aofsoru.com

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı 2 Dersi 6. Ünite Özet

Ara Nesil Dönemi Türk Edebiyatında Şiir Ve Mensur Şiir

Giriş

Bu ünitede Ara Nesil’de yazılan şiirlerin konu edinilecektir.

Ara Nesil Şiirinin Genel Özellikleri

  • Ara Nesil şairleri, bir bildirge, dergi ve başkan etrafında ortak karar almış ve hareket etmiş bir edebiyat akımı değildir.
  • Ara Nesil şairlerinin şiiri, geleneksel divan şiiri anlayışıyla Batılı anlamda modern ve yeni şiirin bir sentezidir.
  • Hem toplumsal hem de bireysel konulara yer vermişlerdir.
  • Hem divan şiiri nazım şekillerini hem Batılı nazım şekillerini, hem aruz veznini hem de hece veznini birlikte kullanmışlardır.
  • Ara Nesil şairleri, kendi aralarında her anlamda tam bir uyum ve birliktelik hâlinde değillerdir. 1. Divan şiirine bağlı grup; 2. Batı edebiyatının etkisindeki grup; 3. Geleneksel ve modern edebiyatı sentezleyen grup olarak sınıflandırılabilirler.
  • Geleneksel ve modern nazım şekillerini bir arada kullanmışlardır.
  • Göze göre değil, kulağa göre kafiye anlayışına bağlıdırlar.
  • Tablo altı ya da tablo için şiir yazma uygulamasına başvurmuşlardır.
  • Birinci sınıf şair değildirler.

Bazı Ara Nesil Şairleri

Başlıca Ara Nesil şairleri şunlardır: Abdülhalim Memdûh, Ahmet Rasim, Ali Kemâl, Beşiktaşlı Muhyiddin, Fâik Esad (Andelib), İbnürreşad Ali Ferrûh, İsmail Safâ, Manastırlı Mehmet Rıfat, Mehmet Celâl, Menemenlizâde Mehmet Tâhir, Muallim Feyzî, Mustafa Reşit, Müstecâbîzâde İsmet, Nabizâde Nâzım, Recep Vahyî, Sezâîzâde Ahmet Hikmet, Şair Nigâr Hanım, Şeyh Vasfî, Tepedelenlizâde Hüseyin Kâmil, Veys Paşa-zâde Ali Ruhî.

İsmail Safa (1867-1901)

Peyami Safa’nın babasıdır. İsmail Safa, İkinci Abdülhamit iktidarına karşı olan muhalif gruplar içinde siyasi mücadelelerde bulunmuştur. Bazı davranışları ve “Gelmeyecek mi?”, “Ey Halk Uyan”, “Sultan Hamid’e” gibi şiirleriyle muhalefetini ortaya koymuştur.

Şiirleri: 1. Sünûhat, 2. Huz Mâ Safâ, 3. Mağdûre-i Sevdâ, 4. Mevlid-i Pederi Ziyâret, 5. Mensiyyât, 6. Hissiyât, 7. İntâk-ı Hakkın Tahmisi.

Eleştiri: 1. Muhâkemat-ı Edebiyye, 2. Mülâhazat-ı Edebiyye.

Tercüme: 1. Vehametli Sevdalar (Emanuel Conzalet’ten çeviri).

Edebiyat hayatı: İsmail Safa, Darüşşafaka öğrencisi iken şiir yazmaya başlamıştır.İlk şiirlerini Muallim Naci’nin edebî sütununu yönettiği Tercüman-ı Hakikat’te yayımlamıştır.

Bu gazetenin yanında S aadet, Mürüvvet, İmdâdü’l-Midâd, Mecmua-i Muallim, Mirsad, Resimli Gazete, Hazine-i Fünun, Mektep, Malûmat, Musavver Malûmat, Maarif, Servet-i Fünun, Pul Mecmuası, İrtika, Gülşen-i Edep, Mecmua-i Edebiyye gibi gazete ve dergilerde ürün yayımlamış, Mirsad gazetesinin ve Maarif dergisinin başyazarlığını yapmıştır.

Şiiri: 1884-1892 yılları arasındaki şiirlerinde geleneksel edebiyatın, divan şiirinin ve Muallim Naci’nin etkisi altında kalmıştır. 1892-1895 yılları arasında ise şiirinde yenilik unsurları görülür. Şiirlerinde karşılıklı konuşmalara, olay anlatımına ve nesre özgü bazı unsurlara yer vermeye başlar. Servet-i Fünuncuların bazı düşünce ve ilkelerini benimser, bazılarını benimsemez. Mesela kafiye konusunda Servet-i Fünuncularla aynı görüştedir.

Konuları: Şiirlerinde daha çok aşk, aile, çocukluk hatıraları, tabiat, rintlik gibi bireysel; Allah, peygamber sevgisi, dinî abideler gibi dinî; ölüm, kâinat gibi felsefi konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunların yanında millî, sosyal, siyasi ve eğitici konulara yer vermiştir. Fakat bunlar, büyük bir yekûn tutmamaktadır.

İkinci Abdülhamit’i eleştiren bazı şiirlerinin yanında İntak-ı Hakkın Tahmisi adlı metni de Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Hasan Hüsnü Paşa’yı eleştiren bir hicivnamedir. İsmail Safa, Türk-Yunan Savaşı, Fatih Sultan Mehmet ve Osmanlı hakkında millî duygularını dile getiren bazı şiirler de kaleme almıştır.

Şekil Özellikleri: Şair, şiirlerinde genellikle divan şiiri nazım şekillerine yer vermiştir. Daha sonraları serbest müstezat ve serbest nazım denemelerinde de bulunmuştur. Bütün şiirleri aruz vezniyledir. Kuramsal olarak kulak için kafiye anlayışını savunmakla birlikte şiirlerinde bu ilkeye uymamıştır. Mukayyet kafiyeye aşırı düşkündür. Dil ve üslubu dikkati çekecek ölçüde yalındır. Arapça ve Farsça tamlamalara fazla yer vermemiş, Türkçe kelimelere ağırlık vermeye çalışmıştır. En çok konuşma, hitabet ve tahkiye üsluplarına başvurmuştur.

Mehmet Celâl (1867-1912)

İstanbul’da doğmuştur. Düzenli bir eğitim hayatı olmamıştır. Musiki ve edebiyatla ilgilenmiş, bir ara Şemsü’l- Maarif Mektebi ve özel okullarda yazı ve Türkçe dil bilgisi dersleri vermiştir.

Şiir kitapları: 1 . Ada’da Söylediklerim, 2. Sultan Osman Gazi Yahud Bir Sayyâd-ı Hümâyûn-Baht, 3. Sultan Orhan Gazi Yahud Bir Kahraman, 4. Fatih Sultan Mehmed-i Sani Yahud İstanbul Fethi, 5. Yavuz Sultan Selim-i Evvel Yahud Afitab-ı Satvet, 6. Kanunî Sultan Süleyman Yahud Fütuhat, 7. Yıldırım Bayezid-i Evvel Yahud Bir Cihangir, 8. Sultan Mehmed-i Salis Yahud Fatih-i Sehîr, 9. Sultan Bayezid-i Sani Yahud Elvah-ı Zafer, 10. Hüdavendigâr Gazi Yahud Fetihler ve Kosova Sahrası, 11. Çelebi Sultan Mehmed Yahud Müceddid-i Devlet, 12. Sultan Selim-i Sani Yahud Muzafferiyyet, 13. Zâde-i Sair, 14. Gazellerim, 15. Âsâr-ı Celâl, 16. Sürûd, 17. Elvâh-ı Şâirâne, 18. Şîr-i Gazâ, 19. Şevketlü Padişahımız Gazi Büyük Abdülhamit Han-ı Sâni Efendimiz Hazretleri.

Edebiyat hayatı: Anadolu’nun değişik yerlerinde halk edebiyatını tanır. Bu birikim şiirlerine halk edebiyatının etkisi olarak yansımıştır.

İlk edebî ürünlerini 1884’ten itibaren Tercüman-ı Hakikat gazetesine göndermeye başlar. Dolayısıyla edebiyata Muallim Naci mektebinde başlamıştır.

Muallim Naci, onun şiirleri hakkında değerlendirme, eleştiri yazıları yazarak onun şiirde gelişmesini sağlar. Bu arada Şafak, Cerîdetü’l-Hakâyık, Gülşen, Gayret, Mürüvvet, Musavver Maarif, Musavver Şükûfe, Haşalık Malûmât, Rehber-i Saâdet, Çanta gibi dergi ve gazetelere de ürün gönderir.

Şiiri: Mehmet Celâl, aşağı yukarı 1887 yılına kadar genellikle divan edebiyatı anlayışına bağlı iken bu yıldan itibaren divan şiiri anlayışının yanında Batılı anlamda şiir anlayışı ve unsurlarına da yer vermeye başlar. Ara Nesil grubu anlayışına geçişi 1887’den sonradır.

İlk şiirleri çoğunlukla etkisinde kaldığı Muallim Naci’ye nazirelerden oluşur. Bu nazirelerinde Muallim Naci’nin yaptığı gibi hem divan şiiri nazım şekillerini hem de Batılı nazım şekillerini kullanır. Mehmet Celâl, divan edebiyatına taraftar da karşı da değildir.

Servet-i Fünun eleştirisi: Mehmet Celâl, Servet-i Fünuncuları divan edebiyatı gibi kendi edebiyatımızı bilmeden Fransız edebiyatını taklit etmekle, millî olmayıp alafranga olmakla, ahlaka aykırı bir edebiyat yapmakla, vezin ve kafiye gibi şiir tekniklerine hâkim olmamakla, garip bir üslup kullanmakla suçlar. Onların kulak için kafiye anlayışını, Türk şairleri yerine Batılı edebiyatçıları, İslam felsefesi ve Doğu kaynakları yerine Batılı düşünce adamlarını üstat edinmelerini eleştirir.

Şiirinin konuları: Mehmet Celâl, şiirlerinde başlıca iki konuya yer verir: Romantik aşk ve tarih.

Aşk: Romantik bir şair olan Mehmet Celâl, bireysel konulu şiirlerinde daha çok aşk konusunu ele almış, aşkı romantik boyutuyla değerlendirmiştir.

Romantik aşk duygularının dile getirildigi mevsimler genellikle ilkbahar ve sonbahardır. Aşk şiirlerinin mekânı genellikle bulutlu, yağmurlu atmosferiyle Büyükada’dır.

Onun aşırı duygulu, hüzünlü aşk duyarlılığının nedeni, genç yaşlarda âşık olup aşkına cevap alamadığı Rum kızı Anna’dır. Diğeri de Anna’ya benzettiği eşi Fehime’nin genç yaşta vefat etmesidir.

Tarih: Mehmet Celâl şiirinin ana konularından birisi Osmanlı tarihi ve Osmanlı sultanlarıdır. O, on iki Osmanlı padiiahının hayat hikâyelerini yüceltici ve hamasi bir üslupla manzum birer tarih, müstakil mesneviler hâlinde yazmıştır. Bunlar küçük kitapçıklardan oluşur. Bu çalışmalarıyla Osmanlı sultanlarının tarihini şiir şeklinde yazan ilk şair olmuştur.

Mehmet Celâl, bütün şiirlerinde aruz veznini ustaca ve kolaylıkla kullanmış, başka bir vezne yer vermemiştir. Beyit ve dörtlükler halinde yazmış, nadiren üçlük, beşlik gibi birimlere de yer verir. Nazım şekilleri olarak da yeni ve Batılı nazım şekillerinden düz kafiyeli, çapraz kafiyeli, sarma kafiyeli, sone, serbest müstezad nazım şekillerine yer verdiğini görüyoruz. Bunların yanında yeni ve serbest şekiller de denemiştir. Göz için kafiye anlayışına bağlıdır.Üslup açısından lirik bir şairdir. Duygu ve düşüncelerinde samimidir ve şiirine hüzün duygusu hâkimdir.

Menemenlizâde Mehmet Tâhir (1802-1903)

Eğitim Bakanlığının değişik birimlerinde çalışır. Ayrıca Mülkiye’nin lise ve yüksek kısımlarında edebiyat ve resmî yazı dersleri; Darülfünun’un (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat şubesinde eğitim yöntemi konulu dersler verir.

Şiir kitapları: 1. Elhân (Tülin Arseven tarafından yeni Türk harfleriyle yayımlandı: Her Güzel Şey Şiirdir), 2. Yâd-ı Mâzî, 3. Âsâr-ı Perîsân, 4. Terâne-i Zafer.

Edebiyat hayatı: İlk şiirlerini Mülkiye’de okurken Tercüman-ı Hakikat gazetesinde ve Mir’at-ı Âlem dergisinde yayımlar. İlk şiiri Tercüman-ı Hakikat’te 1882’de çıkmıştır. Şair, eleştirmen, kuramcı, dergici, eğitimcidir. Envâr-ı Zekâ, Mir’at-ı Âlem, Berk, Hâver, Günes, Âsâr, Risâle-i Hafî, Mürüvvet, Mektep, Malûmât, Maârif, Mütâlâa, Servet-i Fünun gibi yayın organlarında ve kendi kurduğu Gayret dergisinde ürünlerini yayımlar.

Edebiyat anlayışı: Şiirin beşeri ve insani duyguları tasvir etmesi gerektiğini düşünen Tâhir’e göre Divan edebiyatı anlaşılmaz kelime ve ifadelerle doludur. Benzetmeler abartılı ve ilgisiz, mazmunlar eskidir. Aruzun aşırı ahengi sözün doğallığını ve duygularımızı bozmaktadır. Hece vezninde ise zayıf ve basit anlamlar hemen göze çarpar. Tâhir “kulak için kafiye” ilkesini benimser, hatta kafiyesiz de şiir olabileceğini düşünür. Türkçenin sözlüğünün ve kurallarının ortaya konmasını, imlasının geliştirilmesini teklif eder.

Tâhir, eski-yeni edebiyat tartışmalarında orta yolcu bir konumda olmuştur. Fakat daha çok yenilik taraftarıdır. Servet-i Fünuncuları daha haklı bulur.

Şiirde şekil ve vezin: Tâhir, hem geleneksel divan şiiri nazım şekillerine hem de Batı’dan aldığı ve kendisinin bulduğu yeni nazım şekillerine yer vermiştir. Biri hariç diğer şiirlerini aruzla yazmıştır. Genellikle romantik şiir anlayışına bağlıdır.

Konuları: Genelde aşk konusunu işler. Bazı şiirlerindeki aşığına ilgi duyan, onu davet eden, etken sevgili tipi yeni bir tavırdır. Ayrıca tabiat, 1897 Türk-Yunan Harbi ve bu savaşın mağdurlarına karşı duyulan merhamet, İslam kaynaklı yardımlaşma kurumunun takviyesi, tarihî konular, kahramanlık duygusu üzerinde durur. Bunların yanında dinî konulara da yer verir. Allah ve inanç konularını Şinasi’nin başlattığı anlayış doğrultusunda kâinattan deliller ve akıl yoluyla sergilemeye çalışır.

Nigâr Binti Osman (1862-1918)

Tanzimat sonrasının önde gelen Türk kadın şairlerinden biridir. Macar asıllıdır. Arapça, Farsça, Rumca, Almanca, Türkçe, Ermenice bilir. Genç yaşta evlenmiş ve mutlu olamamış, mutsuzluğunu şiirlerine yansıtmıştır. Osmanlı sarayıyla arası iyidir ve padişaha bağlı olmuştur. Saltanat hanedanıyla içli dışlı yaşamıştır. Batılı bir Osmanlı kadını olarak sultanlar, şehzadeler, diğer devlet adamları tarafından saygı görmüştür.

Şiir kitapları: 1. Efsûs 1, 2. Efsûs 2, 3. Nîrân, 4. Aks-i Sedâ, 5. Elhân-ı Vatan.

Diğer eserleri: 1. Safahat-ı Kalp (mektuplarla aşk hikâyesi), 2. Tesir-i Aşk (piyes).

Edebiyat hayatı: 12 yaşından itibaren şiir yazmaya, 14 yaşlarındayken de şiirleri yayımlanmaya başlar. İlk şiirleri Servet-i Fünun’da yayımlanır. Daha çok eski Türk edebiyatını sever. En çok Fuzulî ve Nedim’den beslenmiştir. Namık Kemal, Abdülhak Hâmit, Recaizâde Mahmut Ekrem ve Cenap Şehabeddin gibi yeni şairleri de okumuştur. Şiir ve yazıları Hanımlara Mahsus Gazete, Mehasin, Demet, Hanımlar Âlemi, Mütalaa, Mürüvvet, Malûmât, Servet-i Fünûn, Edebiyyât-ı Umûmiyye Mecmuası, Utârid, Sehbal, Pul gibi dergilerde çıkar. Bazı yazılarında “Üryan Kalp” mahlasını kullanır.

Şiiri: Şiirinde Doğu ve Batı edebiyatlarının etkileri değişik oranlardadır. Duygu ve zevklerinde Doğulu, yaşayış ve âdetlerinde Avrupalıdır. Şiirlerinde sadelik ve çocuk saflığı görülür. Batılı nazım şekillerine yer vermiştir. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, hüzün, din, kadın, annelik, çocuk eğitimi konularını işlemiştir.

Şekil bakımından hem divan şiirine hem yeni şiire bağlıdır. Hece değil, aruz vezniyle yazar. Şiir dili ağdalı Osmanlıcadır. Arapça ve Farsça tamlama ve kelimelere fazlaca yer vermiştir.

Eski nazım şekillerinden en fazla gazel ve şarkı şekillerini, yeni nazım şekillerinden ise çapraz kafiye, sarma kafiye, düz kafiye, koşma tipi, semai tipi, murabba tipi, sone gibi nazım şekillerini kullanır. Başlıklı ve mahlassız gazel denemeleri yaptığı gibi hem göz hem de kulak için kafiye uygulamalarında da bulunmuştur.

Nabizâde Nâzım (1862-1893)

Annesini küçük yaşta kaybetmiş, babasının ilgisi olmadan büyümüş ve ailesinden kopmuştur. Askeri okul mezunudur. Fransızca, Almanca, Arapça, Farsça bilir. Bu dillerden tercümeler yapar.

Şiir kitapları: 1. Hâtıra-i Sebâb, 2. Heves Ettim, 3. Mini Mini Yahut Yine Heves Ettim.

İlk yazısı 1880’de Vakit gazetesinde çıkan “Esaret” başlıklı bir denemedir. Ceride-i Havadis, Hazine-i Evrak, Mir’at-ı Âlem, Rehber-i Fünun, Âfak, Berk, Manzara, Servet-i Fünun, Tercüman-ı Hakikat, Servet, Mürüvvet gibi yayın organlarında da ürünlerini yayımlamıştır.

Nabizâde Nâzım şiir, roman, hikâye, eleştiri, deneme, çeviri, fen kitabı türlerinde eserler vermiştir. Daha çok hikâyeci, romancı kişiliğiyle tanınmıştır.

Şiir anlayışı: Nabizâde Nâzım, şiiri topluma faydası açısından değerlendirir. Fenni şiire önem verir. Fenni şiir, şairin tabiatüstü hayallerle uğraşmayarak bir tabiat olayını, fen bilgisini ya da topluma faydalı bir bilgiyi şairane gücüyle süsleyerek yazmasıdır.

Şiirde gerçeklik ve gerçekçilik taraftarıdır. Edebî sanatlar ve diğer estetik unsurlar, şiirde gerçek denilen unsurları daha güzel göstermek için kullanılmalıdır. Ayrıca çocuklar için de şiir yazılmalıdır.

Şiirlerinde ele aldığı konular aşk, din, Allah, çocuk, musiki, tabiat, ölüm, mezarlıktır. Nabizâde Nâzım, genellikle klasik nazım şekillerini kullanmıştır. Bunların yanında yeni şekillere de yer vermiştir. Dörtlük nazım birimi, koşma nazım şekli, serbest müstezad, çapraz kafiye, sarma kafiye denemeleri vardır. Tablo altı şiirler de yazmıştır. Göze göre kafiye anlayışını benimser. Genellikle aruz veznini tercih etmiş, iki şiirinde ise hece veznini kullanmıştır. Şiirleri teknik, estetik ve sanat değeri bakımından o kadar güçlü değildir. Dili yalın, açık, üslubu akıcı ve tabiidir.

Abdülhalim Memduh (1866-1905)

Şiir: 1. Tasvîr-i Vicdân, 2. Tasvîr-i Hissiyyât, 3. Burhan (Kanûnî Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Kara Süleyman Paşa’nın kahramanlığını anlatan bir eser), 4. Mazlum Türkler’e Mev’ize.

Seçki: Anthologie de l’amour turc (Türk Eş’âr-ı Garâmı, Edmond Fazy ile birlikte, aşk şiirlerinden oluşan bir seçki).

Tiyatro: 1. Bedriye (hece vezniyle), 2. Nâlân (Heceyle yazıldı, Nokta dergisinin ilk iki sayısında tefrika edildi, ama tamamlanamadı), 3. Abdülhamit ve Genç Türk Bir Harem Ağası (Refik Nevzad’la birlikte).

Edebiyat tarihi: Târîh-i Edebiyyât-ı Osmâniyye (Bizde “edebiyat tarihi” adlı ilk eserdir).

Özgeçmiş: Reşid Paşa (Mustafa Reşid Paşa hakkında).

Diğer eserleri: 1. İkinci Abdülhamit’i eleştiren bir broşür, 2. Hukûk-ı İdâre (Babası Ali Râgıb’ın adıyla yayınlanmış), 3. Takvîm-i Edebî (imzasız).

Basılmamış eserleri: 1. İclâl (bir vak’a-i târîhî), 2. İğbirâr, 3. Serâit-i İçtimâiyye ve Askerlik, 4. Reis Bey (Kendisini yargılayan Hüsnü Bey’i eleştiren bir perdelik oyun).

Şiiri: Şiirlerinde hem aruz hem de hece ölçüsüne yer verir. Mizahi, alaylı bir üslubu vardır. Şiirlerinde daha çok Abdülhak Hâmit’in etkisi görülür. Muallim Naci’ye karşı eleştiri ve tepkilerini ortaya koyar. Batı edebiyatından etkilenerek yeni nazım şekillerine yer verir.

Şeyh Vasfî (1851-1910)

Arapça, Farsça öğrenmiştir. Vehbî ve Şahidî’nin manzum sözlüklerini, Attar’ın Pendname ve Gülistan’ ını, Gelibolulu Hoca Muhammed Tahir Efendi’nin Mesnevi’ sini, Cami ve Hafız divanlarını okumuştur. Ayrıca Fatih Merkez Rüşdiyesi’nde Osmanlı Türkçesi dil bilgisi, Mekteb-i Kuzât’ta (Hukuk Fakültesi) resmî yazışma, Mekteb-i Nüvvâb’da (Kadı vekili yetiştiren okul) yazı, kompozisyon dersleri verir.

Eserleri:

Şiir: 1. Cezebât , 2. Feyz-âbâd (manzum bölümünde kendi şiirleri yer alır.)

Mektup: 1. Şöyle Böyle (Muallim Naci ile karşılıklı mektupları. Arif Yılmaz tarafından yeni Türk harfleriyle yayımlanmıştır).

Tercüme: 1. Hikemiyyât-ı İslâmiyye (Fars edebiyatından 247 hikemi sözün tercümesi), 2. Reyâhîn (Mesnevî ile Bostan’dan tercüme edilmiş hikemi, ahlaki hikâyeler), 3. Feyz-âbâd (mensur bölümünde bazı Müslüman yazarlardan tercümeler yer alır), 4. Bârika (Yavuz Sultan Selim’in Farsça şiirlerinden 166 beyit ve 12 mısra tercümesi).

Makale: 1. Münseât-ı Şeyh Vasfî (Eserde bazı manzumeler de bulunur, bir şiir de hece vezniyledir), 2. Muhâdarât (Ahmet Midhat Efendi ve diğerleriyle yaptığı tartışmalar), 3. Ravzatü’l-Ârifîn ( Nakişbendi tarikatına ait bir silsilename), Neşâtî’nin Hilye-i Enbiyâ adlı eserine bir ön söz.

Ders kitabı: 1. Levâmi’, 2. Bedâyi’, 3. Sevâti’, 4. Metâli’, 5. Nahv-i Osmânî, 6. Küçük Sarf-ı Osmânî, 7. Muhâverât-ı Şeyh Vasfî.

Edebiyat hayatı: Tercüman-ı Hakikat’ın edebî kısmında divan şiiri tarzında şiirler yayımlar. Eski-yeni tartışmasında eskiden yanadır.

Şiir ve yazılarını Tercümân-ı Ahvâl ve Saadet gazeteleriyle Maarif, Mektep, Hazîne-i Fünûn, İmdâdü’lMidâd, Güneş, Mürüvvet, Malumat, Mecmua-i Muallim, Âfâk, Şafak, Mecmua-i Edebiyye dergilerinde yayımlanır

Ayrıca Evhadüddîn-i Enverî, Ferîdüddin Attâr ve Molla Câmî gibi Fars şairlerinden çeviriler yapar. Okullar için dil bilgisi kitapları yazar.

Genellikle aşk, tabiat ve bazı tasavvufi konuları şiirlerinde işlemiştir. Dili sade, üslubu açık, nesri düzgündür.

Müstecabizâde İsmet İbrahim Bey (1868-1917)

Hukuk Fakültesinden mezun olmuş fakat daha çok sözlükçülük, edebiyat araştırmacılığı, şairlik, yazarlık, dergi ve gazete yöneticiligi gibi işlerle uğraşmıştır.

Eserleri:

Şiir: 1. Terane, 2. Dâstân-ı Zafer, 3. Yâdigâr-ı Sehrâyin.

Latife: Sükûfe-çîn.

Tercüme: 1. Müntehab Rubâiyyât-ı Hayyâm Tercümeleri, 2. Rafael (Lamartine’den roman).

İnceleme-araştırma: 1. Fürûk-ı Elfâz, 2. Tetimme-i Lügat-i Naci (sözlük), 3. Küçük Lügat-ı Naci (sözlük), 4. Muvaffakiyet-i Osmaniyye Yahut Yâdigâr-ı Zafer, 5. Nailîyi Kadim, 6. Rehber-i İttihat (ilkokul ögrencileri için okuma kitabı).

Edebiyat Hayatı: Yazı ve şiirleri Bursa’da çıkan Nilüfer dergisinde, Mektep, Maarif, Hazine-i Fünun, Marifet, Fevâid, Musavver Terakki, Pul Mecmuası, İrtika ve Maluma t gibi dergilerde yayımlanır.

Şiirleri konu, dil, üslup, vezin, kafiye, nazım şekli, bakımından geleneksel divan edebiyatı etkisindedir. Şiirlerinde hem aşk, ölüm, felsefe, din, tasavvuf, tabiat gibi bireysel konulara hem de vatan sevgisi, kahramanlık, devlet yönetimi gibi toplumsal konulara yer verir. Şiirde kıta nazım şeklini çok kullanmıştır.

Muallim Feyzi (1842-1910)

Necef ve Mısır’da medrese eğitimi görür. Galatasaray Lisesi’nde 33 yıl boyunca Fars edebiyatı dersleri verir. Uzun süre öğretmenlik yaptığı için “Muallim Feyzi” adıyla tanınır.

Eserleri: 1. Usûl-i Fârisî, 2. Kâmus (Türkçe-Farsça, Farsça-Türkçe sözlük), 3. Vâveylâ (İmam Hüseyin hakkında mersiye), 4. Dîvân-ı Es’âr, 5. Sûz-i Güdâz (şarkı güftelerinden oluşur), 6. Müntehabât-ı Farisiyye (Farsça şiirlerden tercümeler), 7. Mâtem-nâme, 8. Rubâiyyât-ı Hayyam (Hayyam’ın bazı rubailerinin tercümesi), 9. Cep Lügati (Türkçe-Farsça, Farsça-Türkçe sözlük).

Edebiyat hayatı: Mersiye (ağıt) türünde yazdığı eserleri ile dikkati çeker. Şii olan şair, On İki İmam’a bağlılığını ifade eden metinler, İmam Hüseyin için ağıtlar yazar. Şiirlerinde “Feyzi”, “Süruş” ve “Şirzat” takma adlarını kullanır. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde “Süruş” takma adıyla yazar. Şiirleri genellikle divan şiiri tarzındadır.

Mehmed Fâik Es’ad (1873-1902)

Özel hocalardan ders almış, Arapça ve Farsça ögrenmiştir.

Eserleri: 1. Sabâh-ı Hayatım, (Mehmed Es’ad, kendi yazdığı manzum, mensur eserleri, Arap ve Acem edebiyatlarından yaptığı tercümeleri, hikmetleri, edebî fıkraları içerir), 2. Gül Demetleri (Edebî ve hikemi makaleleri ve tercümeleri içerir), 3. Bir Demet Çiçek, 4. Arapların Hikâyât-ı Sâirâneleri, 5. Bahar Çiçekleri.

Edebiyat Hayatı: “Andelib” (Bülbül) ve “Fâik” (Üstün) takma adlarını kullanmıştır. Gazetecilik yapar. İrtika, Hazîne-i Fünûn ve Mektep gibi dergilerde şiir ve yazıları yayımlanmıştır. Arap, Fars ve divan edebiyatlarını iyi bilir. Önce eski edebiyat anlayışına uygun eserlerle kendini ispat etmek, sonra yeni tarzda şiirler yazmak istemiştir. Divan şairlerine nazireler yazar. Şiirlerinde hüzün, karamsarlık duygusu belirgin olarak görülür

Ara Nesil Döneminde Mensur Şiir

Ara Nesil’de mensur şiir gelişme göstermiş ve bu türde birçok eser yazılmıştır.

Batı edebiyatında mensur şiir

Batı edebiyatında mensur şiir, ayrı bir edebiyat türü olarak Aloysius Bertrand’ın 1842’de yayımladığı “Gecelerin Gaspard”ı adlı eseriyle başladı. En önemli örneklerden biri, Charles Baudelaire’in Paris Sıkıntısı (1869) adlı eserinin “Küçük Mensur Şiirler” adlı bölümüdür. Charles Baudelaire, Arthur Rimbaud, Stephane Mallarme, Comte de Lautreamont (Isidore Ducasse), Paul Claudel, Andre Gide, Marcel Proust gibi yazarlar da mensur şiir türünde ürünler verirler.

Ara nesil’de mensur şiir

Ara Nesil yazarları mensur şiir terimi için daha çok “mensure”, “nesr-i şi’r-âmîz”, “nesr-i nazm-âmîz”, “nesr-i muhayyel”, “nesr-i şairane”, “mensure-i şairane”, “hayalî nesir” gibi terimler kullanırlar.

Mensur şiir türünde eser veren başlıca Ara Nesil yazarları şunlardır: Mustafa Reşit, Mehmet Celâl, Fazlı Necip, Ali Kemal, Ali Nihat, Mehmet Refet, Mehmet Abdurrahman, Ali Nusret, Mustafa Fehmi, Ali Nadir, İsmail Safa.

Ara Nesil yazarlarının verdikleri mensur şiir örnekleri şunlardır: Mehmet Celâl: “Hazân” “Gözyaşı”, “Güzel Bir Gece”, “İstifâza” üst başlıklı metinleri. Elvâh-ı Şairâne adlı eserindeki mensur şiirlerinde özellikle aşk ve sevgili ile birlikte bir kompozisyon oluşturan tabiat konusunu işler. Mustafa Reşit: “Gül-i Nev-şüküfte”, “Kış”, “Hazân”, “Bir Çiçeğin Nâlesi”, “Şetâret”, “Benim Bülbülüm”, “Ne Hazîn Manzara”.

Ara Nesil’de Mensur Şiirin Genel Özellikleri

  • Bu metinler, şiir ile düzyazı arasında bir türdür.
  • Yazılan mensur şiir metinleri hikâye, deneme, şiir arasında bir yerdedir.
  • Bu ürünler, en fazla bir iki sayfadır.
  • Mısralar hâlinde değil, cümleler hâlinde yazılır.
  • Ele alınan konu şiirsel, duygusal, hafif, hassas, narin, bireysel niteliktedir.
  • Bazı mensur şiirlerde nükteye yer verilir.
  • Mensur şiirlerin şiirsel bir üslup ve edası vardır.
  • Metnin kısa, çarpıcı, etkili olmasına dikkat edilir.
  • Daha çok ilhama ya da bir vesileyle duygulanmaya bağlı olarak yazılmışlardır.
  • Metinlerde hüzün, karamsarlık, aşk, nefret duygusu daha baskındır. Zaman zaman sevinç ve mutluluk duyguları da dile getirilir.
  • Daha çok romantizm akımının etkisi görülür.
  • Konuları daha çok bireyseldir.
  • En çok şu konular işlenmiştir: Aşk, hayalî sevgili ya da ölen sevgili ile duygular, ölüm, mezarlık, çaresizlik, rüya, musiki, gözyaşı, gökyüzü, ay, tabiat, hayattan nefret, gece, sonbahar. Bunların yanında fakirlik, çile, fuhuş yapmaya zorlanan kadınların trajedisi, çocuğu ölen annenin çaresizliği, insanlar arası mücadeleler gibi toplumsal konulara da yer verilmiştir.
  • Şiirsel bir üslup, sanatlı tasvirler göze çarpar.
  • Şiire özgü edebî sanatlara, imge ve simgelere yer verilmiştir.
  • Vezin ve kafiye kaydı yoktur.
  • Ürünlerin iç ahengi vardır.
  • Oh!, of!, ah!, ey! gibi ünlemlere sıkça yer verilmiştir.

Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email