aofsoru.com

Beslenmenin Temel İlkeleri Dersi 7. Ünite Özet

Özel Durumda Olanların Beslenmesi

Giriş

Beslenme, insan hayatının önem verilmesi gereken bir konudur. Doğru ve sağlıklı beslenme ile sağlıklı bireyler yetişir. Sağlıklı beslenme ile ilgili bilgiler normal bireyleri kapsar fakat gebelik, emziklilik, yaşlılık, hastalık gibi bazı özel durumlarda olağanın dışına çıkılması gerekmektedir.

Gebelerin ve Emziklilerin Beslenmesi

Gebelikte annenin sağlıklı beslenmesi, fetüsün büyümesi ve gelişmesinin yanında anne sağlığını etkileyen önemli bir konudur. Ayrıca doğum sonrası dönemde de süt verimini etkilemektedir.

Annenin doğru beslenme, dinlenme, sağlık kontrollerine uyması ve doğru bilgi kaynaklarından bilgi edinmesi gerekmektedir. Bu süreçte anne adayının bilinçlenmesi gerekir bu amaçla birçok devlet destekli eğitimler bulunmaktadır.

Gebelikte hem anne hem de bebek beslendiğinden vücudun enerji, protein, mineral ve vitamin ihtiyacı değişmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre gebe bir kadın ortalama 12,5 kg’lık bir ağırlık kazanmakta ve bunun için de 80.000 kilokalori gerekmektedir.

Gebelikte günlük protein alımı normal tüketimden fazla olmalıdır. Örneğin; Hamile olmayan bir kadının günlük kalsiyum ihtiyacı 0,8 gram iken hamile kadının ihtiyacı 1,5 grama, emzirmeye başlayınca 2 grama çıkar. Ayrıca kalsiyum, fosfor, demir, çinko, iyot alımı da arttırılmalıdır.

Hamilelik sonrası da özellikle ilk 6 ay bebeğin süt ihtiyacını karşılayabilmek için de iyi beslenmelidir. Bebeğin ihtiyacını tamamen karşılayan bir kadın günde ortalama 700-800 ml süt salgılar. Bunun için emzikli anneler;

  • Daha fazla sıvı tüketmeli,
  • Kalsiyum içeren besinler tüketmeli,
  • Her gün 1 yumurta ve etli sebze yemeği ya da kurubaklagil tüketmeli,
  • Vitamin zengini sebze ve meyveler her öğünde tüketilmeli, d vitamini alımı için güneşlenmeli,
  • İyotlu tuz kullanmalı,
  • Hazır meyve suları, asitli içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonata tercih etmeli,
  • Kansızlığa önlem almak amacıyla şeker yerine tatlı olarak pekmez tüketmelidir.

Çocukların Beslenmesi

Çocuklarda beslenme yeni doğan (0-1 yas), okul öncesi dönem (1-6 yas) ve okul çağı (7-12) olarak ele alınacaktır.

Yeni Doğanda Beslenme

Yeni doğan bebeğin besini anne sütüdür. Fakat ilk emzirme zamanının geciktirilmesi, şekerli süt içirilmesi, lokum, şekerleme ve bal verilmesi, şekerli çay içirilmesi ve ek besin verilmesi gibi emzirmeyi olumsuz etkileyen uygulamalar vardır. Kolostrum (ilk süt) çok önemli olup, doğumdan sonra 3-5 gün devam eder, miktarı az olmasına karsın zengin içeriği ile süt miktarı artana kadar bebeğin tüm gereksinimlerini karsılar ve enfeksiyonlardan korunmasını sağlar. Ayrıca çocuk büyüdükçe içeriği değişen anne sütü bebeğin artan ve değişen gereksinimler ini tam olarak karsılar. 0-1 yaş arasında (süt çocuğu) beslenme şu şekilde olmalıdır:

  • İlk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenmeli, 6 aydan sonra başlanan uygun ek besinlerle 2 yaşına kadar sürdürülmelidir.
  • Çocuğa verilecek besinler onun sindirim sistemi fonksiyonlarına (emme-yutma vb.) uygun olmalıdır.
  • Besinlerin mideyi terk etme hızı çocuktan çocuğa farklılık gösterir.
  • Günlük toplam verilen besin miktarı çocuğun enerji ve besin ögeleri gereksinimini sağlamalıdır.
  • Çocuğa verilecek besinlerin temizlik ve sağlık koşullarına uygun olarak hazırlanması gerekir.

Bebek beslenmesinde kullanılan mamalar ise prematüre mamaları, adapte mamalar, yarı adapte mamalar, devam formülleri, kasık mamalar, hazır ek besinler ve terapötik mamalar olmak üzere 6 çeşittir .

Okul Öncesi Dönemde Beslenme

Bu dönem 2’ye ayrılır; 1-3 yas oyun çağı ve 3-6 yas arası da okul öncesi dönem. Bu dönemde çocuğa beslenme alışkanlığı kazandırılırken ailelerin dikkat etmesi gereken bazı konular vardır:

  • Besin çeşitliliği fazla, besleyici değeri yüksek, az miktarla gereksinmeyi karşılayabilecek yemekler hazırlanmalıdır.
  • Çocuk, aile sofrasına oturtularak kendi kendine yemek yeme alışkanlığını kazanmalıdır.
  • Çocuğa, yemek yeme saatleri ile televizyon ve oyun saatlerini ayırt etme davranışı kazandırılmalıdır.
  • Öğün aralıkları belirli olmalı. Tatlılara odaklanmaktan sakınılmalıdır.
  • Çocuğun kendi tabağına, kendi servisini yapma olanağı sağlanmalıdır.
  • Çocuğun tabağına, tüketebileceği miktar kadar yemek konulmalı.
  • Çocuk, aile ile aynı yemekleri yiyebilir. Ancak hazırlanan yemekler; aşırı tuzlu, acılı, baharatlı ve aşırı yağlı olmamalıdır.
  • Çocuğun beslenmesi ek zaman ve dikkat gerektirir. Sabırlı davranmalı, çocuk yüreklendirilmeli, yerken denetlenmelidir.
  • Çocuk, yemekle değil sevgi ve ilgi ile ödüllendirilmelidir.

Okul Çağında Beslenme

Büyüme ve gelişmenin hızlandığı, öğrenme ve kavrama işlevlerinin önem kazandığı okul çağında beslenmenin önemi daha da artmaktadır. Uzmanlar şunları önermektedir:

  • Nutrisyonel durumun yeterliliğini anlayabilmek için boy uzaması izlenir.
  • Çocuğun diyetinin izlenmesinde tutarlı kurallar konmalı ve uygulanmalıdır.
  • Beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıkları, vücut kitlesini koruyacak şekilde düzenlenmelidir.
  • Aşırı kilo sorunu varsa, çocuk, fiziksel aktivitesini arttırma ve enerji alımını bir miktar azaltma yoluna gidilerek, çocuk yüreklendirilmelidir.
  • Beslenme ile ilgili diş sorunu gelişme riskinin en aza indiğinden emin olunmalıdır.
  • Çocuğun sağlıklı gıda seçeneklerini belirleyen güvenilir kaynaklar ile güvenilir olmayan promosyon amaçlı mesajlar arasında ayırım yapabilmesine yardımcı olunmalıdır.
  • Diyetin yağ, kolesterol, şeker ve sodyum içeriği yönünden kısıtlanmasını sağlamalıdır.
  • Diyetin yeterli lif içermesini ve uygun besin seçenekleri ile demir gereksiniminin karşılanması sağlanmalıdır (S:133, Tablo 7.1).

Çocuklar için en önemli mineraller kalsiyum ve demirdir. Kalsiyum yetmezliğinde raşitizm, demir yetmezliğinde kansızlık oluşur.

Ergenlik Dönemi (Adölesan) Beslenmesi

Kızlarda 11-18, erkeklerde 13-18 yaslar arasını kapsayan ergenlik döneminde, büyüme hızlanır ve fiziksel olarak farklılaşmalar yaşanır. Bu dönemde gencin günlük enerji ve besin öğesi ihtiyacı yaptığı etkinliklerin derecesi, süresi ve cinsiyete göre farklılık gösterir. Ortalama olarak günlük menüde 2,5 porsiyon süt ve türevler,, 2-2,5 porsiyon et yumurta, kuru baklagiller, 3-4 porsiyon sebze ve meyveler, 6-8 porsiyon tahıl ve türevleri (kızlarda daha az olmalıdır) yer almalıdır. Bunların yanı sıra adölesanların beslenmesinde şunlar önerilir:

  • 11-18 yaş arasındaki erkeklerin günde yaklaşık 2500-2800 kilokalori, kızların ise 2200 kilokalori almaları gerekmektedir.
  • Günlük toplam kalorinin %50-60’ı karbonhidratlardan sağlanmalıdır. Ancak sükroz, früktoz gibi tatlandırıcılar kalorinin %10-25’ini geçmemelidir.
  • Günlük protein miktarları ise 45-60 gramdır.
  • Yağlar toplam kalorinin %30’unu, doymuş yağ asitleri de %10’unu geçmemelidir.
  • Kemik kütlesinin %45’i ergenlik döneminde oluştuğundan, bu dönemde uygun miktarda kalsiyum almak çok önemlidir. Günde yaklaşık 1200 mg kalsiyum alımının sağlanabilmesi için ergenlerin her gün 3-4 defa kalsiyumdan zengin gıda alması önerilmektedir.
  • Ergenlik döneminde kas kütlesi arttığı için, yeni kas hücrelerinin enerji için gerekli oksijeni sağlayabilmeleri için daha fazla demire gereksinimleri vardır. Günlük de-mir gereksinimi erkeklerde günde 12 mg, kızlarda 15 mg’dır.
  • A vitamini, C vitamini, E vitamini ve folat ergenlerin gelişiminde önemli yere sahiptir. (S:135, Tablo 7.2).

Yaşlıların Beslenmesi

Yaşlıların (65 yaş üstü), vücut dengesi düzenli olmadığından besin ihtiyacı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Fiziksel yetersizlikler, ağrılar, kanser, kardiyo-vasküler hastalıklar, bilişsel bozukluklar, azalmış yasam beklentisi ve sosyal izolasyon gibi yaşlılıkta sık görülen sağlık sorunlarıdır. Bunun yanında yaslılarda fizyolojik değişikliklere bağlı olarak diş kayıpları, iştahsızlık, hazımsızlık, emilim ve boşaltım bozuklukları, konstipasyon (kabızlık), diyare (ishal), kaşeksi, obezite ve enfeksiyonlara yatkınlık gibi sağlık sorunları gelişebilmektedir. Bunlar yaşlılığın doğal bir sonucu olabileceği gibi malnütrisyon (kötü beslenme) ile de da ilgili olabilir (Yaşlılıkta görülen malnütrisyon belirtileri için s: 136, Tablo 7.3’e bakınız).

Daha çok yaşlılıkta oluşan fizyolojik ve metabolik rahatsızlıklar altı grupta toplanabilir (Erdoğan, 511):

  • Beden bileşiminde yaşanan bozulmalar ; Bedende kırışıklık, sarkma, tırnakların sertleşmesi, saçların ve vücuttaki kılların köklerinin zayıflaması, beyazlaması, görme kaybı, göz renginde solgunluk.
  • Sindirim sisteminde yaşanan rahatsızlıklar; diş rahatsızlıkları, tükürük ve sindirim enzimlerinin salınımının azalmasıyla besinlerin emiliminin de azalması ve kolesterol.
  • Sinir sisteminde yaşanan rahatsızlıklar; sinir hücrelerinin dejenerasyonu sonucu algının zayıflaması, öğrenme güçlüğü ve zihinsel yetenekler-de azalma, Alzheimer hastalığı.
  • Solunum sisteminde yaşanan rahatsızlıklar; akciğerin işlevini yerine getirememesiyle ve bronşlardaki hava keseciklerinde yaşanan rahatsızlıklar.
  • Endokrin sisteminde yaşanan rahatsızlıklar; glikoz toleransının bozulması ve menopoz/antropoz döneminin gelişmesi, gizli seker veya tıp dilindeki adıyla “glukoz tolerans bozukluğu”.

Menopoz ve osteoporozun ise yaslılarda görülen en büyük tahribatı kemik erimesi şeklindedir. Menopoz ve osteoporoz süreci başladıktan sonra beslenmede dikkat edilecek hususlar şunlardır;

  • Besin çeşitliliği sağlanmalıdır.
  • İdeal vücut ağırlığı korunmalıdır.
  • Enerji içeriği düşük, besleyici değeri yüksek besinler tüketilmelidir.
  • Posa tüketimi arttırılmalıdır.
  • Sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır.
  • Düşük yağlı ve düşük kolesterollü besinler tüketilmelidir.
  • Kalsiyum içeriği yüksek besinler tüketilmelidir.
  • Tuz tüketimi azaltılmalıdır.
  • Sıvı tüketimi arttırılmalıdır.
  • Alkol ve sigara içilmemelidir.

Hücrelerin kendini yenileyememelerinden dolayı yaşlılıkta vücut direnci düşüktür. Aslında bu sıkıntı temel sorundur. Nasıl ki menopozda kemik yapısı kendini yenileyemediği için kemik dokusunda bozulma ve kemik erimesi görülüyorsa hücreler kendini yavaş yenilediği için iyileşme süreci uzundur. Yaşlılıkta kuvvetli bir bünyeye sahip olmak için besin grupları ve ortalama günlük veya haftalık tüketimleri su şekilde olmalıdır:

  • Sıvı tüketimini arttırmalı, günde 2 bardak süt içmelidirler.
  • Günde 60-80 gr et tüketebilirler. Et olarak genellikle kırmızı eti hem yemesi/çiğnemesi hem de hazmı zor olduğu için balık ve tavuk gibi beyaz etleri tercih etmelidirler. Ayrıca sakatatları tüketimden kaçınılmalıdır.
  • Salata türü çiğ sebzelerden günde 1 defa yemeleri gerekir.
  • 2 tane taze meyve veya meyve suyu tüketilmelidir.
  • Nişasta ve şekerli yiyeceklerden mümkün olduğunca az tüketilmelidir.
  • Bakliyatlar az tüketilmelidir. Haftada iki defadan fazla bakliyat tüketimi önerilmez.
  • Günlük ekmek tüketimi 300 gramı geçmemelidir.
  • Yaşlılar alkol tüketebilir ancak günde 1 kadehi geçmesi önerilmez.
  • Çay ve kahve az içilmelidir.

İşçilerin Beslenmesi

Beslenme, isçinin çalışma kapasitesini ve üretim hızını etkileyen etmenlerin başında gelmektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme, işçinin vücut direncini azaltarak enfeksiyonlara zemin hazırlamakta, hastalıklara yakalanma sıklığını artırmakta, hastalığın ağır seyrine ve öldürücü komplikasyonların gelişmesine neden olmaktadır.

Endüstri kuruluşlarındaki beslenme servislerinin, hekimler ve diyetisyenlerin sorumluluğu altında işletilmesini zorunlu görmektedir. Bu konudaki görevler söyle özetlenmektedir:

  1. Endüstri kuruluşlarında isçilere verilen yemeğin, enerji ve besin ögeleri yönünden yeterli ve dengeli olmasında yol göstermek veya planlamayı yapmak,
  2. Yemeklerin beslenme ilkelerine, sağlık ve temizlik kurallarına uygun olarak hazırlanmasını, pişirilmesini ve saklanmasını denetlemek,
  3. Beslenme ile sağlık arasındaki ilişkiler konusunda isçileri aydınlatmak ve gerektiğinde, isçinin alacağı özel diyeti planlayarak uygulaması için yardımda bulunmak,
  4. Sağlığa zarar verici koşullar altında çalışanlara verilecek ek besinler konusunda yol göstermek,
  5. Satın alınan besinlerin kaliteli olmasında yol göstermek.

İsçilerin çalışma koşulları birbirinden çok farklı olabilir. Bu nedenle bir isçinin günlük standart enerji ihtiyacını doğrudan söyleyebilmek zordur. Bununla birlikte isçilerin gün içerisinde harcadıkları fiziksel efor dikkate alınarak genel bir sınıflandırma yapmak mümkündür (Bakınız s: 139, Tablo 7.4).

Hastalıklar Sırasında Beslenme

Beslenme hastalıkta çok önemli bir yere sahiptir. Kimi hastalıklarda beslenme destekleyici bir unsur olurken kiminde de hastalıkların kaynağı ve doğrudan çözümü olabilir. Bu bölümde ülkemizde de sıkça görülen rahatsızlıklarda beslenme üzerinde durulacaktır.

Romatizmal hastalıklar: . Halk arasında en bilineni ve yaygın olanı kireçlenmedir. Bu durum beslenmede özellikle C vitamininin eksikliğine bağlanmakta, A vitamininin az alımı romatizmal hastalıkları tetiklemektedir. Bu nedenle romatizmal hastalıklarda yas ve cinsiyete göre belirlenmiş olan günlük tüketimden 4-5 kat daha fazla C ve A vitamini alınmalıdır.

Ülser: Ülser ağrılarında beslenmenin önemi büyüktür. Ülserde çoğu rahatsızlığın aksine vitamin veya protein takviyesi değil yiyeceklerin mide asidini tetikleyecek yapıda olmaması ve pişirme şekilleri etkilidir. Ülser hastaları tarafından özellikle haşlama yöntemiyle pişirilen et ve sebze yemekleri tercih edilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Ülser hastaları için de her hastalıkta olduğu gibi yas, cinsiyet, özel duruma göre farklı beslenme programları önerilse de temelde tüketilebilecek gıdalar; süt, bitki çayları, haşlama et ya da ızgara et ve tavuk, haşlanmış sebze ve komposto meyveler, haşlanmış yumurta, beyaz peynir, kaşar ve dil peyniri, bal, reçel, zeytin, pirinç, makarna, sade kek, sütlü tatlılar, komposto, jöleli tatlı, lokum, kabak tatlısı, zeytinyağı, çiçek yağı, mısırözü yağı.

Çay, kahve, neskafe, kolalı ve karbonatlı içecekler, alkollü içecekler, konserve, mey-ve suları, kızarmış et veya tavuk, sakatat, şarküteri ürünleri, sahanda yumurta, diğer peynirler (tulum), kuru fasulye, nohut, bulgur, soğan, mısır gibi gaz yapıcı besinler, kızartmalar, çikolata, çikolatalı pasta, kuru yemiş, yağda kızarmış hamur tatlıları, tahin helvası, margarin, kuyruk yağı, acılı baharatlar, turşu, sirke, limon ve greyfurt suyu ise tüketilmemesi gereken gıdalardır.

Hipertansiyon: Yaş, cinsiyet, kalıtım, şişmanlık, şeker hastalığı, aşırı tuz tüketimi, fiziksel aktivite azlığı, alkol tüketimi ve stres hipertansiyonu etkileyen faktörlerdir Tedavisi için yasam tarzının tamamen değiştirilmesi gerekmektedir. Beslenmede ise tuzun azaltılması, sebze, düşük yağ içeren süt ürünleri, diyete yönelik ve çözünebilir lif, tam tahıllar ve bitkisel kaynaklı protein tüketmeleri ve doymuş yağ ve kolesterol düzeyini azaltmaları önerilmelidir.

Kanser Hastalıkları: Malnütrisyon ve kilo kaybı kanserli hastanın en önemli ölüm nedenlerinden biri olarak gösterilmektedir. Günümüzde uygulanan kanser tedavilerine destek olarak spesifik besin ögelerinin destek tedavisi, tümör yanıtının artırılması, kemoradyoterapi komplikasyonlarının önlenmesi gibi değişik amaçlarla kullanımı dikkat çekmektedir. Bu spesifik besin ögelerinin oral, enteral, parenteral yollarla verilmesi uygun bir algoritm izlenerek sağlanabilir. Elbette her kanser vakasında doktorun önereceği farklı besin listeleri hazırlanmalıdır çünkü bilinen beslenme ilkeleri durumsal olarak farklılık gösterebilir. Bununla birlikte son yıllarda kanser tedavisinde fitoterapi adı verilen (Bitkileri kullanarak hastaları tedavi etme yaklaşımı) alternatif tıp yöntemine ilgi artmaktadır.

Sinir İltihabı: Sinir dokusunun mikrop kapması ağrılı ve sık rastlanan bir durumdur. Sinir iltihaplanmasının nedeni vücutta B 1 eksikliğidir dolayısıyla B 1 takviyesi yapılması gerekir.

Eklem Mikroplanması (Artrit): Böyle bir durumda canlılığı artırıcı besinler tüketilmelidir. Bunun için en etkili yöntem C vitamini ağırlıklı beslenmedir. Çilek, papaya, biber, brokoli, kivi, karalahana C vitamini zengin besinlerdendir. C vitamininin yanında A vitamini de direnci artırır. Havuç ve ıspanak A vitaminince zengin gıdalardır.

Kansızlık: Kansızlığın temel nedenleri protein, iyot, kalsiyum, B 3 , B 9 , B 12 ve demir azlığıdır. Dolayısıyla kansızlığı olan bireylerin beslenmelerinde bunlara dikkat etmeleri ve daha fazla almaları gerekmektedir. Özellikle B vitamini bol miktarda alınmalı hatta gerektiğinde hap olarak vitamin takviyesi yapılmalıdır.

KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı): Yaş, cinsiyet, hastalığın akut/kronik aşamaları, uygulanan diğer tedavi yöntemleri, antropometrik ölçümleri, kemik mineral yoğunluğu, besin tüketim durumu, aktivite düzeyi gibi faktörler hastaya uygulanacak beslenme tedavisini etkilemektedir. Gerekli görüldüğü takdirde, beslenme desteği de verilmelidir. KOAH hastalarına uygulanan tedaviye göre enerji ihtiyacı tespit edilerek beslenmesi buna göre ayarlanır. Karbonhidrat sınırlandırılır, doymuş yağlardan uzak durulur ve protein fazla tüketilir.

Diyabet: Vücudun çok az insülin yaptığı veya hiç yapmadığı durumda Tip 1, vücudun insülin yaptığı fakat kullanamadığı durumda Tip 2 olarak adlandırılır. Her iki koşulda da kanda şeker düzeyi yükselir. “Hiperglisemi” adı verilen bu durum iyi tedavi edilmezse büyük ve küçük kan damarlarını bozarak göz, böbrek ve sinir dokusunda hasarlara yol açabilir; kalp krizi ve inmeye sebebiyet verebilir. Diyabette hastanın vücuttaki seker oranına göre sürekli ölçüm yapması ve yemek saatlerine dikkat etmesi gerekmektedir. Diyabet hastalarının yeterli miktarda kaliteli protein, karbonhidrat ve yağ tüketmeleri gerekmektedir. Bununla birlikte (sakkarin, aspartam, asesulfam) potasyum enerjisi olmayan tatlandırıcılar kullanmaları önerilir.

Sporcuların Beslenmesi

Sporcuların enerji ve besin ögeleri gereksinimleri yaş, cinsiyet ve spor dalları açısından farklılık göstermekle birlikte, temel beslenme kuralları tüm sporcular için benzerdir. Beslenme; sporcunun gereksinimi olan enerji ve besin ögeleri ile yeterli sıvı alımını içermelidir. Genel olarak sporcuların karbonhidrattan zengin diyetle beslenmesi önerilirken, protein, vitamin ve mineralleri yeterli tüketmesi, yağdan sağlanan enerjinin spor yapmayan bireylerden biraz düşük olması önerilmektedir. Ayrıca sporcuların tükettikleri sıvı miktarı da fazla olmalıdır. Spor dallarına göre beslenme şekilleri farklılık gösterebilmektedir. Bu kapsamda ele alınabilecek spor dalları dayanıklılık sporları, kuvvet/güç sporları ve takım sporlarıdır.

Dayanıklılık sporları: Dayanıklılık sporları, uzun süreli ve düşük şiddetli aktivite gerektiren spor branşlarıdır. 3200 m koşu, kros, maraton, 2000 m kürek gibi sporlar dayanıklılık sporlarına örnektir. Dayanıklılık sporcularının günlük karbonhidrat ihtiyacı, 6-10-12 g/kg/gün, total enerjinin %60-65’idir. Egzersizden 4 saat önce, egzersiz sırasında her 10-15 dakikada bir ve egzersiz bitiminden 15-30 dakika sonra beslenmesi gerekir.

Kuvvet/güç sporları: Bu grup içerisinde; halter, disk, gülle, çekiç, 100 m yüzme, masa tenisi gibi spor branşları yer almaktadır. Ağırlıklı olarak kullanılan enerji sistemi; fosfojen sistem olmakla birlikte aktivitenin süresi uzadıkça, anaerobik glikoliz enerji sistemi de kullanılmaya başlanmaktadır. Aerobik sistem ise, toparlanma sırasında, enerji ihtiyacının karşılanması ve boşalan ATP ile kreatin depolarının yeniden doldurulması için gerekmektedir.

Takım sporları: En yaygın olanları futbol, voleybol ve basketboldur. Antrenman ve yarışma öncesi, karbonhidrattan zengin beslenmek, hem glikojen depolarında doygunluk sağlamakta, hem de aktivite sırasında kan glikozunda devamlılığı sağlamaya yardımcı olmaktadır. Oyun öncesi 2-3 saat içinde yaklaşık 1-2 g/kg karbonhidrat tüketilmesi önerilmektedir.

Sporcular dengeli beslenmelerini müsabakalarının son gününe bırakmamalıdırlar. Dengeli beslenmenin bütün sezonda sürdürülmesi, hem yeterli glikojen biriktirmeler ve hem de adaptasyon için gerekli görülür.


Yukarı Git

Sosyal Medya'da Paylaş

Facebook Twitter Google Pinterest Whatsapp Email