nin istihsana karşı kullandığı delillerin kıyasın meşruluğunu da ortadan kaldırdığını ileri sürmüştür. Davud ez-Zahiri’ye göre başvuru kaynakları Kitâb, Sünnet ve icmâdır. Zahiri ekolünün en önemli savuncusu, ikinci imamı, ünlü Endülüslü bilgin İbn Hazm olmuştur.

Diğer Hukuk Ekolleri

Sünni çevrelerde ortaya çıkan hukuk ekollerinin yanında, Şii ve Harici çevrelerde de kendine özgü hukuk anlayışına sahip, günümüzde de mensubu bulunan ekoller ortaya çıkmıştır.

Zeydî Ekolü

Bu ekolün mensupları imam olarak Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynelabidin’in oğlu Zeyd b. Ali’yi kabul etmektedirler. Diğer Şii grupları Caferiler ve İsmaililer ise Zeyd b. Ali’nin ağabeyi Muhammed Bakır’ın imam olduğunu savunmaktadır. Zeyd b. Ali; Kur’ân, hadis ve fıkıh konularında döneminin seçkin ilim adamları arasında kabul edilmektedir. Aklın fonksiyonunu ise başka bir delil bulunmadığında, hüsün-kubuh kavramları bağlamında, fayda ve zarar ilkelerinden hareketle olayların çözüme kavuşturulması bağlamında değerlendirmişlerdir.

Zeydiler’in Şii grupları içerisinde Sünnilere en yakın olan grup olduğu kabul edilmektedir. Nitekim Zeydîler, Hz. Ali’den önceki üç halifenin hilafetini de meşru kabul etmektedirler. Zeyd b. Ali’ye nispet edilen el-Mecmû adlı hadis ve fıkıh içerikli kitap günümüze kadar gelmiştir.

Zeydiler günümüzde yoğun olarak Yemen’de yaşamaktadırlar. Zeydilik Yemen’in resmi mezhebidir.

Caferî Ekolü

Şiilerin en kalabalık grubunu teşkil eden Caferiler, hilafetin Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın soyundan gelen on iki imama has olduğu görüşünü savunmaktadırlar. Bu grup “imamiyye” ve “isnâaşeriyye” adıyla da anılmaktadır. Ekol, altıncı imam Cafer es-Sadık’a nispet edilmektedir. Caferilerin hukuki konularda başvuru kaynakları Kitâb, Sünnet, icmâ ve akıldır. Caferiler, kıyası bir başvuru kaynağı olarak görmemektedirler. Caferilerin en eski kaynakları; İmam Musa Kazım’ın el-Halal ve’l-Haram’ı ile oğlu Ali Rıza’nın Fıkhu’r-Rıdâ’sıdır.

İran’ın resmi mezhebi olan Caferiliğin Irak, Suriye, Lübnan, Azerbaycan, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Mısır ve bazı Kuzey Afrika ülkelerinde de mensupları bulunmaktadır. Ülkemizde, özellikle bazı doğu illerinde bu mezhebe bağlı olanlar vardır.

İsmailî Ekolü

Bu ekole bağlı olan Şiiler Cafer es-Sadık’tan sonra büyük oğlu İsmail’in imam olduğunu savunmaktadır. Onlara göre imamet, İmam İsmail’den sonra oğlu Muhammed Mektûm ve evlatlarına intikal etmiştir. Batıniyye adıyla da anılan bu ekolün hukuki görüşlerini, Kadı Ebu Hanife en-Numan derlemiştir.

Temel kaynaklarını Kadı Ebu Hanife en-Numan’ın yazdığı Deâimü’l-İslâm, Tevîlü deâimi’l-İslâm ve Kitâbü’l-iktisâr teşkil etmektedir. Günümüzde İsmaililer Doğu ve Batı İsmailileri olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

İbâzî Ekolü

Harici gruplar içerisinde en mutedili olarak kabul edilen İbâzîler, Abdullah b. İbâz’a nispet edilmektedir. Ancak bu ekolün ilk teorisyeni olarak onun yerine geçen Cabir b. Zeyd el-Ezdî kabul edilmektedir. İbâzîlerin temel iki görüşü, halifenin seçimle iş başına gelmesi gerektiği ve dinin uygulamaya yönelik esaslarının da (amel) imandan bir parça olduğudur.

İbâziler günümüzde Umman, Güney Arabistan, Madakaskar, Zengibar, Libya, Cerbe Adası ve Cezayir gibi ülkelerde yaşamaktadır.


Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email