aofsoru.com

Fotoğraf Kültürü Dersi 2. Ünite Özet

Optik Yoluyla Yüzey Üzerinde Görüntü

Fotoğraf Makinesi

Fotoğraf makinesi, mekanik bir teknoloji olarak fotoğrafçının elle yönlendirmesi ile yüzey üzerine resmeder. Fotoğraf makinesinin üç yapısal temelinden bahsedilebilir. Bunlar; ışık sızdırmayan kapalı bir kutu olması, ideal görüntüyü sağlamaya yarayan pozlama ve netleme sistemleri ve görüntüyü kaydetmeyi sağlayan ışığa duyarlı yüzeydir. Burada üzerinde durulan konunun geleneksel fotoğrafçılık olduğu ve renkli fotoğraf ya da sayısal fotoğraf yöntemlerinin de geleneksel yapının belirleyici özelliklerini taşıdığı belirtilebilir.

Fotoğraf makinesiyle birlikte ortaya çıkan resmetme anlayışı, insan tarafından kumanda edilen mekanik bir sistemin resmetme anlayışıdır. Fotoğraf makinesi kullanılarak ortaya çıkan resmetme anlayışı elleriyle resmeden ressamların karşısına dikilmiştir. Bunun nedeni, insanın gözleriyle gördüklerini, bir aygıt marifetiyle resmedebilmesidir.

Kanadalı ünlü iletişim kuramcısı Marshall Mcluhan (1911-1980) İletişim Araçlarını Anlama (1964) adlı eserinde iletişim araçlarının insan uzuvlarının uzantısı olduğu yönünde bir görüş öne sürmüştür. Buna göre, telefon konuşma sistemimizin, demiryolu ayaklarımızın ve fotoğraf makinesi ise insan gözünün uzantısıdır.

Optik Bakış

Fiziksel olarak varlıklar fotoğraf makinesinin önündedir; ancak fotoğraf makinesi nereye yönelirse sadece o bakış açısı içindeki nesneleri görür. Fotoğraf makinesi denildiğinde optik ve optik yoluyla bakış yani optik bakış anlaşılır. Optik neyi gösterirse, fotoğrafçının yüzey üzerine kaydedeceği şey odur. Bu nedenle, fotoğrafla birlikte optik, temel bir belirleyici olarak ortaya çıkmıştır.

Fotoğraf optiğin verdiğiyle sınırlıdır. Optik üçboyutlu nesneleri ikiboyutlu yüzey üzerinde yatay-dikey sınırlılığı olan bir görüntü olarak ortaya koyar. Bu nedenle, fotoğraf makinesiyle birlikte optik bakışın yeni bir görme biçimi olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Optik yoluyla elde edilen görüntünün özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Fotoğrafçının kendinden bir şeyler katarak gerçekleştirdiği optik yoluyla elde edilen görüntüler bir aygıtın eseridir.
  • Fotoğraf makinesiyle elde edilen ikiboyutlu görüntüler; optiğin neden olduğu yansımaları ve hatta yanıltmacaları içerir.
  • Optik yoluyla elde edilen görüntü, yüzey üzerinde ikiboyutlu ve dairesel olarak belirir. Fotoğrafçılar optiğin oluşturduğu görüntünün belirlenmiş bir alanını kullanırlar.
  • Fotoğrafçı, iki gözüyle gördüğü dünyayı tek gözüyle optikten bakarak resmeder. Bu nedenle iki gözle görülen görüş alanı, optik yoluyla bakış yaparken daralır.
  • Fotoğrafçı sadece optiğin sağladığını resmeder, yani görüntünün sınırları dışına çıkamaz.

Kullanılması kolay ve beyin göz koordinasyonu ile belirlenen konunun yüzey üzerine resmedilmesini sağlayan fotoğraf makinesi insanları etkilemiştir. Ancak bu durum tarihsel süreç içerisinde fotoğrafçının optiğin verdiği görüntüyü kaydetmeyi sağlayan bir operatör olup olmadığı ve fotoğraf makinesinin insanın yaratıcılığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olup olmadığı gibi soruları gündeme getirmiştir.

Fotoğrafçı optik bakış olarak yöneldiği şeyi, yani fotoğrafını çektiği konuyu; fiziksel bir gerçekliği fotoğraf makinesiyle yeni gerçeğe yüceltir.

Fotoğraf makinesi ve insan arasındaki ilişkide belirleyici olan temel şey gözdür. Gözün önüne gelen ve gözün benzeri olan aygıt dediğimiz fotoğraf makinesi bu görüntüyü yüzey üzerine kaydeder. Bu noktada da geleneksel resmetme tekniklerinden ayrılır. Fotoğrafa özgü olan bu durumu fark eden ve 1832 yılında göz gibi çalışan bir aygıtla insan gözünün gördüğünü yüzey üzerine kaydetmeye çalışan kişinin Fox Talbot olduğu söylenebilir. Fotoğraf makinesi bir şeyi resmederken, optik bakış olarak konuya üç şekilde yaklaşır:

  • Konuyu Gösterir
  • Konunun İçine Girer
  • Konuyu Yeniden Yaratır

Gizli Görüntü

Görüntü, ışık ve optik yoluyla elde edilir. Görüntünün yüzey üzerinde oluşturduğu şey resimdir. Bu noktada görüntü ve resim kavramlarının farklı kavramlar olduğunu vurgulamakta yarar vardır.

Film yüzeyine bir görüntü pozlandığında, filmin üzerinde bu görüntü vardır; ancak gözle görülemez. Bu görüntü filmin duyarlı yüzeyi üzerine kaydedilmiştir, eşdeyişle teknik olarak bir görüntü vardır, ancak görülemez. Başka bir ifadeyle görüntünün gerçek olma süreci tamamlanmamıştır. İşte bu nedenle bu görüntü gizli görüntü adını alır.

Görüntülerin Çoğaltılarak Yayılması

Film yüzeyi üzerindeki gizli görüntünün gerçek görüntüye geçiş süreci karanlık oda aracılığıyla olur. Karanlık oda sürecinde iki temel nokta vardır. Bunlardan ilki; gizli görüntünün gerçek görüntüye dönüştürüldüğü film banyosu aşamasıdır. İkinci aşama ise; film üzerindeki gerçek negatif görüntü yeniden ışığa duyarlı yüzey üzerinde pozitif olarak fotoğrafa dönüştürülmesidir. Yüzey üzerindeki bir resmin mekanik yöntemlerle çoğaltılmasıdır.

Fotoğrafın çoğaltılabilir olması her daim tartışma konusu olmuştur. Fotoğrafın çoğaltılması sürecinde öne çıkan isimler bulunmaktadır. Bunlar; fotoğrafın yeni bir resmetme aracı olarak ortaya çıkışını sağlayan Niepce ve Daguerre’dir. Fox Tablot ise, mekanik çoğaltma tekniğini ortaya koyan kişidir. Tarihsel olarak bakıldığında, insan  tarafından üretilen bir şey, yine başka insanlar tarafından kopyalanmıştır.

Fotoğraf, kaydederek çoğaltan ve saklayan bir teknoloji olarak günümüze gelmiştir. İnsan fotoğraf aracılığıyla istediği herhangi bir şeyi hiç bir engel olmadan bir yüzey üzerinde kalıcı olarak kaydedebilmiştir. Bu yönüyle fotoğraf özgür bir alan olarak karşımıza çıkar. Ancak, teknolojiyle birlikte fotoğrafın çoğaltan ve saklayan yönü ise gözlem altında tutma, denetleme gibi bir durumu da ortaya çıkarmıştır. Fotoğrafın resmetme tekniği bunu da sağlamıştır.

Nicephore Niepce ve Helyografi

İlk fotoğraf olarak kabul edilen Le Gras’da Pencereden Görünüm (Fotoğraf 2.1) adlı helyografi 1827 yılında Joseph Nicephore Niepce (1765-1833) çekilmiştir. Fotoğraf 20.3x16.5 cm. boyutlarındadır ve helyografi adı verilen bir tür baskı tekniği yoluyla elde edilmiştir.

Niepce ilk olarak karanlık kutu yoluyla görüntü elde etmiştir. Her kenarı 15.2 cm. olan kare şeklindeki kutuya, içinde iki yüzü de dış bükey olan merceği taşıyan bir tüp eklemiş ve 1816 yılında yüzey üzerine görüntü kaydetmeyi başarmıştır.

İlk kimyasal gelişmelerle birlikte fotoğraf tarihsel gelişimini sürdürmüştür. 1800’lü yıllara gelindiğinde ise, yüzey üzerinde görüntü üretmek için ışığa duyarlı olan çeşitli maddeler araştırıp denendikten sonra, şu temel noktalar ortaya çıktı: Bazı maddelerin ışıktan etkilenerek rengi koyulaşır. Farklı bilim adamları yaptıkları deneylerle ışığa duyarlı farklı maddeler tespit etmişlerdir. Bunların içinde pozlamaya en uygun kimyasal madde olarak gümüş tuzları belirlenmiştir.

Niepce ışığa duyarlı yüzey üzerinde görüntü ile ilgili ilk sonuçlarını 1816 yılında elde etmiştir. Siyah fon önünde nesneleri beyaz olarak kaydetmeyi başarmıştır yani negatif görüntü elde etmiştir. Çalışmalarının sonunda ışıktan etkilendikçe beyazlaşma ve çözülmeyen yahuda bitümin maddesine ulaşmıştır ve bu maddeyi ışığa duyarlı düzey olarak kullanmıştır.

Niepce yahuda bitümin maddesiyle kapladığı levhayı pozlama yüzeyi olarak iki farklı şekilde kullanmıştır. Bunlardan ilki gravür ve resim kopyalamak için yahuda bitüminle kaplı levhayı kullanmasıdır. İkinci olarak da aynı duyarlı levhayı karanlık kutuya koyarak optik yoluyla pozlaması yani basit bir fotoğraf makinesi aracılığıyla pozlama yapmasıdır. Niepce, bu şekilde ışığa duyarlı yüzey üzerinde elde ettiği resmi helyografi (heliographyGüneşle Yazmak) olarak adlandırmıştır.

Niepce, helyografi yöntemini kullanarak Le Gras’da Pencereden Görünüm adlı ilk fotoğrafı toplam sekiz saatlik pozlama sonucunda elde etmiştir. Burada önemli olan şey, optik yoluyla yüzey üzerine bir resim kaydedilmesidir. Le Gras’da Pencereden Görünüm , fotoğraf tarihinde ilk fotoğraf olarak kabul edilir. Fotoğraf 1898 yılında Londra’da Cyrstal Palace’deki bir fotoğraf sergisinde sergilenmiştir.

Bu ilk fotoğrafın bugüne kadar yüz binin üzerinde kopyasının çeşitli şekillerde yayınlandığı söylenmektedir. Farklı amaçlara yönelik olarak bu helyograf levha üzerindeki araştırmalar sürmektedir. Niepce’nin bu helyografi levhasıyla insanlık tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını yaptığı söylenebilir. Bu dönem, yüzey üzerine fotoğraf resmetme tekniğiyle başlayan yeni dönemdir.

L. J. Mande Daguerre ve Dagerreyotip

1833 ya da 1839 yılında Paris’te çekildiği belirtilen Tapınak Bulvarından Görünüm (Fotoğraf 2.2) adlı fotoğraf Louis Jacques Mande Daguerre tarafından çekilmiştir. Daguerre, bu fotoğrafı Dagerreyotip (Daguerreotype) adı verilen bir yöntemler çekmiştir. Bu yöntem, Niepce’in helyografiden farklı bir yöntemdir.

Bu fotoğraf, hem teknik hem de içerik açısından Niepce’in çektiği fotoğraflara kıyasla daha niteliklidir. Öne çıkan nitelikler, nesnelerin daha net ve belirgin olması şeklinde belirtilebilir. Fotoğraftaki kişiler, bu fotoğraf yoluyla tarihin ilk fotoğrafı çekilen insanları olarak bilinmektedirler.

Dagerreyotip fotoğraflar, teknoloji gereği yansıtıcı bir yüzey oluşturduğunda aynaya benzetilmiştir. Bu şekilde insanlık tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönem, gözle görünen şeylerin yüzey üzerinde saklanmaya başladığı bir dönem olarak belirtilebilir. Niepce ve Daguerre aynı yıllarda fotoğrafın buluşu üzerine çalışmışlardır. Tarihsel olarak Niepce’in helyografisi daha önce olmasına rağmen Daguerre’in dagerreyotipi daha hızlı bir şekilde topluma yayılmıştır.

Dagerreyotipin uzun ve karmaşık bir süreci olmasına rağmen portresini yaptırmak için saatlerce bekleyen insanlar tarafından kabul gördü ve hızla yayıldı.

Daguerretiple birlikte optik ve ışığa duyarlı yüzeyin kullanımı yaygınlaşmıştır. Geleneksel resmetme tekniklerinin karşısına yeni bir resmetme tekniği olarak çıkmış ve bu şekilde resmetme insan elinden aygıtın egemenliğine geçmiştir.

Dagerreyotip, objektiflerin niteliklerin artması ve yeni fotoğraf makinelerinin üretilmesiyle gelişti ve yaygınlaşmıştır. Bu yaygınlaşma kendini özellikle portre çekimlerinde göstermiştir.

Dagerreyotip, teknolojisi itibariyle bir aynaya benzemektedir. Bu ayna doğayı, nesneleri, insanları gerçek gibi yansıtarak bir hafıza oluşturur. Bu şekilde, optik yoluyla yüzey üzerine kaydedilen her şey bir hafıza oluşturacak şekilde saklanmıştır. Bunu başlatan ise Daguerre’in dagerreyotip buluşu olmuştur. Daguerre’in sakladığı bilgiler, pozlama tekniğiyle değişik yüzeylerin kullanılabilmesine olanak sağlamıştır. Örneğin; film, elektronik görüntü(video) ve bilgisayar ekranı gibi.

Çoğaltılabilen Negatif Görüntü

Fox Talbot yaptığı çalışmalar ve bulduğu yöntemle fotoğraf çekimi ve fotoğrafın çoğaltılması noktasında önemli adımlar atılmasını sağlamıştır. Talbot yöntemiyle, kağıt üzerinde siyah zemin ve beyaz nesnelerin siluetini görüntü olarak elde etmiştir. Siyah zemin üzerindeki beyaz görüntüler, negatif bir görüntüydü. Bu negatif siluetlere Talbot, fotojenik çizim (photogenic drawing) adını verdi. Bu çizim Talbot’un fotoğraf alanındaki ilk buluşu olarak tarihe geçmiştir.

Talbot’un asıl yapmak istediği şey, ışığa duyarlı hale getirdiği kağıt yüzeyi, karanlık kutu (camera obscura) yoluyla pozlandırmak ve bunu büyük diyafram açıklığı veren kısa odak uzaklıklı bir objektifle başarmıştır. Onun çektiği ilk fotoğraflardan bir tanesi Londra’da Bilim Müzesinde saklanmaktadır. Bu fotoğrafta, negatif bir demir pencere görülmektedir.

Talbot tarafından bulunan yeni yöntem, hem fotojenik çizimden hem de Daguerre’in dagerreyotip yönteminden farklıdır. Bu yeni buluşuna Talbot, Kalotip (Calotype) adını vermiştir. Bu yöntemde ışığa duyarlı yüzey olarak kağıt kullanılır. Bu işlem sonunda gözle görülebilen bu görüntü negatif olarak ortaya çıkar. Bu negatiften birbirinin aynı olan sayısız pozitif fotoğraf elde edilebilir. Talbot’un buluşunun en önemli özelliği negatif görüntüdür. Kalotiple birlikte ortaya çıkan çoğaltma tekniği, doğrudan insan eliyle değil, insanın yönlendirdiği ışık ve kimyasal maddeler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Kalotip yöntemiyle Talbot, yeni bir mekanik çoğaltma tekniğiyle birlikte çağdaş fotoğrafçılığın temelini belirlemiştir. Ayrıca bu yöntem, bir nesneyi yüzey üzerine kaydederek, çoğaltarak, duyguları dışavurmanın yeni bir yolu olarak da değerlendirilebilir.

İlk Fotoğrafçılar

Dünyada fotoğraf Niepce, Daguerre ve Tablot’un yapmış olduğu buluşlar sonrasında 1800’lü yıllarda yayılmaya başlamıştır. Optik yoluyla resmetmenin kendine özgü anlatım biçimini sergileyen fotoğrafçılar ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, 1840’lı yıllarda David Octavius Hill ve Robert Adamson’u anmak gerekmektedir. Newhaven’lı Kadınlar (Fotoğraf 2.5) bu isimlere aittir ve 1845 yılında çekilmiştir.

İlk fotoğrafçılar farklı alanlarda fotoğraflar çekmişlerdir. Özellikle de resim sanatının oluşturduğu geleneksel yapı fotoğrafçıları da etkilemiştir. Akademi (Fotoğraf 2.6) adlı fotoğraf örnek olarak verilebilir. Fotoğrafın resmetme tekniğini yaratıcı bir şekilde kullanmaya yönelen bu ilk dönem sonrasının (1845-1850) fotoğrafçıları, insanı yaşamın içindeki farklı konumlarda resmetmişlerdir. Bunu yaparken, resim sanatında olduğu gibi insanı doğal halinde ve kendilerinin düzenledikleri ortamlar içinde kullanmışlardır.

Oskar Gustave Rejlander (1813-1875) de üzerinde durulması gereken bir başka fotoğrafçıdır. Victorya dönemi resimlerine özenerek Hayatın İki Yolu adlı fotoğrafı (Fotoğraf 2.7) çektiği söylenebilir. Bu fotoğraf, fotoğraf tekniği kullanılarak resim üretmek olarak değerlendirilebilir.

Herhangi bir nesne ya da durum herhangi bir yüzey üzerine çizilerek, boyanarak ya da kazıyarak resmedilirken resmeden kişi konuyu birebir resmetmek yerine gözüyle gördüğünü resmeder yani yorumunu katar. Bu durum resmedilen konuyla doğrudan bir fiziksel benzerlik olmasının önüne geçer. Söz konusu fotoğrafın resmetme tekniği olduğunda ise durum çok farklıdır. Kişi optik yoluyla resmederken, optiğin verdiği görüntüyü resmetmek durumundadır. Bu aynadaki yansımaya benzetilebilir. Çünkü optik gördüğü şeyi yansıtır. Bu nedenle fotoğrafın gösterdiği şey gerçek olarak kabul edilir.


Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email