aofsoru.com

Finansal Yönetim Dersi Genel Özet

Finansal Yönetime Giriş

Finansal Yönetimin Önemi

Finansal yönetim mikro ekonominin bir unsurudur ve üretim pazarlama ve insan kaynakları yönetimi gibi diğer işletme fonksiyonlarına göre çok güçlü bir teorik alt tabanda bulunmaktadır. Günümüzde finansal yönetim sosyoloji, psikoloji, matematik ve istatistik gibi bilim dalları ile de yakından ilgilidir.

Finansal yönetim önceleri sadece işletmenin ihtiyaç duyduğu fonların temin edilmesi ve işletmenin nakit varlıklarının yönetilmesiyle ilgilenirken, bugün yetki ve sorumlulukları önemli ölçüde genişlemiş, fonların kullanılması, değerlendirilmesi ve işletme değerinin yükseltilmesi gibi konularla da ilgilenmektedir.

Finansal yönetim, işletme yönetiminin temel fonksiyonu olup varlıkların temin edilmesi, finansmanı ve yönetimi ile ilgilenir. Bu fonksiyonlar bir işletme kurarak iş hayatına atılan kişilerin verecekleri kararlar ile ilgilidir. Kuracakları işletmenin yapacağı yatırımlar, bu yatırımların finanse edilecekleri kaynakların temin edilerek etkin bir şekilde yönetilmesi kararları, finansal yönetimin temel alanı içindedir.

Finansal yönetimin 3 temel görevi vardır. Bunlar;

  • Yatırım kararı,
  • Finanslama kararı,
  • Mevcut varlıkların yönetimi kararıdır.

Tüm bu kararlar işletmenin bilançosu ile ilgilidir. Finansal yönetim bu kararları verirken iki temel değişkeni dikkate almak zorundadır. Bunlar; risk ve beklenen getiridir. Finansal yönetim yatırım, finanslama ve mevcut varlıkların yönetimi kararlarını daima getiriyi artırma ve riski azaltma amaçlarına bağlı olarak verecektir.

Finansal yönetim, yöneticilerin her zaman rasyonel karar verdiğini ve daha yüksek getiri ile düşük riski tercih edeceklerini varsaymaktadır.

Finansal yönetim, oldukça geniş bir alana odaklanan bir finans fonksiyonu olup yalnız şirketlere değil, finansal kurum, bankalar ve yatırım yönetimini de kapsamakta ve ulusal ve uluslararası bazda kullanılmaktadır. Bu özelliği oldukça yaygın bir iş alanı yaratmakta ve kurumların yanında kişilerin de yatırım kararlarında rol oynamaktadır. Genel olarak finansal yönetim aşağıdaki dört alanı kapsamaktadır:

  • Kurumsal finansman: Kurumsal finansman bu dört alan içinde en geniş kapsamlısıdır ve finansal yönetim derslerinin içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Daha çok anonim şirketlerin finansal yönetimi üzerine odaklanmakla birlikte kurumların finansal yönetim çalışmalarını açıklamaktadır. Şirketlerin kısa ve uzun vadeli varlıkları ile kaynaklarının yönetilmesi, sermaye maliyetlerinin ve işletme değerlerinin belirlenmesi gibi konulara özellikle önem vermektedir.
  • Finansal kurumlar: Finansal ürünlere yönelik hizmetler veren kuruluşlardır. Bankalar, sigorta ve sosyal güvenlik kurumları ile finansal kiralama, faktoring gibi kuruluşlar bu grup içinde yer almaktadır. Bu kuruluşlar çeşitli finansal ürünler ihraç ederek sağladıkları kaynakları, para ve sermaye piyasalarında değerlendirirken aynı zamanda da yatırımların risklerini de denetlemeye çalışırlar.
  • Yatırım analizi: Daha çok sermaye piyasalarını kapsamakta olup hisse senedi, tahvil ve ipotek senedi gibi ürünler üzerine odaklanmaktadır. Bu araçların risk ve getirilerinin ölçülmesi, değerinin araştırılması ile yatırımcıların yatırım çeşitliliklerinin belirlenmesi de bu alanın temel fonksiyonlarıdır. Bu alanda borsa aracı kurumları, yatırım bankaları ile yatırım fonları faaliyet göstermektedir.
  • Uluslararası finansman: Küreselleşme ile birlikte işletmelerin faaliyetlerinin gelişmesi, bu alanın da genişlemesini sağlamıştır. Finans kuruluşları, işletmeler ve yatırım analizinin sınır ötesi çalışmaları ile ilgilenmektedir. Dış ticaret faaliyetleri, uluslararası bankacılık ve portföy yönetimi gibi konulara da büyük önem vermektedir.

Yatırım kararı işletmelerin daha fazla getiri elde etmek için işletme varlıklarını artırma yolundaki eylemleridir. Yatırım kararları bilançonun varlıklar tarafı ile ilgilidir. Yatırım kararları kısa vadeli (dönen) varlıklarla ilgili olabileceği gibi duran varlıklarla da ilgili olabilir.

Finansal yönetimin en önemli kararlarından birisi de işletmenin varlıklarını hangi kaynaklarla finanse edeceğidir. Finanslama kararlarında genellikle işletme yöneticilerinin daha az risk ve daha fazla getiri ilkesine göre hareket edeceği varsayılır.

Her işletme varlıklarını en etkin biçimde kullanmaya çalışır. Etkin olarak kullanma, daha az riske girerek bu varlıklardan daha fazla getiri elde etmektedir. Finans yöneticilerinin varlıkların çalıştırılmasında çeşitli derecelerde sorumlulukları vardır.

Finansal yönetimin görevleri arasında tahmin ve planlama, koordinasyon ve kontrol, para ve sermaye piyasaları ile iş birliğine girmek unsurları bulunmaktadır. Yukarıdaki bu görevleri finans yönetimi daha az riske girerek varlıklarda daha fazla getiri elde etmeyi ilke edinerek yerine getirmektedir.

İşletmeler, ortakları ve yöneticilerin dışında tedarikçileri, müşterileri ve sermaye sahipleri ile devletler gibi çeşitli çıkar gruplarının birleşmesinden oluşmaktadır. İşletme faaliyetlerinin kendi çıkarı ve ortaklarının beklentileri doğrultusunda işletmenin çeşitli amaçları vardır. Bunlardan başlıcaları: Kar maksimizasyonu, büyümek, süreklilik ve işletme değerinin artırılmasıdır.

İşletmenin temel amacı, işletmenin mevcut hissedarlarının servetlerini arttırmaktır. Diğer bir ifade ile işletme değerini maksimize etmektedir. Hissedarların serveti için en iyi gösterge hisse senedinin piyasa fiyatıdır. Bu piyasa fiyatı işletmenin yatırım, finansman ve varlıkların yönetilmesine yönelik politikalarının bir sonucu olarak oluşmaktadır.

Hisse senedinin fiyatı işletme performansını gösteren bir endeks gibidir. İşletmenin karlılığı artar, büyür veya daha iyi yönetilmeye başlarsa bu durum mutlaka işletmenin hisse senedi fiyatını etkiler.

Sosyal sorumluluk işletmenin diğer bir amacı olup olmadığı tartışılan konulardan biridir. İşçilere sağlıklı iş koşulları sağlamak, çevreye zarar vermemek ve tüketicilere sağlıklı ürün satmak işletmelerin ahlaki sorumluluğudur.

Modern işletmelerde yönetim fonksiyonu ile hissedar fonksiyonu birbirlerinden tamamen ayrılmıştır. Hissedarların işletme büyümesi sonucunda, yönetimden uzaklaşmaları ve işletme yönetimini profesyonel yöneticilere bırakmaları ile zaman zaman bu yöneticilerin kendi çıkarlarını işletmenin çıkarlarına tercih edip etmeyeceği sorusunu akla getirmektedir. Bu konu finansal yönetimde “Vekâlet Teorisi” adı altında tartışılmaktadır.

Vekâlet teorisi, yöneticilerin bir vekil gibi hissedarların adına hareket ederken, hissedarlar ile çıkarlarının zaman zaman çakıştığını öne sürmektedir. Hissedarlar bu çakışmayı önlemek için bazı maliyetlere katlanırlar. Bu maliyetler hem yöneticilerin denetimi hem de teşvikini içermektedir. Vekâlet teorisi bu maliyetlere vekâlet maliyeti adı vermektedir. Vekâlet maliyeti denetim, teşvik, bonus ve hisse senedi opsiyonu gibi maliyetleri içermektedir.

İşletmeler mutlaka yöneticilerine kararlarında büyük esneklik tanımalıdırlar. Bu durumda bazı hissedarların en iyi çıkarları doğrultusunda kararlar çıkmasına engel olabilir.

Günümüzde hissedar yönetici ilişkilerinin daha sağlıklı işleyebilmesi ve işletmenin verdiği kararlardan ortakların, hükümetlerin ve finansal piyasaların kolayca haberdar olabilmesi ve işletmelerin kararlarında etik standartlarına uygun kararlar verebilmesi için son yıllarda kurumsal yönetişim olarak adlandırılan kurallar işletmelerde uygulanmaya başlamıştır.

Kurumsal yönetişim ilkeleri bir şirketin yönetim ve denetim yaklaşımını etkileyen bir dizi süreç, politika, yasa ve kurumdan oluşmaktadır. Şirket yönetişim ilkeleri şeffaflık, adil olma, hesap verilebilirlik ve sorumluluk ana başlıklarından oluşmaktadır. Şirket yönetişim ilkelerini uygulayan işletmeler işletmenin kreditör, müşteri ve tedarikçi olarak bilinen dış çıkar grupları ile daha sağlıklı ilişkiler kurabilecekleri gibi işçiler ile yöneticiler arasında olan ilişkilerini de geliştirebilecektir.

Her işletme mal veya hizmet üretimini en iyi fiyatla satmaya çalışmaktadır. Bu faaliyetleri yerine getirmek için insan kaynaklarını en etkin biçimde yürütmektedir. Hemen hemen her işletmenin bu kapsamda ana bölümleri vardır. Finansman ya da finansal yönetim bölümü çoğunlukla genel müdüre veya CEO’ya bağlı bir genel müdür yardımcısı tarafından yönetilmektedir. Finansal yönetim fonksiyonu örgütün diğer fonksiyonları ile doğrudan ilişkilidir, hazırlayacağı mali tablolar ile onların performanslarını değerlendirirken, tüm üretim, pazarlama ve insan kaynakları ile ilgili kararların işletme değeri ve riskine etkilerini değerlendirir.

Finansman bölümü genel olarak finansal işler yönetimi ve denetim gibi iki bölüme ayrılabilir. Yönetim bölümünde sermaye bütçelemesi, nakit yönetimi, banka ilişkileri, finansal analiz ve planlama, yatırım planlaması, sigorta ve vergi analizi ve yönetimi gibi fonksiyonel görevler vardır. Denetim bölümünde ise maliyet muhasebesi ve yönetimi, bilgi işlem, genel muhasebe, finansal raporların hazırlanması, bütçe yapılması ve finansal tahminlerde bulunulması gibi görevler yer almaktadır.

Yasal ve Finansal Çerçeve

İşletmenin yasal yapısı iş dünyası açısından çok önemlidir. Yasal yapı işletme yönetimine avantajlar yanında dezavantajlarda sağlayabilir. Aynı zamanda işletmelerin çeşitli finans kuruluşları ile de yakın ilişkileri bulunmaktadır. İşletmeler finans kuruluşları aracılığıyla finansal kaynaklara erişmektedirler.

İşletmeler çeşitli özelliklere sahip yasal yapılarda olabilirler. Yasal yapı işletme ortaklarının sorumluluk, risk ve getirilerinin belirlenmesinde ve resmi bir yapıya dayanmasında birinci derecede önemlidir. Bu resmi yapı işletmelerin ortaklık, sermaye yapıları ve yaptıkları işin çeşitlerine göre değişmektedir. Bunlar; şahıs işletmesi, adi ortaklık, kolektif ortaklık, komandit ortaklık, limited ortaklık ve anonim ortaklıktır.

Şahıs işletmesi: Eğer bir kimse bir işletmenin sahibiyse ve işletmeyi kendi adına yönetiyorsa o yapıya şahıs işletmesi denilmektedir. Kişiler ruhsat alarak bir işletmeyi çalıştırma hakkına sahip olurlar. Bunun için vergi dairesine başvurmak ve sosyal güvenlik kurumuna kaydolması yeterlidir.

Adi ortaklık: Şahıs işletmelerinin özelliklerini taşımaktadır. Bu tip işletmelerde, işletmeye ortak olan iki ya da daha fazla kişinin işletmenin borçlarına karşılık, sınırsız bir sorumlulukları vardır. Büyük miktarlarda sermaye toplamanın zor olduğu adi ortaklıklarda işletmenin ömrü ortakların iş birliğine ve ömrüne bağlıdır.

Adi ortaklıklar şahıs işletmesinde olduğu gibidir. Şahıs işletmeleri ve adi ortaklıklar en basit işletme yasal türleri olup kurulması kolay ve masrafsızdır. Ancak işletme sahip veya sahiplerinin sorumlulukları sınırsızdır.

Kolektif şirket: Ticari hayatta oldukça yaygın olan kolektif ortaklık, genellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmeler için uygundur. Bu tür şirketlerde asgari bir sermaye koyma zorunluluğu yoktur. İki ve daha çok kişi tarafından, bir ticari işletmeyi müşterek ticaret unvanı altında işletmek amacı ile bir anlaşma ile kurulan kolektif ortaklıkta şirket alacaklarına karşı ortakların tümünün sorumluluğu sınırsız ve zincirlemedir. Kolektif şirket, ortakların kişiliğinden ayrı bir kişiliğe sahiptir. Bu kişilik, şirket ana sözleşmesinin ticaret siciline tescil ile kazanılmaktadır. Şirketin ömrü ortaklarının iş birliğine bağlıdır.

Komandit ortaklık: Ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve şirket alacaklılarına karşı ortaklardan bir ya da birkaçının mesuliyeti tahdit edilmemiş ve diğer ortak veya ortakların mesuliyeti muayyen bir sermaye ile tahdit edilmiş olan şirkettir. Komandit şirketlerin en farklı niteliği, ortakların bir kısmının sorumluluğunun sınırlı, bir kısmının sorumluluğunun da sınırsız olmasıdır. Bu tür şirketlerde sorumluluğu sınırsız ortağa “komandite”, sınırlı ortaklara “komanditer” denilmektedir. Komandit ortakların bir diğer çeşidi de sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıktır.

Limited ortaklık: İki veya daha fazla hakiki ve hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan ortaklıklara denir. Limited ortaklık en az iki en çok elli ortak arasında kurulabilmektedir. Tahvil ihraç edemeyen limited ortaklıkta, ortaklar sadece koydukları payla sorumlu olduklarından bir sermaye şirketidir. Limited ortaklıklar, büyük ticari işletmeler için zorunlu organizasyonlara ihtiyaç göstermeyen küçük ve orta büyüklükteki işletmeler olup şirket olduklarında, şahıs şirketlerinden biraz daha masraflı olmalarına rağmen göreceli olarak ucuz ve kolay şekilde kurulmaktadırlar. Bu şirketlerin ortaklarının sınırlı sorumlulukları vardır.

Anonim ortaklık: Bir unvana sahip, esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş olan ve borçlarından dolayı yalnız malları ile mesul olan ortaklık olarak tanımlanan anonim şirket, bugünün ticari dünyasında en önemli işletme yapısıdır. Anonim şirketler orta ve büyük ölçekli şirketler için uygun yapılardır. Sermaye piyasası mevzuatına göre BİST’de halka açılabilmek için anonim şirket statüsünde olmak gerekmektedir. Anonim şirketler finans yönetimi açısından finans yöneticisine en çok seçeneği sağlayan bir hukuki kuruluş biçimidir.

İşletmenin içinde bulunduğu finansal sistemin rolü tasarrufları toplamak ve onları verimli bir şekilde bu fonlardan yatırım ya da tüketim amaçları ile yararlanan nihai kullanıcılara tahsis etmektir.

Tüm ekonomik gruplar hanehalkı, işletmeler ve devlet şeklinde sınıflandırılabilir. Bu üç grup belirli bütçe sınırlamaları altında bir taraftan fon yaratırken bir taraftan da fon kullanmaktadır. Hanehalkı genellikle periyodik gelir sahibidir. İşletmeler hanehalkı ve hükümetlere hizmet ve eşya satarken ücret, hammadde alımı ve işletme giderleri için ödeme yaparlar. Devlet ise vergi toplayarak fon elde eder ve bu fonları sağlık, eğitim, iç güvenlik ve savunma gibi hizmetlere harcar. Herhangi bir zaman aralığında bu üç grup şu üç durumda olabilir:

  • Denk bütçe durumu: gelir = giderler
  • Artık durum: gelir > giderler
  • Açık durum: gelir < giderler

Finansal sistem, fonların artık durumu olan birimlerden (SSU) açık durumu olan birimlere aktarımı (DSU) ile ilgilenmektedir. Fazla gelirin, açık durumda olanlara aktarımı, borç vermek veya ortak olmak yolu ile olmaktadır.

İşletmenin faaliyetini yürüttüğü finansal çevre, daha çok sermaye piyasasını kapsayan doğrudan finanslama ile daha çok banka ve benzeri kuruluşların yer aldığı dolaylı finansman kuruluşlarından oluşmaktadır. Fonları SSU’lardan DSU’lara transfer etmenin en kolay yolu doğrudan finanslamadır. Doğrudan finanslama da en önemli sorun DSU’lar ile SSU’ların koşullarının asgari müşterekte birleştirilmesidir. Ancak bu konuda koşulların uyuşması her zaman mümkün olmamakta, bu işleme yardımcı olmak için bazı para ya da sermaye piyasası aracıları devreye girmektedir. Bunlar;

Broker: Fon arz ve talebinde bulunanları bir komisyon karşılığında bir araya getiren, kendi nam ve hesaplarına işlem yapmayan kurumlardır. Bu kurumlar %1’den daha küçük bir komisyonla hisse senedi alım satımına aracılık eder.

Dealer: Kendi nam ve hesaplarına da işlem yapabilen aracı kurumlardır. Bunlar fiyatlar ucuz olduğunda alım, yüksek olduğunda da satım yaparak piyasanın daha etkin çalışmasını sağlamaktadırlar. Bu kuruşlara piyasa yapıcısı da denilmektedir. Dealerların olmadığı bir piyasada nakit para sıkıntısı olacağından, böyle bir piyasanın sağlıklı olacağını öne sürmek mümkün değildir.

Yatırım Bankası/Bankeri: Yeni menkul kıymet ihraç eden kuruluşların menkul kıymetlerini halka arz edebilmeleri için danışmanlık ve aracılık yapan kuruluşlardır. Yatırım bankaları veya bankerleri bir şirket halka açıldığında şirketin halka arz edeceği menkul kıymetin piyasada satılabileceği fiyatı belirler ve menkul kıymetlerin satılabilmesi için gayret sarf eder. Yatırım bankerleri işlevlerini genellikle yüklenim aracılığı ve en iyi gayret aracılığı şekliyle yapabilirler. Yatırım bankeri yüklenim aracılığı durumunda menkul kıymetin satım risklerini üstlenmektedir. En iyi gayret yatırım aracılığında ise yatırım bankerleri halka arz ettikleri menkul kıymeti başarılı bir şekilde pazarlamaya çalışırlar.

Eğer fon arz edenlerle, fon talep edenler arasında doğrudan bir ilişki yoksa diğer bir ifade ile fon arz edenlerle fon talep edenler arasında doğrudan fon transferi söz konusu olmadan araya başka bir finansal kurum girerek, riski üstlenerek bu işten bir getiri elde etmeyi düşünüyorsa dolaylı finansman ilişkisi söz konusudur. Fon  talep edenin yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde fon arz eden bu ilişkiden doğrudan doğruya zarar görmemekte, araya giren finansal kurum ödenmeme riskini üstlenmektedir. Dolaylı finansmanın kurumları şunlardır:

  • Mevduat Kabul Eden Kurumlar,
  • Ticari Bankalar,
  • Yardımlaşma Sandıkları,
  • Sigorta Şirketleri ve Sosyal Güvenlik Kurumları,
  • Hayat Sigortası Şirketleri,
    • Elementer Sigorta Şirketleri,
    • Sosyal Güvenlik Kurumları,
  • Diğerleri:
    • Yatırım Fonları,
    • Yatırım Ortaklıkları,
    • Finansman şirketleri,
    • Finansal Kiralama şirketleri,
    • Faktoring şirketleri.

Finansal kiralama (leasing), bir yatırım malının mülkiyeti finansal kiralama şirketinde kalarak belirlenen kiralar karşılığında kullanım hakkının kiracıya verilmesi ve sözleşmede belirtilen sözleşme süresi sonunda mülkiyetinin kiracıya geçmesini sağlayan bir finansman yöntemidir.

Faktoring şirketleri ise vadeli mal satan işletmelerin alacaklarını satın alan ve onlara tahsilat ve finansmanda yardımcı olan kuruluşlardır. Bu kapsamda faktöring şirketleri, işletmelerin mal ve hizmet satışlarından doğmuş veya doğacak çek ve senet gibi vadeli, alacaklarını devralarak finansman, garanti ve tahsilat hizmetlerini sunmaktadır.

Finansal piyasalar çeşitli kriterlere göre sınıflandırılabilmektedirler. Finansal literatürde en çok yapılan sınıflandırmalar şu şekildedir:

  • Para Piyasası – Sermaye Piyasası: Para piyasaları kısa vadeli fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasalardır. Sermaye piyasaları ise uzun vadeli fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasalardır. Ticari bankaların oluşturduğu piyasalar bir para piyasasıdır.
  • Birincil Piyasa – İkincil Piyasa: Birincil piyasa bir şirketin ilk defa ihraç ettiği menkul kıymetlere ilişkin piyasadır. İkincil piyasa ise daha önce ihraç edilmiş olan menkul kıymetlerin alınıp satıldığı ikinci el piyasasıdır. BİST bir ikincil piyasadır.
  • Örgütlü Piyasa – Tezgâh Üstü Piyasa: Belirli bir fiziksel mekâna kurulmuş, belirli işlem kuralları ve üyeleri olan ve yalnız kendisine kote edilmiş menkul kıymetlerin alım ve satımının yapıldığı piyasalara örgütlü piyasa denilmektedir. Tezgâh üstü piyasalarda ise çok sayıda finansal kurum telefon, faks, teleks ve bilgisayarla birbirlerine bağlanarak ya da haberleşerek bir piyasa oluşturmaktadırlar. BİST örgütlü, Kapalıçarşı ise tezgâh üstü piyasadır.
  • Spot Piyasa – Vadeli Piyasa: Ödemenin ve teslimatın derhal yapıldığı piyasalar spot piyasa olarak adlandırılırken, önceden belirlenmiş bir fiyattan ve belirli bir vadede teslimat ve ödemenin yapıldığı piyasalar vadeli olarak bilinmektedir.

Finansal piyasalarda kullanılan başlıca finansal yatırım araçları şunlardır:

  • Para Piyasası Araçları (Hazine Bonosu, Repo, Varlığa Dayalı Menkul Kıymet (VDMK), Mevduat Sertifikası, Finansman Bonosu, Euro Dolar)
  • Sermaye Piyasası Araçları (Devlet Tahvili, Şirket Tahvilleri ve Hisse Senedi)

Hazine bonoları, devlet tarafından ihraç edilmiş borçlanma amaçlı menkul kıymetlerdir. Vadeleri bir yıldan kısa olup uyguladığı faiz risksiz olarak kabul edilmektedir. Son yıllarda en çok gelişen para piyasası araçlarından biri de repo, yeniden satın alma anlaşmasının kısaltılmışıdır. Genel olarak günlük veya haftalık olarak yapılan repo işlemlerinde, repo yapan taraf bir menkul kıymeti tasarruf sahibine geri alım vaadi ile satmaktadır. Vade sonunda aldığı parayı faiziyle birlikte öderken, satmış olduğu menkul kıymeti geri satın almaktadır. Finans kurumlarının sahip oldukları alacak senetlerini bir havuzda toplayarak oluşturdukları bir varlığı teminat göstermek suretiyle ihraç ettikleri yeni menkul kıymete VDMK denilmektedir. Finansman bonoları bankaların, finans şirketlerinin ve büyük şirketlerin kısa vadeli (2 yıla kadar) olarak ihraç ettikleri borçlanma senetleridir. Euro dolar ise Avrupa’daki dolar mevduatına verilen isimdir.

Sermaye piyasasının önde gelen aracı da devlet tahvilleridir. Uzun vadeli olan bu araçlar özel sektör tahvillerine göre düşük faizli ve risksizdir. Şirket tahvilleri ise uzun vadeli araçlar olup faizleri, derecelendirilme sonucunda aldıkları puanlara göre belirlenmektedir. Hisse senetleri anonim şirketlere ortaklık hak ve yetkisi veren ve mülkiyeti temsil eden menkul kıymetlerdir. Hisse senetlerini anonim şirketler ihraç edebilmekte, bu senetleri alan yatırımcılar şirketin ortağı olmaktadır. Hisse senetleri sahipleri şirketin kârlarından ve performansından önemli ölçüde yararlanabilmelerine karşılık, şirketin tasfiye olması durumunda ise tahvil ve diğer borçların ödenmesinden sonra şirketin mal varlığı üzerinde hak iddia edebilmektedir. Hisse senedi sahiplerinin sahip oldukları haklar; şirket karından pay alma hakkı, yeni pay alma hakkı (rüçhan hakkı), tasfiye bakiyesine katılma hakkı, şirket yönetimine katılma hakkı, oy hakkı ve bilgi alma hakkıdır.


Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email